Hepimizin dilinde bir adalet dolaşıyor. Ben yeni fark ettim; adalet deyince insanların ekseriyeti yiyelim, içelim, gezelim tozalım gibi bir şey anlıyor.
Abartılı ise en azından şunu anlıyor: Adalet olsa ben sıkıntı çekmem.
Bunu da mı anlamıyor?
O zaman şöyle anlıyor: Adalet olsaydı benim de falanın, filanın, feşmekanın olduğu gibi param olurdu. Evlerim olurdu. Arabalarım olurdu.
Ben de vekil olurdum.
Benim de kedim olurdu.
İnsanların istedikleri adalet yılan vecizesi gibi.. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyorlar/diyoruz ya..
Adaleti de öyle istiyoruz. Bize dokunmasın ama adalet olsun.
Mesela bize dokunan adalet nedir? Hemen SGK'yı lağvetmek. Neden? Orada adalet yok. Adaletin nispeteni olmaz. Ben nispeten adalet duymadım.
İnsanlar oraya yatırdığı prim kadar emekli maaşı almaya.. Tersi: Yatırdığı prim kadar emekli maaşı ödenmeye başlansa, hazine desteği olmasa maaşlar 220 lira ile 450 lira arasında olur. İşimize gelir mi? Gelmez. Benim de gelmez. O halde istemiyoruz.
Adalet olsa memurların yarısından biraz fazlasının işine son vermek lazım. İşimize gelir mi? Gelmez. Benim halamın oğlu da memur, aman işsiz kalmasın.
Adalet olsa binaların yarısından çoğunun yıkılması, kalan yarısının da el değiştirmesi lazım. İşimize gelir mi? Gelmez.
Adalet olsa üniversitelerin kapanması lazım. Kimsenin işine gelmez. Özelse, işe yaramadığı halde para verip okuyan okuyormuş gibi yapan varsa bana ne?
Adalet ne? Nahide Hanım'ın oğlu SPK'ya girmiş. KPSS MPS kısmı var, kabiliyet kısmı var, torpil kısmı var, mülakat kısmı var.. Ama girmiş. Adalet sizin oğlanın da oraya girmesi mi, Nahide Hanımın oğlunun değil de sizin oğlanın girmesi mi, ikisinin birden girmesi mi, hak edenin girmesi mi?
Hak eden nasıl anlaşılacak?
Adalet eşitlik mi?
Adalet fırsat eşitliği mi?
Bütün bunlardan yahu olan olmuş, tut kuyruğundan gitsin sonucu çıkmaz. Nasıl ki, tıbben sınırdaki doz tolere edilebiliyorsa bu sınır da bünyeden bünyeye, yaşanılan (alışılan) coğrafyaya göre değişiyorsa bizim toplumsal bünye de belli bir doza alışmış, doz aşımında endişe ediyor.
....
Konuyla azıcık ilgili: Dün eski bir polis memuru, "Hakkımdaki soruşturmaları durdurmak, meslekten atılmamı önlemek için benden 160 bin lira haraç istediler" dedi.
Haraç olduğunu biz söylüyoruz. Onlar daha güzel isimler bulmuş.
Beni şaşırtan ne oldu biliyor musunuz? Toplumun bunu rutin bir işmiş gibi algılaması.. Sanki her gün, her saat böyle şeyler yaşanıyormuş da bu da onlardan biriymiş gibi.
Eğer yalansa, iftira ise sonuç değişmez. O zaman da sanki her saat iftira ediliyormuş, yalan söyleniyormuş bu da onlardan biriymiş gibi olur.
Memur parayı vermiş.
Atılmaktan kurtulmuş. Peki suçu neymiş.. Suçu yokmuş, haraç kesmek için suç uydurmuşlar.
Toplum bunu dahi yadırgamıyorsa...

