Ben tatbikatları severim. Hiç aksama olmaz. Mesela yangın tatbikatı.. Meydanın ortasında yalancıktan bir ev maketi konur, ateşe verilir.. İtfaiye anında orada.. Bir taraftan bina söndürülürken öbür taraftan binadaki maket adamlar kurtarılır.. Hemen ilk yardım hizmeti verilir.
Kurtuluş tatbikatı:
Temsilî düşman kuvvetleri olur.. Benim çocukluğumda düşmanlar hep Yunanlı olurdu.
Okullarda bile yapılırdı.
Öğretmen filancaya;
-Evladım sen düşman askeri ol, denirdi.. Çocuk, "örtmenim ben Yunan olmam" diye direnirdi.
Temsilî düşman askeri bulmakta zorlanırlardı.
Kurtuluş günleri:
Temsilî gaziler, temsilî Yunanlıyı yere yatırır;
Seni öldüreyim mi diye bağırırdı.. Sonra yol kenarına dizilen seyircilere döner;
-Türk askeri el kaldıranı öldürmez! diye bağırır, seyirciler de alkışlardı. Seyircilerin arasındaki çocuk da alkışlardı.
Deprem tatbikatı olurdu:
Düdük sesiyle herkes sınıfları boşaltırdı. 99'dan sonra usul değişti. Deprem Dede, "Çocuklar kaçmak yok. Sıranın altına girin" dedi.
Devlet tatbikatı:
Temsilî muhalefet, temsilî iktidar, temsilî yargı, temsilî sendika, temsilî baro, temsilî oda.. Sahici ordu.. Usulen sendikacı, usulen medya, usulen....
Az zaman değil.. 70-80 sene bu düzenle geldik.
Derlerdi ki, başka yerlerde ülkelerin ordusu var Türkiye'de ise ordunun ülkesi var. Biz yarım aklımızla orduyu ülkenin sahibi zannederdik. Keşke zannettiğimiz gibi olsaymış.
Her işi usulen ve mış gibi yapan üç nesil geldi gitti.. Üçüncüsü işbaşında.
Şimdi sahici olmak zorundayız ama ne yapacağımızı tam bilmiyoruz.
Yerli malı yurdun malı her Türk onu kullanmalı türküsü ile büyüyen neslin en genci 50 yaşında ve işbaşında. Zaten o zamanlar yerli malı olarak Hacı Bekir Lokumu vardı.. Dedem de yemişti ben de yedim. Dedemin yediği lokumdan yedim.
...
99 depreminde, "çocuklar düdük çalınca dışarı kaçın" tarzı tatbikatlar ne kadar işe yaradı gördük. Dönemin başbakanı bile televizyonculara, "Çocuklar telefonlarımız çalışmıyor; sizin yayın üzerinden bir haber gönderelim" demişti.
Devlet Aleviliği tarif etti.
Devlet başörtüsünün nasıl bağlanacağını gösterdi.
Devlet mezarda nasıl dua edileceğini dahi (havacı paşamın kameralar önünde örnek olsun diyerek yanındaki ere yaptırdığı Türkçe yakarış) öğretti ama biz adam olamadık. Ne dediğimiz, ne istediğimiz, neyi istemediğimiz, neye karşı olduğumuz niye karşı olduğumuz belli değil..
Bana her şey homurtu gibi geliyor.
"Teletabiler"in diyaloğu bile daha samimi, daha anlaşılır, daha...

