2. Dünya Harbi''ni anlatan yüzlerce film var.. Bu filmlerde benim için unutulmaz sahnelerden biri de toplama kamplarındaki yemek dağıtım sahneleridir. Yüzlerce insan elinde birer kase ile sıraya giriyor, kazanın önüne gelince tasına konulan bir kepçe aş ile mutlu olup gidiyor. Seçme hakkı yok.. Yağlı olsun, yağsız olsun, Veya tuzlu olmuş, tuzsuz olmuş deme hakkı yok. Birisi yanlışlıkla böyle birşey dese dağıtanlar da şaşırır, gruptaki diğer arkadaşları da. Çok merhametli kamp komutanı olsanız.. Maliyeti hesaba katmadan günde üç çeşit yemek çıkarılması, servis kalitesi sağlanması talimatını da verseniz yemek salonunu en salaş bir lokantanın kalitesine kavuşturamazsınız. Çünkü o yemekhanenin alternatifi yok. Yemeğe o gün az insan geldiği zaman pişirenin, dağıtanın kaybedeceği birşey yok. Herkes eli mahkum o yemeği orada yiyecek. Bu mahkumiyet o işi yapanları küstahlaştırıyor. ..... Şimdi artık irili ufaklı her şirket personeline yemek veriyor. Çoğu dışarıdan satın alıyor. Dışarıdan yemek alınabilecek onlarca şirket var. Hem kalitede, hem temizlikte, hem de serviste acımasız bir rekabet var. Yemek şirketi sadece yemek sattığı işyeri sahibini değil, yemeği yiyen personeli de mutlu etmek zorunda. Edemezse ertesi ay sözleşme feshediliyor, başka bir şirket devreye giriyor. Yemeği yiyenler değil satanlar diken üstünde. Rekabete dayalı kontrol askeri disiplinden daha acımasız. Adı ister yemek olsun, ister bilgisayar, ister elbise.. Eğer alternatifiniz varsa burnunuzun doğrusuna gidemiyorsunuz. ... Hiçbir kamu kurumunun rekabet derdi yoktur. Görüntüyü kurtarmak yetiyor. Özel olsa; batma, zarar etme, ele güne rezil olma derdi var. Senden memnun olmazsa öbürüne gider. Gelen müşteri hesap sorar..
Hesap sormak için para vermek lazım.
Hem ucuz olsun, hem özel olsun, hem kaliteli olsun derseniz olmaz. İki taraf istese de olmaz. Yeni düzene ayak uyduramayanlar, toplama kampındaki yemek sırasına girenler gibi emirle komutla, kalitenin artmasını, biraz yağ biraz da tuz konulmasını bekliyor.
Kırk yıllık alışkanlık Altı yıldır bitirilmesini beklediğimiz bir altgeçidimiz vardı..Geçen senenin sonunda biter gibi oldu..Şurayı bir de asfaltlasalar diyerek altı ay çukurlara, su birikintilerine, çamura girdik çıktık. Ve nihayet mahalli seçimlerden sonra asfaltlama işine geçildi..Tam biter gibi olunca ben iddiaya girdim: Dedim ki asfalt işi tamamen bittiği anda buraları boydan boya kazarlar..Önce bir haftalık kaldırım taşlarını söktüler, ağaç dikilecek şekilde eştiler..Eyvah, iddiayı kaybedeceğim derken yeni döşenen asfaltı birkaç yerinden boydan boya yardılar..İyi de oldu. Kırk yıllık alışkanlıklarımızı değiştirip bizi şaşırtmadılar. Asfalt biter bitmez eşip sonra yama yapmanın, yamaları her sene yenilemenin keyfi bir başka oluyor. Önayak olan herkese teşekkür ederim. Kazılan yerlere yama yapma işi kışa bırakırlarsa ikinci iddiayı da kazanacağım.

