Çok partili sisteme 950''de geçtik. Aradan geçmiş 52 sene.. Üç aşağı beş yukarı konuştuğumuz ve tartıştığımız konular hiç değişmemiş. Partiler kapatılmış, müdahaleler olmuş, birileri gelip bizi kurtarmış.. Sonra bir daha kurtarmış.. Sonra bir daha kurtarmış. Merkezin sağı olmuş, solu olmuş, tehlikeli partiler olmuş... (Dikkat: Tehlikeli ama seçime katılma hakkı olan) Tehlikesizler olmuş. Derdimiz ne ki, bu işi beceremiyoruz, diyen çıkmamış. Zaten "bu işi rayına sokmanın yolu nedir?"e kafa yoran yok. Bana sorarsanız çözüm sistem üzerindeki vesayetin kaldırılmasıdır. Büyüklere vesayet lafı etseniz, "yok öyle şey" diyeceklerdir ama var. Hani bazen küçük yaştaki çocuklara ailesinden çooook büyük miras kalır. Böyle hallerde mahkeme kimi kimsesi olmayan zengin çocuğa vasi tayin eder. Vasi, çocuk adına çocuğun parasına hükmeder. Yani çocuk, "Benim param değil mi, dilediğim gibi tasarruf ederim" diyemez. Ta ki, büluğ çağına erip mahkeme kararıyla vesayet kaldırılıncaya kadar.. Bazen büluğ çağına ermesi de yetmez.. Bizim sistem böyle. Vesayet altında. Partilerimiz de, seçmenimiz de, ezici çocunluğumuz da burnunun doğrusuna gidemez. Bunu seslendirmek her iki tarafın da işine gelmez. Gelmeyince tutarsızlıklar, çifte standartlar, ipe sapa gelmez gerekçeler, akıl almaz tartışmalar süreeeer, gider. Başkanlık sistemi olsa.. Bir başkan yüzde 80 oyla seçilse.. Arkasında yüzde 80''lik parlamento desteği olsa.. Her kararın oy birliği ile alınma şartı getirilse.. Kararlar oy birliği ile alınsa da, olmaz. Çok zengin bir ailenin beş çocuğunun, vasilerine, "Biz kardeşler olarak mutabık kaldık, paramızı şöyle şöyle harcayacağız" demesine benzer. Çocukların mutabık kalması yetmez. Üzgünüm.
RÜZGARA KAPILMAK Bir parti lideri (Baykal), "gelir gelmez ilk işimiz milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak olacak" deyince siyasete öfke duyan insanların yüreğine soğuk su serpmiş gibi oldu. Bizde geniş halk kitlelerinin yaygın inancı şöyledir: Memleket yıllardır soyulup soğana çevriliyor, ama bu işi yapanlara hiçbir şey yapılamıyor. "Niye?" diye sorduğunuz zaman da, "Dokunulmazlık zırhları var da ondan" diyorlar. Ferruh Bozbeyli''nin izahı bana daha makul geldi. Söylediği şuydu: "Anayasa''da milletvekili dokunulmazlığı ibaresi yok; orada kastedilen yasama dokunulmazlığıdır. Bunu kaldırdığınız zaman dışarıdan müdahale imkanı doğar. Kritik bir oylama öncesinde beş altı kişiyi şu veya bu sebeple gözaltına aldıkları zaman yapabileceğiniz bir şey kalmaz. Eğer niyetleri dokunulmazlık zırhına bürünerek suiistimal yapanların önüne geçmekse bunun yolu var. Yargılanması gerekenlerin dokunulmazlığını kaldırırsınız, iş hallolur."

