Küseniyle, küsmeyeniyle milletvekillerini "günah keçisi" gibi görmek bana kolaycılık gibi geliyor. Bizim dünyada bir örneği olmayan cennet vatan sisteminde milletvekillerinin yeri neresi? Yani sisteme ne kadar mudahil olabilirler? Şöyle düşünerek cevap bulabiliriz: 550 milletvekili de hepimizin arzu ettiği gibi iyi adamlar olsa.. Hepsi işini gücünü bırakıp "bu ülke için ne yapabilirim" derdine düşse.. Hiçbiri kıl kadar kendi menfaatini düşünmese.. Ne değişir? Ne değişirdi? Bence hiçbir şey. Bir kere daha hatırlatıyorum: Türkiye''de şirketler halka açılırken bir şeye dikkat ederler. En fazla yüzde 49''unu halka açarlar. Halka açık şirketlerin genel kurulu yapılırken oylamalar şöyle olur: Genel kurulda binlerce insan vardır, çoğu küçük hissedardır. Oturum başkanı herhangi bir konuyu oylamaya sunarken, kurula katılan herkes elini kaldırıp hayır dese bile, yüzde 51''i temsil eden bir parmak evet derse iş biter. Parmak sayısının bir önemi yoktur. Genel kurula katılan küçük hissedarların iyi ya da kötü olmasının da.. Ülkemizde üç aşağı beş yukarı yapı böyledir. Gidip gelip gariban vekillere öfkelenmek.. parti başkanlarına dirayet izafe etmek kendimizi aldatmaktır.
KÜSKÜNLER Bu adamlar kime küsmüş? Bakıyorsunuz barajı geçme ihtimali olmayan parti mensuplarının tamamı küskün. Geçme ihtimali olanlarda liste sonunda olanlarla listeye giremeyenler küskün. Seçilmesi garanti olan küskün yok. Biri, "Biz ülkemizin menfaati için seçimin ertelenmesini istiyoruz" dedi. Erken seçim kararı aldığınız tarihten bu yana ne değişti? Bir başkası, "Milletvekillerini lider hegemonyasından kurtaracak düzenlemeleri yapalım, öyle seçime gidelim" diyor. Şikayet ettiği hegemonya olmasaydı parlamentoya girme ihtimali milli piyangodan büyük ikramiye kazanmaktan zordu. Biz de milletvekilleri de kime küseceğimizi bilmiyoruz. Veya bilmek işimize gelmiyor. Al gülüm, ver gülüm geçinip gidiyoruz...

