Kaydet
a- | +A

Biz Türk seçmeni deyince kime bakıp bir profil çıkarıyoruz?

Ölçen, tartan, hesap yapan seçmenin yüzdesi ne? Ekseriyeti duygusal karar verir.

Ya önüne bir düşman koyacaksın, alt edilmesinde benim de tuzum olsun, diyecek. Ya da birilerine kızıp -farkında olmadan- intikam alma duygusuyla oyunu karşı tarafa verecek.

İstisnası her zaman vardır, olur.

Mesela 2002 seçimleri.. Seçmen çoğunluğu 2001 krizinden sonra mevcut iktidar ortaklarından nefret eder hâle gelmişti. Hükümet ortaklarının hepsi baraja takıldı; hatta bazılarının oy yüzdesi (ve diğerleri) mesabesinde kaldı.

Sonraki düşman kimdi? 2007'de 367 kararı vardı. Seçmen çoğunluğunun penceresinden bakınca (bizden birinin cumhurbaşkanı seçilmesini istemiyorlar) sonucu çıkıyordu. Ergenekon'un ayak sesleri duyulmuş, duyurulmuştu. Son bir hamle yapılacaktı refaha ve huzura erilecekti. Bizim olacaktı bu ülke. Esareti İttihat Terakki'den başlatmıştık, dolayısı ile 100 yıllık esaret sona erecekti.

2011'de Balyoz vardı, Ergenekon vardı, darbeciler gün yüzüne çıkmıştı ve hepsinden hesap sorulacaktı. Hepimize nöbet yazılmıştı.

Tam düşmanlar temizlendi derken Paralelciler çıkıp geldi. İhanetin ardı arkası kesilmiyordu. Ee, bu da yabana atılır düşman değildi. Yargıya sızmıştı, polisi neredeyse kontrol edecek hâle gelmişti, TÜBİTAK, Milli Eğitim, Ordu.. Uzanmadığı yer kalmamıştı. Şimdi yerel seçimin sırası değildi. Ne yapılıp edilecek ve nihai bir hamle ile bu düşmanlar da bertaraf edilecekti. Seçmen bu karara omuz verdi, verdik.

Bu arada düşman takası da yapıldı. 2011'in düşmanları düşman statüsünden çıkarılıp ara bölgeye alındı.

Geldik yeni bir seçim dönemine.

Bu dönemin düşmanı kim?

Seçmeni heyecanlandıracak bir düşman görünmüyor.

Vesayet üzerinden kampanya yürütmek sıkıcı.

Ya bu bir aylık dönemi nispeten sessiz sedasız -ve gülümseyerek- geçirmek lazım ki ben daha tesirli olacağına inanıyorum.

Ya da yeni şeyler söylemek lazım. Yatırım vaadi insanları heyecanlandırmıyor artık. Seçmen her türlüsünü gördü ve en büyüğünü bile doğal karşılıyor.

Düşmanla mücadele vaadi de yorucu. İnsanlar kısa bir müddet de olsa düşmansız bir dönem geçirmek istiyor.

Bir de bu mücadeleyi düşman ve ihanet şablonuna oturtmak eskiyi çağrıştırıyor.

Eskiden ordunun "iç düşman" tasnifi vardı. Onlar da iç düşmanı somutlaştıramazdı. Onlar da devlet kademelerine sızan düşmandan söz ederdi. Hemen her devir teslim töreninde bu düşmanlarla azim ve kararlılıkla mücadele edileceği söylenir, hükümetlere laf sokuşturulurdu. Biz düşmanlardan şikâyet ederken kime laf sokuşturmuş oluyoruz?

Bana öyle geliyor ki, kampanya döneminde düşman, ihanet, söyleminden vazgeçmek (veya ara vermek) hep nöbete çağrılan seçmeni biraz soluklandırır. Maazallah doz aşımı olursa, insanlar artık düşman, ihanet, hain, lafını duydu mu gülümser, "amaaaan bana ne, varsın olsun" moduna geçer.

ÖNE ÇIKANLAR