Türkiye'de uzun yıllar politika yaptıktan sonra, "ben artık yoruldum, köşeme çekileceğim" diyen birisini tanıdınız mı?
En çok dilimize doladığımız Erbakan'la Demirel'di.. İlki tekerlekli sandalyede parti toplantılarına katılıyor, emirler veriyor, giderayak genel başkan atıyor, görevden alıyor, yerine başkasını tayin ediyordu.
İkincisi cumhurbaşkanlığına çıktı, o ara dönemde boşluk bulabilseydi görev süresini uzatıp ikinci defa oturacaktı olmadı.. Mecburen kenara çekildi.
Kenarda olduğu halde son bir hamleyle 2007 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde müdahil olmaya yeltendi (yeltendi tabirini bilerek kullandım) olmadı..
İnsanlar bu işi niye bırakamıyor?
Bir cazibesi var demek ki..
"Millete hizmet yolunda" gibi bir gerekçe yerine, "yahu bu işi seviyorum" deseler bana daha içten gelir. Doğrusu böyle söylemek değil, demek ki..
Hizmet, talep, vatan, yarım kalan işler, yarım kalan yatırımlar..
AKP'nin en fazla üç dönem aday olunabilir kuralı geçmişteki örneklere duyulan bir tepkinin sonucuydu. İnsanların hoşuna da gitmişti. Ama hiçbirimiz üç dönemin bu kadar çabuk geçeceğini hesap edememiştik.
Üç dönem dolunca başarılı görülen isimlerin yerel yönetimlerde değerlendirilmesi yoluna gidildi. Bana prensipte sıcak gelmiyor.. Buna rağmen sevindiğim bir tarafı var: Çıta yükselir. Görmüş, doymuş, geçirmiş birileri yerel yönetimlere gittiği zaman tatmin olma derdinden kurtulur, işine bakar.
Mülki amirlerle ilişkileri nasıl olur onu da zaman gösterir.
Partiyle ve merkezî idareyle ilişkileri iyi olan kıdemli bir belediye başkanı fiilen vilayet yönetimini de uhdesine almış demektir.
Bizim idari yapı oluşturulurken, tahkim edilirken, rötuşlanırken hep aynı endişe ön planda tutulmuş. Rejimi koruma, kollama, ayakta tutma, ömrünü uzatma.. Rejim üzerinden müdahale sağma..
Verimlilik endişesi duyulmamış.
Daha iyi yolu nedir sorusu sorulmamış.
Millet belediyeler üzerinden sisteme yüklenince büyüme ve gelişme o damarla olmuş. Şehirlerdeki merkezî yönetimle yerel yönetimler uyumlu hâle getirilmezse yakın zamanda ülkemiz "belediyeler devleti" olur. Mülki idareler ve birimleri fiilen belediyelerin şubesi gibi olur.
İkisi ne zaman tek elde toplanacak?
Aslında siyaseti ticaret olmaktan kurtaracak tek yol başkanlık sistemi. O sistemde partiler önemsiz hale geliyor. Koltuğa yapışıp kalma riski olmuyor.
Partilerin yerel teşkilatları önemini kaybediyor.. Belediyelere musallat olamıyorlar.
Milletvekilliğinin yolu partiden geçmiyor.
Bakanlıklar başkanın sekreteryası gibi oluyor.. Saltanat kayığının köşesi olmaktan çıkıyor.
Sivil toplum kuruluşları senato ya da mecliste lobi yapıyor.. Varsa güçleri ya kanun çıkarılmasına önayak oluyorlar ya da çıkarılacak kanunu engelliyorlar.
Potansiyel yiyici tayfa sayısı sistem gereği iyice azalıyor. Devletin çarkları daha hızlı ve daha az enerji harcayarak dönüyor. Ama... nedense bu siteme geçişimizi birileri istemiyor.
Başbakanın partili cumhurbaşkanı olmasından sonra belki kapı aralanır.

