Başarılı bir dış politika deyince ne anlaşılır veya bir politikanın başarılı olup olmadığı ne kadar zamanda anlaşılır?
Mesela kendi vatandaşımız olan Kürtlerle 30 yıl şu isim bu isim altında savaşmak başarı mıdır?
Bu iç politikamızın mı zaafıydı dış politikamızın mı?
Beylik laflar vardır: Hiçbir devlet kendi ülkesindeki teröre göz yumamaz. Tamam. Biz de yummadık. Ne oldu? 30 yılın sonunda neye karar verdik: İyi ki göz yummamış ve mücadele etmişiz mi diyoruz, barışmak için niye geç kaldık mı diyoruz. Kaç tane seçenek var önümüzde? Bir, barışalım.. İki, savaşalım.. Yoksa bir seçenek daha mı var: Barışalım ama..
Bizim dışımızda ve bize rağmen yürüyen işler var. O işlere (plana) paralel hareket ettiğiniz müddetçe başarılı sayılırsınız. Müdahil olma imkânınız varsa problem yok. Risk alırsınız. Plan tadilatı yaparsınız, müzakere ile yaptırırsınız. Adamlar fi tarihinde yanı başımızda Irak devleti kurdular. Onun hemen yanında Suriye.. Kürtleri üç devlete dağıttılar. Müdahil olabildik mi? Hayır. Aradan yıllar geçti bir başkası gelip Irak'ı dağıttı. Müdahil olabildik mi? Hayır. Peki o günlerde (2003) ne istediğimizi biliyor muyduk? Benim hatırladığım Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduğumuzu söylemiştik. Bir de hemen yanı başımızda bir Kürt devletine asla müsaade edemeyeceğimizi söylemiştik. Peki gele gele nereye geldik? Kürt özerk bölgesinin Türkiye'ye katılmasına kadar geldik. İrademizle mi geldik? Şartlar getirdi? Bu hesaba göre 2003 tezkeresi kabul edilseydi, müşterek hareket etseydik, daha iyi mi olurdu daha kötü mü? Uzmanlar bilir. Suriye konusunda Irak gibi bizden bir talep olmuş muydu? Hayır. Biz ön aldık, yol aldık, sınır kapılarını açtık, içerdeki dengelere müdahil olduk.. İyi mi yaptık? Biz, bize göre iyi yaptık ama Batılılar bizi yalnız bıraktı. Namussuzdur bu Batılılar. Biz de Irak'ta onları yarı yolda bırakmıştık, açık denizlerde askerler günlerce tezkere beklemişti.. O başka konu.. Biz komşumuzu işgale hazırlananlara karışmayız ama yardımcı da olmayız. Suriye'de niye yardım bekledik? Libya'da niye NATO..
Bu mırın kırın satırlarından benim çıkardığım sonuç şu: Aksamalara rağmen işler belli bir plan dahilinde yürüyor. Bu plan bizim aleyhimize değil. Çok müdahil olmamızı gerektirecek şartlar yok, zaten faydasız. Müdahil oluyormuş gibi yapmanın sakıncası da yok. Yeter ki usulen olduğu bilinsin ve muhataplara hissettirilsin.
Keşkelerin de faydası yok. Olsa Mısır'a takılmayalım, Suriye işinde kenarda duralım, derdim..
Şimdi şartlar önümüze yepyeni kapılar açtı. Belki bu işin sonunda Irak'ın kuzeyi otonom bölge olarak bize katılma kararı alacak. Ve belki Musul, Kerkük yine özel bir statü ile bizim himayemize verilecek. Bu ihtimaller gerçekleşirse bu hayallerdeki en büyük payın sahibi kim olacak?
...
Bazı paralelci abiler bu hayale veya ihtimale karşı. Kabullenmiş gibi bir hâlleri var ama bu hâli (hayalin gerçekleşmesini) başımıza gelecek büyük felaket gibi görüyorlar. Neden felaket olduğunun veya olacağının ikna edici bir açıklaması yok. Ben daha boynu bükük bakıyorum. Geçmişe bakınca müdahil olma şansımızın olmadığını, her müdahalenin veya müdahale teşebbüsünün yüksek maliyet olarak bize döndüğünü görüyorum. Biraz da akıntıya kürek çekmeyi deneyelim. Zaten bizden fazla bir şey isteyen yok. IŞİD'den sosyal medyacılar dışında bizi sorumlu tutan yok. IŞİD organizasyonları yapıp oraları parmaklayacak hâle geldiysek.. Herkese rağmen geldiysek zaten akıntıya kürek çekme aşamasını geçmişiz demektir. O kadarına benim aklım ermiyor. Bileşik kaplara takılıyorum. Ama konsolosluk mensuplarının rehin alınması en azından kamuoyu planında bizi mağdur ve görünürdeki teşebbüslerimizi meşru hâle getiriyor.. İttifakı kolaylaştırıyor.
Sonu iyi gelir inşallah.

