Hayatımda ilk defa, yurt dışına kara yoluyla çıktım. Sofya macerası çok keyifliydi. Uçakla gidince; bütün gökyüzü aynı... Havada 9 bin metredeyken; Bangladeş''de misin, Amerika''da mısın, Fransa''da mısın farketmiyor. Bulutların milliyeti yok. Bir ülkeyi bir uçtan öbur uca uçakla 100 kere dolaş, hiçbir fikir edinemezsin. Ama kara yolculuğu öyle değil... O ülkenin kimliği, geçtiğin yerde çevresine yansıyor.
Toprağından, yolundan, köyünden; beynine bir yığın mesaj gidiyor. Gözünü, gönlünü okşayan yerlerde azıcık durup; biraz hava almanın keyfi de bambaşka... Otomobilimizle, gönlümüzün çektiği yerlere gittik. Filibe''ye uğradık... Bulgarlar bu kente Plovdiv diyor. İlk dikkatimi çeken şey; hiç denizi olmadığı halde, sanki bir sahil kasabasıymış gibi görünmesiydi... Bulgarlar''ın bile Türkçe "Çarşı" dediği, şehrin ana merkezi; beyaz, sarı, pastel pembe binalarıyla, deniz kıyılarının kasabalarını andırıyordu. Biraz yürüsek, denizle karşı karşıya kalacakmışız gibi bir duyguya kapılıyorsunuz. *** Ülkenin fakir olduğunu anlamak için, bir yığın malzeme gözünüze çarpıyor. Türkiye ile Bulgaristan arasında uçurum farkı var. Şehirler döküntü. Ama insanların kıyafetleri derli-toplu... Temiz... Özellikle gençkızları çok özenli... Giyimlerine bakıp, bu ülkenin fakir olduğuna kanaat getirmeniz mümkün değil. Eskiden demirperde ülkelerinin gençleri, gençkızları; tiplerinden şıp diye anlaşılırdı. Çünkü; tam tarif edilemeyen hafif bir kabalık, hafif bir köylülük tarafları olurdu. Bunlar kalkmış... Bir incelik, bir zerafet gelmiş. Caddeler defile gibi... Bir Fransız, bir İtalyan kızı nasılsa; inanın bunlar onlardan bir adım önde... Bir gram bile yağ fazlaları yok. Tek düşünceleri; kilo almamak için rejim... Alımlı görünmek için giyim... *** Bulgarların bizim Kapıkule''ye komşu sınır kasabası Svilengard''dan, Sofya''ya kadar uzanan kara yolu da ilgimi çekti. Saatler boyu gittiğimiz asfalt üzerinde, bir karışlık yer dahi; yama değildi... Nasıl yapıldıysa, öyle kalmış... Çökme, yayılma, bozulma, traşlanma, erime, bombe yoktu. Hızla giderken, araban hoplayıp zıplamıyor. Yol çizgileri de, her yerde süt beyazdı... Dönüşte, bizim Edirne-İstanbul otobanın silinmiş çizgilerini, rastgele ve çirkin bir şekilde yapılmış yamalarını görünce, moralim bozuldu. Sofya yolunun kaymak gibi görüntüsünden sonra; üstelik adı otoban olan bizim yolların silik görüntüsüne canım sıkıldı. Bulgaristan''daki büyük bir otoyol inşaatını bizim Ceylan Holding''e vermişlerdi. Ancak başbakan onaylamayınca, iş durdu. Adam bizim yollara bakıp, vazgeçmiş olmasın! *** Uçakla gitseydik, bu gerçeklere şahit olamayacaktım. Gırla olay gördük... Turla kolay döndük. Daha ne olsun?

