F.Bahçe''nin takım taklavatı vardı ama, TAKIM''ı yoktu... Irgatları az, prensleri çoktu... Emekçiler azınlıkta, soylular iktidardaydı. "Var" olmakla, "Varlıklı" olmanın ayırımını yapamıyordu. Her bakışta sürekli renk ve motif değiştiren Kaleidoskop gibi; desenleri birbirine tutmayan bir F.Bahçe gerçeği vardı ortada... Şansı Kapıyı Çalınca ve zor kazanılan maçlar... Geç gelen goller... Tatminsiz oyun...
Suskun Baliç... Sanki Altın Boynuz''ken, elden gitmiş bir Haliç... Eleştirilerin yoğunluğu yüzünden; kazanırken bile, mutlu olamadılar. *** Ancak geçen haftaki Denizlispor maçının ikinci yarısının başı ile, devamındaki 20 dakikanın arasına sıkışan bir F.Bahçe şahlanışı var ki; bu haftaya umut ve mesaj verdi. "Geliyorum" diyen fırtınanın ilk habercisiydi. Sarı - lacivertlilerin bu haftaki 5-1''lik galibiyetinde; Rapaiç''in olağanüstü futbolu... Baliç''in zor günlerden şen günlere dönüşü... Badireli bir yakın geçmişten sonra, Johnson''un cuk diye takıma oturması... Yusuf''un, ilk kez vücut vücuda yakın temaslı ikili mücadelelere istekli olması... Üstelik becerili olması... Lazetiç''in eksikliğine rağmen, orta sahada ciddi bir zaafın oluşmaması, elbette etkili oldu. Ama bütün bunlar, bireylerin iyi olmasının çok ötesinde; TAKIM OYUNU''nun kurumsal ve kuramsal tüm verileriyle vizyonda olmasından kaynaklandı. F.Bahçe bu bütünlüğü sağladığı için; temposunu ve kazanma hırsını 90 dakikaya eşit şekilde yayabildi. Erken oluşan farka rağmen; maça sahiplenme duygusunda hiçbir erozyon olmadı. Oyunda takipçilik ve süreklilik, ciddiyetinden ödün vermedi Goller sonrasında oluşan mutluluk tabloları da, paylaşma duygusunun nasıl eşit oranda bölüşüldüğünü belgeliyordu. Skor 5-1 gibi açık değil de, 1-0 gibi ekonomik olsaydı; bu yazdıklarımızın anlamı daha derin olacaktı. Çünkü tabela zenginliği, anlam zenginliğini engelliyor. *** Anlayacağınız; 5-1''lik F.Bahçe''yi övmenin, tabelayla bir ilgisi yok. Skor yazarı da aynı şeyi yazar... Spor yazarı da... Bu takım; sadece bir kaç kişinin özverili çalışması ve yetenekli futbolcuların becerisiyle kazanmadı. Hepisi birisi içindi, biri hepisi içindi... Hakemin verdiği ucuz penaltı kararı ya da başkaca bir şans faktörü; sarı-lacivertlilerin başarısında etkin rol oynamadı. O penaltı verilse de verilmese de, haklı ya da haksız olsa da; hırslı, istekli, arzulu ve etkin günündeki F.Bahçe, zaten istediğini elde ederdi. Ankaragücü için "Penaltı kararı adamların oyun düzenini bozdu, moralini bozdu. Oyunun şekli değişti, dağıldı" demek mümkün değildir. Kötüsü olmayan, ilk kez BİR TAKIM GİBİ oynayan F.Bahçe; iyi bir Ankaragücü ile de, kolaylıkla başederdi. *** Sarı-lacivertlilerin, son hafta kazandıkları son misyon çok önemli... Çünkü, F.Bahçe''nin kazanmaması gereken bazı maçları nasıl kazandığını gördük. Kazanması gerken maçları, nasıl zora soktuğunu da gördük. Canı isteyince koşanlar... Yanlarından gelip geçen rakibe, öküzün trene baktığı gibi bakanlar... Stres yapıp, pres yapmayanlar... Takımda ne kademe vardı, ne hademe... Paspası kim yapacak belli değil. Boya, badana işlerinde evde kimse kalmıyordu. Yardım istemek için halaya, eğlenmek için baloya gidiyorlardı. Ama Ankaragücü karşısında; herkes eline bir kova alıp, temizleyecek yer aradı. Köşe - bucak her taraf elden geçti. Hep beraber F.Bahçe''yi pırıl pırıl yaptılar.
Yalnız takım değil, oyun bile mis gibi kokuyor. *** Buraya kadar herşey güzel. Şimdi önemli olan bundan sonrası... F.Bahçe''nin "Takım gibi takımlığı" bir haftalık geçici bir süre için mi, yoksa kalıcı özellikler gösterecek mi? Bu parlayışı Foto Şipşak mı, Foto Erol Atar mı? Yan gelip yatar mı, gene böyle atar mı? Ayaküstü mü, kalburüstü mü? Gaziantep''te göreceğiz...F.Bahçe''nin takım taklavatı vardı ama, TAKIM''ı yoktu... Irgatları az, prensleri çoktu... Emekçiler azınlıkta, soylular iktidardaydı. "Var" olmakla, "Varlıklı" olmanın ayırımını yapamıyordu. Her bakışta sürekli renk ve motif değiştiren Kaleidoskop gibi; desenleri birbirine tutmayan bir F.Bahçe gerçeği vardı ortada... Şansı Kapıyı Çalınca ve zor kazanılan maçlar... Geç gelen goller... Tatminsiz oyun...
Suskun Baliç... Sanki Altın Boynuz''ken, elden gitmiş bir Haliç... Eleştirilerin yoğunluğu yüzünden; kazanırken bile, mutlu olamadılar. *** Ancak geçen haftaki Denizlispor maçının ikinci yarısının başı ile, devamındaki 20 dakikanın arasına sıkışan bir F.Bahçe şahlanışı var ki; bu haftaya umut ve mesaj verdi. "Geliyorum" diyen fırtınanın ilk habercisiydi. Sarı - lacivertlilerin bu haftaki 5-1''lik galibiyetinde; Rapaiç''in olağanüstü futbolu... Baliç''in zor günlerden şen günlere dönüşü... Badireli bir yakın geçmişten sonra, Johnson''un cuk diye takıma oturması... Yusuf''un, ilk kez vücut vücuda yakın temaslı ikili mücadelelere istekli olması... Üstelik becerili olması... Lazetiç''in eksikliğine rağmen, orta sahada ciddi bir zaafın oluşmaması, elbette etkili oldu. Ama bütün bunlar, bireylerin iyi olmasının çok ötesinde; TAKIM OYUNU''nun kurumsal ve kuramsal tüm verileriyle vizyonda olmasından kaynaklandı. F.Bahçe bu bütünlüğü sağladığı için; temposunu ve kazanma hırsını 90 dakikaya eşit şekilde yayabildi. Erken oluşan farka rağmen; maça sahiplenme duygusunda hiçbir erozyon olmadı. Oyunda takipçilik ve süreklilik, ciddiyetinden ödün vermedi Goller sonrasında oluşan mutluluk tabloları da, paylaşma duygusunun nasıl eşit oranda bölüşüldüğünü belgeliyordu. Skor 5-1 gibi açık değil de, 1-0 gibi ekonomik olsaydı; bu yazdıklarımızın anlamı daha derin olacaktı. Çünkü tabela zenginliği, anlam zenginliğini engelliyor. *** Anlayacağınız; 5-1''lik F.Bahçe''yi övmenin, tabelayla bir ilgisi yok. Skor yazarı da aynı şeyi yazar... Spor yazarı da... Bu takım; sadece bir kaç kişinin özverili çalışması ve yetenekli futbolcuların becerisiyle kazanmadı. Hepisi birisi içindi, biri hepisi içindi... Hakemin verdiği ucuz penaltı kararı ya da başkaca bir şans faktörü; sarı-lacivertlilerin başarısında etkin rol oynamadı. O penaltı verilse de verilmese de, haklı ya da haksız olsa da; hırslı, istekli, arzulu ve etkin günündeki F.Bahçe, zaten istediğini elde ederdi. Ankaragücü için "Penaltı kararı adamların oyun düzenini bozdu, moralini bozdu. Oyunun şekli değişti, dağıldı" demek mümkün değildir. Kötüsü olmayan, ilk kez BİR TAKIM GİBİ oynayan F.Bahçe; iyi bir Ankaragücü ile de, kolaylıkla başederdi. *** Sarı-lacivertlilerin, son hafta kazandıkları son misyon çok önemli... Çünkü, F.Bahçe''nin kazanmaması gereken bazı maçları nasıl kazandığını gördük. Kazanması gerken maçları, nasıl zora soktuğunu da gördük. Canı isteyince koşanlar... Yanlarından gelip geçen rakibe, öküzün trene baktığı gibi bakanlar... Stres yapıp, pres yapmayanlar... Takımda ne kademe vardı, ne hademe... Paspası kim yapacak belli değil. Boya, badana işlerinde evde kimse kalmıyordu. Yardım istemek için halaya, eğlenmek için baloya gidiyorlardı. Ama Ankaragücü karşısında; herkes eline bir kova alıp, temizleyecek yer aradı. Köşe - bucak her taraf elden geçti. Hep beraber F.Bahçe''yi pırıl pırıl yaptılar.
Yalnız takım değil, oyun bile mis gibi kokuyor. *** Buraya kadar herşey güzel. Şimdi önemli olan bundan sonrası... F.Bahçe''nin "Takım gibi takımlığı" bir haftalık geçici bir süre için mi, yoksa kalıcı özellikler gösterecek mi? Bu parlayışı Foto Şipşak mı, Foto Erol Atar mı? Yan gelip yatar mı, gene böyle atar mı? Ayaküstü mü, kalburüstü mü? Gaziantep''te göreceğiz...

