Kaydet
a- | +A

takımı" dedi.

Erdoğan Şenay da buna katıldığını söyledi.

Devreye ben girdim...

İnternet''te UEFA''nın ve Monaco''nun kendi resmi sitelerini 5 saat boyunca incelediğimi... Takımı didik didik ederek ve futbolcuları tek tek mercek altına alarak, Monaco''nun röntgenini çıkardığımı söyledim.

Bu takımın nasıl oluyor da Fransa şampiyonu olduğuna şaştığımı belirttim.

Son derece sıradan bir ekip olduğunu anlattım... Hatta ilginç bir örnek verdim...

Monaco kadrosunda bulunan 27 sırt numaralı Rodriguez''in yakın zamana kadar futbolcu değil; rugby''ci olduğunu açıkladım. Geçen sezonun son iki maçında, bu sezonun da ilk iki maçında oynamış... Yani adam, dört maçlık futbolcu!

İşte rakibimiz bu.

Bu yüzden Monaco''dan değil korkmayı; G.Saray''dan fark beklediğimi söyledim.

Gruptaki en tehlikeli rakibin, Monaco değil; Tugay''ın takımı G.Rangers olduğunu ısrarla iddia ettim.

Sonuç mâlûm...

Galatasaray; daha ilk yarıda, Avrupa ve Dünya Şampiyonu Fransa''nın şampiyonunu parçaladı.



Samsun yenilgisi sonrasında, mikrofon uzatılıp "Bu skor, Monaco maçını etkiler mi?" diye soran televizyonculara da, "Kesinlikle mümkün değil" demiştim.

Cimbom''un lig ve Avrupa kupa maçları performansının çoğu kez çeliştiğini hatırlattım; "Bu kez de farklı bir şey olmayacak ve bambaşka, şahane bir Galatasaray göreceğiz" demiştim. Öyle oldu...

Sarı-kırmızılılar; müthiş bir hırsla maça başladı. Yüksek tempoyla oynadılar.

Ancak kurdukları yoğun baskıya rağmen; pozisyona giren Galatasaray değil, Monaco''ydu... Özellikle Nonda''nın uzaktan mermi gibi şutları yüreğimizi hoplatıyordu.

Fransız takımının sık sık tehlikeli şekilde sokulması üzerine; tavır değiştirdik. Lucescu''nun istemediği, ama futbolcuların istediği "Vücut vücuda fiziksel temasla, tam saha pres" başladığında, Monaco çözüldü.

Arka arkaya goller geldi...

Harika bir şeydi.



Ancak ikinci yarıda, inanılmaz bir Galatasaray ortaya çıktı.

Oyundan kopmuş, 2-0''ın rehavetine girmiş bir takım olmuştu.

Oyun disiplini sıfırdı...

Hagi durmadan artistik çalımlar yapıyor, gereksiz topuk pasları veriyordu... Gene böyle tribünler için çalım atmak istediğinde, kaptırdığı topla gol yedik... Derken, gereksiz yere penaltı da yaptık.

Kendi hatalarımızla 2-0''dan 2-2''ye düşüş; takımın psikolojisini ve dengesini bozdu.

Dağıldık... Sinirlendik...

Bunun üstüne, bal gibi golümüz de verilmeyince; tam anlamıyla hır çıkardık.

Kırmızı kartlar havada uçuştu...

Bu sinirli ortamda, her türlü kazanın olabileceği maçı; Capone''un golüyle ama biraz zorla kazandık.

Rahat, hatta farklı kazanabileceğimiz maçı; laubalilik yüzünden nerdeyse veriyorduk.

Futbol, disiplinsizliği affetmez... Bir dahaki sefere aynı hataları işlememeliyiz...