Avrupa Birliği konusundaki düşüncelerimi, kamuoyunu şartlandırmak için, estirilen yüksek kuvvetteki fırtınalara karşı, belki de boşuna haykırmak pahasına, uzun süredir yazıyorum. Özetle, Türkiye''nin Avrupa Birliği''ne girmesi gerçekten Atatürk''ün gösterdiği "çağdaş uygarlık düzeyine" ulaşmak hedefine varmamızın tek yolu ise, tabii buna karşı olamam. Atatürk de bunu arzu ederdi amma, muhakkak ki böyle burnumuza, bizim dışımızda, ülkemizin deneyim ve birikimlerimizi kaale almadan üç beş Avrupalı tarafından tespit edilen "kriterler" ve "ev ödevleri" halkası takılarak, yangından mal kaçırırcasına sürüklenerek, devamlı teftişler, kınamalar altında değil. Eşit şartlarla, şeref ve haysiyetimizle.
Çalışma belgesi Bakanlar Kurulu''nun son toplantısında üzerinde "bir çalışma belgesi" tabiriyle, (kesin uygulama belgesi olarak değil) uzlaşılan ve çalışmaların "hızlandırılmasına" karar verilen Koordinatör Üst Kurulu tarafından hazırlanmış "yol haritası"nın, insan hakları demokrasi ve işkence gibi temel noktalarına itiraz zaten söz konusu olmazdı. Türkiye, Atatürk''ün direktiflerinin ışığı altında, zaten bu hedeflere yöneliyordu, yönelmeye mecburdu. Gecikmeler olmuşsa, bu da ülkemizin son yıllarda geçirdiği badirelerden, hem de jeopolitik konumundan ötürü olmuştur. Ve de siyasilerdeki, siyasetteki irade noksanından dolayı olmuştur. Paradoks şuradadır ki AB, şimdi de kriterlerini dayatırken, ilerde Türkiye''nin birliğini bütünlüğünü gene tehlikeye düşürecek olan bu faktörleri ve bizim bu husustaki sakıncalarımızı gözardı etmektedır.
Mayınlar mı? Güvence rezervleri mi? Şimdi, son Bakanlar Kurulu toplantısında, bu yol haritası bir çalışma ve referans belgesi olarak kabul edildi diye, bazılarının acele "bu iş tamam" diye sevinmelerine ve emrivaki yapmalarına mahal yoktur. Cengiz Çandar''ın "mayınlar" benim de "güvence supapları" telakki ettiğim önemli rezervler vardır. Türkiye''de rejimin som garantisi olan TSK''nın ve Türk milliyetçiliğini temsil eden MHP''nin, MGK''nın statüsü, TSK rolü, Kürtçe Eğitim, Kürt kimliğinin kabulü, TCK''nın 312. maddesinin kaldırılması -veya tanınamayacak hale getirilmesi- İdam cezasının tamamen kaldırılması hususunda, "Kürt sorunu"nun ve Kıbrıs sorununun çözümü konularında, üzerinde sonuna kadar direnecekleri yolundakı itirazları, şükürler olsun ki, vardır ve herhalde Bakanlar Kurulu''nda, MHP Genel Başkanı Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli tarafından açık seçik dile getirilmiştir. Kısacası, dayatılmak istenen "kaba uzun yolda", "yumurta kapıya geldi" diye "yangından mal kaçırırcasına" edilmeyecektir, Çünkü söz konusu olan Türkiye''nin ve Türklerin geleceğidir. Ne Ordunun ne de MHP''nin bu hayati konularda, "kamuoyu "baskısı altında tavizler vermeyecekleri muhakkaktır. Emekli Orgeneral Suat İlhan Paşanın işaret ettiği gibi Türkiye''nin bir an evvel AB''ye girmesini isteyenlerin listesine bakmak, en azından şüphelenmemiz ve acele etmememiz için yeterli sebeptir!
Kamuoyu Aylardır, AB''ye "lütfen kabul edilmenin" türlü faydaları sayılıp dökülerek şartlandırılmış olan kamuoyunun -medyada yansıtıldığı kadar olmasa bile- en azından sanal bir baskısının olduğu ortada.. Gallup tarafından, son zamanlarda profesyonel deformasyonları, milliyetçilik endişelerinden her nedense, daha ağır basan emekli Büyükelçilerimizden Şükrü Elekdağ nezaretinde, hangi kriterlere göre ve hangi yurt genelinde yapıldığını bilemeyeceğim bir kamuoyu araştırmasında halkımızın %68,7''sinin AB''ye girmemize taraftar olduğu tespit edilmiş. Muhtemelen doğrudur da. Çünkü AB''ye girmekle, ülke olarak kişisel olarak ne büyük nimetlere, refaha kavuşacağımız, aksine, girmezsek bunun büyük bir milli felaket olacağı propagandaları, öylesine yapılmakta ki ve bunlara karşı mahzurlarını belirtmek hususunda, bizler de öyle cılız kaldık ki Meşrutiyetin ilanından sonra olduğu gibi "Özgürlüğün" bir çırpıda ve bir anda bütün sorunları çözeceği husunda halkımız şartlandırıldı. Bu "cek, cak"lar furyasında, sanılıyor ki AB''ye girer girmez bütün işler bir tılsımlı değnekle hemen düzeltilecek Türkiye''ye bol para akacak, ekonomimiz düzelecek, insan hakları problemleri ortadan kalkacak, demokrasi aksaksız, eksiksiz hemen işleyecek, iç barış sağlanacak ve Güneydoğu sorunu her nasılsa -ama muhakkak siyasal ve barışçı olarak- çözülüverecek. Ve en mühimi milyonlarca Türk vatandaşı, ellerindeki ayyıldızlı pasaportlarla Avrupa''da hemen engelsiz dolaşmaya başlayacaklar -mış-?!. Ama göreceksiniz ki bunlar hemen gerçekleşmeyecek. Bir defa Avrupalılar, bir yabancı diplomatın dediği gibi, başka alternatiflere yönelmeyelim diye, bizi uzun süre oltalarının ucunda, hep çıtayı yükselterek veya gol kalesinin yerini, yeni dayatmalarla değiştirerek uzun süre tutacaklar ve nihayet -koca havuzlarına, her zaman yutulabilecek, küçük bir balık, vasat bir devlet olarak kabul edecekler. Bir başka Avrupalı dostum da, "Siz aklınızı ekmek peynirle mi yiyorsunuz. Kendi gücünüze ve konumunuza niçin hiç güvenmiyorsunuz? Kendi havuzunuzda büyük balık olabilirsiniz " diyor.
Ve kamuoyu Kamuoyu araştırmalarına ve "kamuoyu baskısına" gelince, eğer 1919 Mayısındaki "umumi vaziyette" Gallup bir kamuoyu araştırması yapsa idi muhakkak ki milli mücadeleye karşı olanların, oranı %70''i de çok geçerdi. Bazı iyi niyetli fakat sığ düşünceli kişilerin Amerikan mandası tasavvuru da oya konsa idi, bu teklif de aynı oranda destek bulurdu.. Ama Mustafa Kemal ve arkadaşları, bu baskılara, bu bezginliğe ve İstanbul''daki işbirlikçilerin kesif propagandalarına ve bir dizi iç isyanlara rağmen, milli egemenlik mücadelesinden vazgeçmediler.
Tarihe takılmak "Tarihe takılmayalım, Sevr, ''düyun-u umumiye'' gibi komplekslere kapılmayalım" diyorlar. Tarih''in gelişmeler önünde ayak bağı olmaması bir dereceye kadar doğrudur da, tarihten hiç ders almamak, milli birikimlermizi, değer yargılarınızı bir kalemde silmek ne kadar doğrudur?.. Bunlara karşı sadece Avrupa kriterlerine "takılmak" mı doğrudur? Ülkemize ve özellikle Güneydoğu''ya Amerikan Avrupa teftiş heyetlerinin akın etmeleri bize hiç acı hatıraları hatırlatmayacak, haysiyet ve şerefimize hiç mi dokunmayacak?
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Eğer bir millet büyükse kendisini ve tarihini tanımakla daha da büyük olur.", "Uygarlık tektir ve milletin ilerlemesi için bu uygarlığa ortak olmak gerekir. Biz uygarlığı taklitçilik yapalım diye almıyoruz, onda iyi olarak gördüklerimizi kendi bünyemize uygun bulduğumuz için, dünya medeniyeti seviyesinde benimsiyoruz" 1923
"Tarihi yazmak, tarihi yapmak kadar önemlidir! Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır." 1931
Gazi Mustafa Kemal

