Kaydet
a- | +A

Nefesimizi tuttuk ve Helsinki Zirvesi''nden Avrupa Birliği üyeliğine "aday"lığımız konusunda çıkacak kararı bekledik. Neticede, "adaylığımız" kabul edildi ve, bazılarına göre, Avrupa yolundaki kırk yıllık "maceranın" veya "ince uzun yolun" sonuna gelindi! Zirvede kabul edilen metinde, özellikle, Kıbrıs ve Yunanistan''la ilişkiler konusunda, hükümetin hoşuna gitmeyen bazı noktalar vardı. Tepkimiz üzerine, Türkiye''yi ikna etmek ve de metinde uzlaşmak üzere AB temsilcileri Solana ve Verhaugen Ankara''ya, ayağımıza kadar geldiler. Bu yazı dizgiye gittiği sırada, uzlaşmanın hasıl olduğu ve Başbakan Ecevit''in Helsinki''deki aile yemeğine katılması bekleniyordu. Zirve metnini, bu arada Kıbrıs ve Yunanistan konularındaki şartların dışında, mesela İnsan Hakları ve Güneydoğu hususunda (eğer varsa) istenenleri, görmeden, şu bağlamda, fazla yorum yapmak istemiyorum. Zaten, özellikle Kıbrıs ve Ege sorunları konusundaki paragraflar hususunda. Türkiye''nin Fin Cumhurbaşkanının, ABD Başkanının ve Ankara''ya gelen AB temsilcilerinin ısrarlı telkinleri üzerine "kerhen" ikna olduğu anlaşılıyor. Bu konularda, netice itibariyle, bazı diplomatik kelime oyunları ile yapılan kozmetik değişikliklere rağmen, olup-bittilerle karşılaşıp karşılaşmayacağımız, New York''taki Kıbrıs görüşmelerine gölge düşüp düşmeyeceği ilerde belli olacak. Ancak yapılmak istenen emrivaki de ilerisi için bir işaret... "Aktif Adaylığımız"ın, getirileri-götürüleri ne olacaktır? Asıl sonu hâlâ meçhul "macera", bundan sonra başlıyor!

BAYRAM Aylardan beri içerde ve dışarda tezgahlananlar sonunda, medyada öyle bir hava estiriliyor ki, bundan sonra, bir zamanlar heyecanla kutlanan 23 Nisan Milli Egemenlik bayramının yerine, nerede ise, "milli egemenliğimizi" Avrupalılarla paylaşmamız sürecinin başlangıcı olan 10 Aralık "bayram" ilan edilecek... Bayram, ama ne pahasına?

Devletimizin başı, Bakanlar, eski Dışişleri Bakanları ve Fazilet de dahil, parti liderleri, konsensüs halinde "Avrupalı olmaya bir kere karar vermişiz, dönemeyiz ve milli egemenlik haklarımızdan feragat etmeliyiz. Kanunlarımızı ve hatta Anayasamızı AB''nin normlarına ve kriterlerine uydurmalıyız" diyorlar. Türkiye''nin AB''ye girmesi için can atanlar var. Mesela Öcalan hücresinden, PKK Avrupa sokaklarından, Türkiye''nin adaylığını destekliyorlar? Tabii Öcalan kellesini kurtarmak gayretinde. Başlıbaşına bu, manidar bir çelişki değil mi? Fazilet Partisinden Bülent Arınç, birlikte katıldığımız bir TV programında, muhafazakârlığı gereği, adaylığın ve üyeliğin değer yargılarımızı, en azından, zedeleyeceği için beni desteklemesi gerekirken, Kopenhag kriterlerine uymak zorunluğunun, 28 Şubat''a benzer süreçlere meydan vermeyeceği ve MGK''nın kolunu kanadını kıracağı umudu ile mutlu idi! Ben Avrupa Birliğine üye olmamıza karşı değilim. Aksine, bu topluluğa eşit olarak üye olmamızın çok faydaları olacağına inanırım. Zaten, Atatürk''ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak direktifi Cumhuriyetin de baş hedefi olmuştur. En az iki yüz yıllık geçmişi olan, Avrupa''nın bir parçası olmak iradesi bize dışardan telkin edilmedi, bu bizim kendi tercihimizdi. Eğer bu konuda gecikmeler olmuşsa, bu da, Türkiye''nin İsveç veya Finlandiya gibi büyük tehlikelerden muaf olmaması neticesi idi. Bu tehlikeler hâlâ mevcut. Avrupa Birliği''ne, keşke 1995''te Yunanistan''la birlikte koşulsuz olarak üye olmayı kabul etse idik! O zaman, belki, bütün bu yaşananlar, istiskaller, yaşanmamış olurdu. Amma, bizim hatamıza karşılık, Avrupalılar da kültür farkları ve din farkları diyerek Türkiye''yi dışlamak için ellerinden geleni yaptılar. Bazı Avrupa devletleri hâlâ Türkiye''yi içlerine sindiremiyorlar, herşeyden önce, milyonlarca Türk insanının Avrupa''da dolaşmasını istemezler.

NİÇİN DEĞİŞTİLER? Pekala, 1997''deki hakaretamiz dışlanmamızdan sonra, birden bire niçin taktik değiştirdiler? Sadece deprem felaketinden sonra bize acıdıklarından mı? Bence, stratejik realiteleri ve bir ayağı Kafkaslarda, Avrasya''da olan Türkiye''nin, kendi savunma stratejileri ve ekonomik çıkarları açısından ne kadar önemli olduğunu ve Türkiye''nin önlenemeyeceğini, ABD''nin de uyarıları ile nihayet idrak etmişlerdir. Bana öyle geliyor ki, bizim (yani bazılarımız), müzmin aşağılık kompleksimizden dolayı "kendi ayak seslerimizden" korktuğumuz için, farketmediğimiz gücümüzü ve potansiyelimizi, Amerikalılar ve Avrupalılar bizden fazla farkediyorlar, biz Avrupa''yı kaybetmeyelim ama acaba Avrupalılar Türkiye''yi kaybetmeyi göze alabilirler mi? Bunun için de, adaylığımızı ilan ederek, hatta Solana''yı Ankara''ya ayağımıza kadar göndererek bizi oltanın ucundaki balık gibi tutmak ve böylelikle de tam üyeliğimizi savsaklamak istiyorlar! Evet şimdi, Avrupa''nın "bekleme odasına alındık" diye bayram edelim... Ama ne pahasına? Adaylık süresi AB''nin keyfine göre on yıl, onbeş yıl hatta otuz yıl sürecek... O dönemde başka alternatiflere yönelmemizin de önü kesilecek. Ama geçen akşam, NVT de eski Dışişleri Bakanlarından İlter Türkmen''in açıkça söylediği gibi bize yeni ve ağır şartlar dayatılacak. -Evet Bayram yapalım ama ne pahasına?

ÖDENECEK BEDEL Kopenhag kriterlerini kabul ederek, yüzyıllarca yılın hasılası ve birikimi olan değer yargılarımızdan vazgeçmemiz pahasına mı? Anayasamızın değişmez maddelerini değiştirmek ve üniter devleti sona erdireceği muhakkak, koşulları, bu arada azınlık haklarını tanımak pahasına mı? Kendimize özgü problemlere, mesela Güneydoğu''daki bölücülüğe karşı, kendi karar ve kurallarımıza göre mücadele etmekten vazgeçmek pahasına mı? İpin ucunu Avrupalıların eline vermek pahasına mı? Neticede, belki en önemlisi, "Globalleşme" gereği diye, "Milli Devlet"ten ve "Üniter Devlet"ten vazgeçmek pahasına mı? Bu bedelleri ödemeyi kabul edip, müşterek emelimiz olması gereken ve bildiğimiz anlamdaki Türkiye Cumhuriyeti''nin ve Türk milletinin, var oluşu, artık önemli değilse o başka... O zaman, 10 Aralık Avrupa Zafer Bayramı veya "Milli Egemenliğimizden Vazgeçmek Bayramı" kutlu olsun... Ama bu konuda bir önerim var: TBMM''deki "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ibaresinin altına bir parantez açalım: "Avrupa Birliğinin kriterlerine uyduğu oranda" diyelim.

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Bağımsızlık benim karakterimdir"

ATATÜRK