Kaydet
a- | +A

Gazetemizin değerli başyazarı Yılmaz Öztuna, AB''ye üye olmamıza -daha doğrusu lütfen kabul edilmemize- karşı olanların ileri sürdüğü itirazları "milliyetçi duyguları sömürmek ve saptırmak" ve de "zırvalamak" olarak tanımlamıştı. Oysa, Öztuna''nın, bu itirazları anlatış tarzı abartılı olmakla beraber, çoğu pekala haklı ve geçerli. Ben müsaadeleri ile aynı sakıncaları daha somut bir şekilde ifade edip,"doğru mu yanlış mı" diye sorayım.

Cumhuriyetin temeli Türkiye Cumhuriyetinin temel ilkesi, TBMM''nin Başkanlık kürsüsünün üzerindeki "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ibaresinde ifade edilmiştir.. Cumhuriyetin kurucusu Atatürk hep bu ilkenin en önemli emaneti olduğunu her fırsatta vurgulamıştı.. AB''ye kabul edilirsek, hatta kapısında bekletilirken, Adalet Bakanının geçenlerde açıkladığı gibi Anayasamızın 6. maddesinde yer alan ve "hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı" da belirtilen milli egemenliğimizi, yabancı egemenliğimizi AB kurumlarıyla paylaşmak durumunda kalmayacak mıyız? O zaman Anayasamızda bu maddenin altına "AB ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi müsaade ettiği kadar" ibaresini koymak durumunda olacağımız doğru mu yanlış mı?

Denecek ki, devir globalleşme devri. Hatta ulus-devletin sonunun geldiği devir. Bütün üyeler egemenliklerinden fedakarlıklar yapıyorlar. Ama biz yapmalı mıyız? Hem gerçek hayatta büyük devletlerin egemenliklerinden fedakarlıkları, güçleri, ağırlıkları oranındadır. George Orwell''in dediği gibi "bazıları diğerlerinden daha eşittirler." En önemlisi, bu fedakarlık karşılığında beklediklerimize değecek mi? Avrupa Birliğine kabul edilmekle özgürlük, demokrasi, insan hakları ev ödevlerini yapmakla, hemen bütün sorunlarımzın halledileceği ve kredilere boğulacağımız "doğru mu yanlış mı?" Hatta AB''ye tam üye olarak kabul edileceğimiz muhakkak mı? AB''nin başındakilerin, bizi, başka yönlere ve seçeneklere yönelmeyelim diye oltalarının ucunda tutarken, karşımıza hep yeni engeller ve kriterler çıkarmayacakları ne malum?

Atatürk yolu AB yönünün, Atatürk''ün "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak direktifini yerine getirmenin yolu olduğu söyleniyor. Atatürk yaşasaydı AB''ye girmeyi arzu ederdi ama böyle burnumuzdan sürüklenerek vesayet ve manda altında değil. O sağ olda idi, başta milli egemenliğimizin paylaşılması konusundaki tavizleri, bütün dayatmaları haysiyet kırıcı bulur ve elinin tersi ile iter, bu zülü kabul etmeye razı olacakları da yanından kovardı.. Doğru mu yanlış mı?

Somut sakıncalar Daha somut itirazlara gelelim: Hocamız Avrupa Birliği kriterleri gereğince, azınlık haklarının kabul edilmesi ile etnik parçalanma tehlikesinin başgöstereceği, Güneydoğu sorununda siyasal çözüm dayatmasıyla, bölgeye kültürel özerklik verilmesi ile ülkenin federasyonlaşması, sonra da bölünmesi veya Kürtleştirilmesi tehlikelerinin başgöstereceği yolundaki sakıncalarımızı, hatta bunca fedakarlık neticesinde Kıbrıs''ta elde ettiğimiz hakların AB''ye entegrasyon diye tek kalemde silinmesi endişelerimizi, "abartma ve fantezi" addediyor. Ama eğer AB sözcülerinin muhtelif zaman ve mekanlarda söyledıklerini -ki Sayın Yılmaz da bunları kişisel düşüncelerdir diye geçer- düşünürsek bu tehlikelerin varit olduğunu, en azından bu ihtimal karşısında, Türkiye''nin geleceği konusuna kumar oynamamak gerekeceğini kabul etmemiz gerekir. Artık akademik oldu ama, Öcalan''ın idamı konusundaki baskılar, idam cezasının kaldırılması dışında, Avrupa''nın Güneydoğu ve PKK hususundaki gerçek eğilimlerini göstermiyor mu? "Doğru mu yanlış mı?" AB''nin, Milli Devlet ve Üniter Devlet kavramlarına, ilkesel ve kurumsal karşıtlığı sonunda milliyetçiliğimizden vazgeçirileceğimiz de "doğru mu yanlış mı? Sayın Hocamız bütün bunlara razı ise ve önemli saymıyorsa, aklını bir zaman için bana da bağışlasa da rahat uyuyabilsem!

AB Kriterlerinin ve dayatmalarının kabulü neticesinde, Ordunun etkinliğini azaltmanın -ve yerine başka bir unsuru koyamayacağımıza göre- Türkiye''nin şu bağlamdaki çıkarlarına uygun olmayacağı, "doğru mu yanlış mı?" Ve nihayet, AB''nin dayattıklarını biz kendi başına yapmaktan gerçekten aciz miyiz? Vesayete mi muhtacız? Sayın Öztuna bu konuda siyasetçilerimizin gösterdikleri aczin vebalini "Bize kalsa elli yılda ancak yaparız" diye millete yüklüyor ve devletimizin bunca yıllık birikimlerini inkar ediyor.. Öztuna, yanlış saydığı görüşlerimizin bizi bir Orta Doğu Devleti haline indirgeyeceğini iddia ediyor. Acaba AB''nin vesayeti veya mandası altına girmekle kendimizi hiç devlet mazisi olmayan bir Afrika Devleti statüsüne indirgemeyecek miyiz?

Cengiz Çandar''ın derdi Cengiz Çandar''a göre, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''in New York''ta Clinton''dan, Schröder''den ve Chirac''tan yan gördüğü ve ayrıca, bir hesaba göre Türk hakının % 80 verdiğini iddia ettiği destek, anlamlı imiş. Türkiye bunlara sırt çevirip Pakistan''ın yoluna gitmemeli imiş! Bunlar Çandar''ın vehimleri. Ancak anlaması gereken bir şey var: Türkiye''de siyasetçiler, ülkenin, milletin birliği, rejimin savunulması hususunda gereken "hassasiyeti" göstermedikçe, o ister kabul etsin etmesin, Clinton, Schröder, Chirac vb. isterlerse hoşlanmasınlar, rejimin son ve başlıca garantisi olan TSK''nın hassasiyetleri ve siyasetteki etkinliği devam edecektir ve iyi ki de edecektir. Bu da Türkiye''nin realitesi.

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Türkiye''nin AB adaylığına Patrik sevindi. Kıbrıslı Rumlar sevindi. PKK yanlısı bölücüler sevindi. HADEP''liler seviniyor. Öcalan sevindi. Lütfen, siz bu işte bir terslik olduğundan, hiç olmazsa şüphe etmiyor musunuz?"

Emekli Orgeneral Suat İlhan -Avrupa Birliğine Neden Hayır- kitabından (Ötüken Yayınları?)