Ezelî bir tartışmadır; milletler, kurtarıcılarını, güç koşullarda, içlerinden mi çıkarırlar? Yoksa, milletlerin, hatta dünyanın mukadderatını olağanüstü "kahramanlar" mı tayin eder? Thomas Carlyle, dünya tarihinin "kahramanların" biyografilerinden ibaret olduğunu yazar. Bence, hele Türk tarihine bakarsak, iki olgu da biribirlerini tamamlar. Türk milletinin kaderini -ve büyüklüğünü- de "kahramanların" tayin ettiği doğrudur da, eğer Türk milleti büyük bir millet olmasa idi, içinden bu "kahramanları" çıkaramazdı. Olağanüstü bir "kahraman" olan Mustafa Kemal Atatürk, işte bu olguların kanıtıdır. Milletinin sinesinden çıkmıştır ve güç koşullarda, Türklüğün varoluşu tehlikede iken, milletin kaderini üstün dehası ve iradesi ile tayin etmiştir.
EĞER OLMASA İDİ? Mustafa Kemal olmasa idi, ne olurdu? Ortaya başka bir kurtarıcı ve "kahraman" çıkabilir mi idi? Bu felsefî bir spekülasyon olacak ama, büyük bir millet olan Türk milletinin ilelebet 19 Mayıs 1919 öncesi şartlarda kalamayacağı, o şartların getireceği ters gelişmelere hep katlanamayacağı muhakkaktı. Muhakkak ki, kurtuluş yollarını arayacak ve kurtarıcısını veya "kahramanlarını" gene bulacaktı, ama acaba herşey o zaman da "böyle" mi olacaktı? Hem o günün koşullarını ve asıl o kuşullar içinde, o günlerin ileri gelenlerini şöyle bir düşününüz, hangisi Mustafa Kemal çapında ve yapısındaydı? Sonra Milli Mücadelede sivrilenler, ancak büyük bir lider altında sivrilmişler ve büyük işler de yapmışlardı. Ama Mustafa Kemal ölçüsünde, karizmatik liderlik vasıflarından yoksundular. Onları motive etmek için bir Mustafa Kemal gerekiyordu! Osmanlı İmparatorluğu''nun, 700. yıldönümü kutlanırken akla, bunca haşmet ve menkıbenin kaynağı olan bu büyük devletin son vârislerinin, Sultan Osman, Sultan Murat, Fatih Sultan Mehmet ve Sultan Kanuni Süleyman gibi, kılıçlarına sarılıp, ülkenin kurtuluşuna niçin liderlik yapmadıkları sorusu gelir. Cevap basittir, bu büyük hanedanın hiçbir mensubu o yıllarda artık dedelerinin cesaret ve iradesine sahip değillerdi. Kısacası eğer Mustafa Kemal olmasa idi, Türkiye ve Türklük, parçalanmış ülkenin büyük bir kısmı Yunan, İtalyan, İngiliz ve Fransız egemenliği altında, bir yarı müstemleke, yarı manda olarak uzun bir zulmet dönemine girecekti... Yorgun ve bıkkın düşmüş millet de, genellikle kaderine razı gibi idi. Mahalli kıpırdanmalar olsa bile bunları tek bayrak, bir tek Kuvay-ı Milliye olarak birleştirmek iradesi yoktu.
ZÜPPELİKLER Bazı züppeler hâlâ, zaman zaman "İngilizler kalsa idi, daha uygar olurduk" veya "Amerikan Mandası haline gelse idik, daha rahat ederdik" veya yurdun bir kısmını "Fransızlar idare etse idi, kültürümüz ve sanatımız gelişirdi" derler.. O zaman da demişlerdi... Hatta vatansever olanlar bile, Amerikan mandası altına girmeyi ciddi ciddi önermişlerdi. ....Ama bunlar olsa idi, belki bir Hong Kong olur, Türkler olarak başımız dik yürüyemezdik. Yabancı egemenler de bizim öyle olmamızı ve birçok bakımlardan geri kalmamızı, etnik özerklikler diye ve fakat aslında bizi bir hizada tutmak için isterlerdi... Sonunda gene kurtulurduk ama neticede birçok milli vasıflarımızı ve bu arada cengaverlik hasletlerimizi kaybetmiş olurduk. Cumhuriyet''in nimetlerini ve faziletlerini şöyle bir düşünün; Mustafa Kemal ve hareketi olmasa idi, bunlardan çoğuna sahip olamazdık....
TİME''IN AYIBI TİME Dergisi bu yüzyılın en büyükleri ve çağa damgasını vuranların arasına Mustafa Kemal Atatürk''ü seçmedi. Bu onların büyük ayıbı. Oysa Atatürk, hemen hemen her kategoride muhakkak en büyüklerden biri idi. Bunu sadece ben ve biz söylemiyoruz. Mesela Bernard Lewis, "O damgasını sadece Türkiye''ye vurmadı" diyor ve ilave ediyor: "O''nun liderliği altında modern Türkiye''nin çıkması yüzyılın en büyük olaylarından biridir." H.G: Wells "Modern Dünyanın Tarihi" adlı eserinde, "Mustafa Kemal''in hikayesi 20. yüzyılın en büyük epiklerinden biridir" diye yazıyor.
NE OLDU BİZE? Bütün bunlara rağmen, Atatürk''ün büyük başarısına ve eserlerine rağmen, O''nun ölümünden 61 yıl sonra, niçin bu hallere düştük. O''nun Cumhuriyet''in geleceği için beslediği büyük umutlara rağmen niçin, hemen hemen her alanda yozlaşma ve umutsuzluk içindeyiz. Övünmüyoruz, umutsuzluklar ve olumsuzluklar içinde dövünüyoruz.. Artık kendimize güvenmiyoruz ve ülke için değil, her ne şekilde olursa olsun köşe dönmek için çalışıyoruz... Nerede hata yaptık ve önce ne bozuldu? Son zamanlara kadar 10 Kasım''larda öldü diye içtenlikle matem tutardık. Sonra bu matemleri gençlerin, içtenlikle katılamayacakları basmakalıp "ritüellere" dönüştürdük... Ben "10 Kasımlarda artık öldü diye matem tutmayalım, doğdu diye bayram edelim" derdim... Tabii, bayram edelim de, Atatürk''ün eserini bu hale getirdiğimiz için biraz utanmayalım mı? Asıl bu kayıbımızın matemini tutmayalım mı? İkinci Cumhuriyeti kurmaya çalışacağımıza, Atatürk''ü, asıl ne zaman ve nasıl kaybettiğimizi düşünmeliyiz!

