Kaydet
a- | +A

Bir ikilem yaşıyorum. Medyamızın, entellerimizin her gün, adeta elbirliğiyle "Türkiye''de ancak böylesi olur. Biz ancak bu kadarını yaparız" diyerek ülkemizi ve toplumumuzun, diğer ülke ve toplumlar karşısında aşağılanmasına ve bir aşağılık kompleksi pompalanmasına kızarken, diğer taraftan da her gün ortaya çıkan yeni yolsuzluklar, yozlaşma emareleri altında bunalıyorum. Son yozlaşma "vak''ası", sporda ve futbolda bir hakem "Saha namussuza kaldı" diyerek, bazı hakemlerin şikeli ve şaibeli maçlara alet olduklarını iddia ediyor.. İnsanın -yozlaşmamış, çürümemiş bir şey kalmadı mı (tabii TSK dışında)-diye sorası geliyor!

DİBE VURMAK Biz şimdi neredeyiz ve nereye gidiyoruz? Bu durumdan nasıl kurtuluruz, "ufuklarımızı saran ve gittikçe artan inatçı sisten" nasıl sıyrılırız ve yeniden nasıl kendimize geliriz? Bir defa dibe vurmamız gerekir diye düşünüyordum. Ama deprem felaketinden sonra daha ne kadar dibe? O dipden de ayaklarımızı yere vurarak şöyle bir su yüzüne çıkmadık... Aksine ortaya yeni çamurlar çıktı. Cumhuriyetin ilk yıllarında "övünen, güvenen, çalışan ve doğru olan", içtenlikle "Ne Mutlu Türküm" diyen yekpare bir millet idik... Bunlar, bugünün ortamında adeta hamasi, içi boş sözler gibi geliyor ve kasden de öyle gösteriliyor... Ama, özellikle gençler, inanın bana, bu gerçekten böyle idi, bizim kuşaklar gerçekten öyle idik!

NE OLDU DA... Ne oldu da değiştik, temel değerlerimizi yavaş yavaş mı; hızlı hızlı mı, kaybettik ve hâlâ da kaybediyoruz? İletişimin yaygınlaşması ile birlikte başka ülkelerde kendilerine özgü sebeplerle vaki olan ahlaki değer değişiklikleri ve yozlaşmalar bize de sirayet etti. Globalizm, demokrasi ve özgürlük yanlış anlaşıldı, suiistimal edildi ve edilmekte. Tabii bu ortam içinde milli birliğimiz, ahlaki değerleri ile birlikte tahrip edildi.

MİLLİYETÇİLİK Bir zamanlar "milliyetçilik", Cumhuriyetin en temel ilkesi idi..Cumhuriyeti kuran partinin altı umdesinden en önceliklisi idi. Önce bu partinin bazı mensupları, "Atatürkçüyüz" diye diye, onun bu baş ilkesine ihanet ettiler ve adeta apandisit gibi işe yaramaz, hatta kesilmesi gereken bir parça haline getirdiler. Bugün, bazı "enteller" arasında "milliyetçilik" en azından "demode" en fazlasından "ayıp" bir kelime. Milliyetçiliği kötülemek günün modası. Her fırsatta bütün kötülüklerin altında milliyetçiliği görüyorlar... Bununla birlikte "milli devletin" de iflas etiğini, artık açıkça söylüyorlar. Onlara göre "Devlete göçerten" de Milliyetçilik!

DEPREM VE MİLLİYETÇİLİK Bugünlerde bazı densizler depremin bir "ilahi ikaz" olduğunu söylüyorlar ya, ondan da önce, soldaki densizler "Deprem ve Milliyetçilik" başlıklı yazılarda, deprem felaketinin altında da "milliyetçiliği" aramışlar, sanki depreme ve sonra yaşananlara milliyetçilik sebep olmuş gibi milliyetçiliği hedef tahtası yapmak istemişlerdi! Daha önce de Türkiye''de milliyetçiliğin sembolü ve başlıca odağı olan Milliyetçi Hareket Partisi''nin seçimlerde büyük fark atarak hükümete ortak olmasını "en büyük felaket" addetmişlerdi.. "Milliyetçi" kelimesi onlarda Pavlov''un köpeklerindeki reaksiyona benzer tepkilere yol açıyordu ve hâlâ da açıyor.

BİLİNÇLİ ÇABA Bana öyle geliyor ki, "Devlet" gibi "Millet ve Milliyetçilik" ve "Milli Devlet" gibi temel kavramları, geleneksel, değerleremizi, kutsal bildiğimiz simgeleri tahrip etmek için, içerden ve dışardan, bilinçli çabalar sürdürülmektedir. Silinmek istenen kavramlar arasında "Türk" ve "Türklük" te var. Bazıları Türk yerine, o da lütfen, "Türkiyeli" deyimini koymaya çalışıyorlar.. "Anayasal Vatandaşlık" ucubesi de bu çabaların bir uzantısı. Utanmasalar, vatanımıza "Türkiye" yerine, "Anadolu Cumhuriyeti" veya "Anadolu-Rumeli Cumhuriyetleri" veya Öcalan''ın teklifi üzere, "Kürt-Türk Demokratik Cumhuriyeti" diyecekler... Can Dündar, bu yolda bir adım atmış. CNN Türk''ün yayınlara başlaması dolayısı ile bu televizyon kanalına niçin Türk dendiğini sorguluyor, bunu adeta ayıp addediyor... Ne denecekti ki? Bilmem "Türk" birilerine niçin batar? Ondan evvel Çetin Altan da artık Türklük yerine Dünya vatandaşlığının kaim olacağını, milli bayrağımızın "turistik flama" haline geleceğini, generallerin apoletli teşrifat memurları olacaklarını yazar durur.. Türkiye''nin bu kavram kargaşalarına nasıl ve nerede düştüğünü sorgulamak gerek.. Acaba nerede yanlış yaptık? Bu kafaları kadar sicilleri de karışık insanlar nereden ve nasıl türediler?