Atatürk''ün kurduğu "Türkiye Cumhuriyeti"ne bağlı olan bizler bu Cumhuriyet''in yerine, "İkinci Cumhuriyeti" getirmek isteyen numaracı Cumhuriyetçiler''e karşı bir mücadele vermekteyiz. Bilmiyorum bizim saflarımızda olanlar farkındalar mı, "numaracılar", "hile ve desise ile" ve profesyonel deformasyonla malul. Avrupa at gözlüklerini, takmış ve AB''ye aday olmaktan ötesini, önünü arkasını görmeyen bazı Dışişleri bürokratlarının da desteği ile, cephemizi arkadan çevirmeye başlamışlardır. Önceki yazımda da belirtmiştim; Avrupa Birliği''ne önce adaylığımızın, sonra da, Ecevit''in umduğu gibi 2004 yılında mı olur, daha mı geç olur, yoksa gözünüzün üzerinde kaşınız var bahaneleri ile yıllarca savsaklanır mı, ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan "tam üyeliğimizin" koşullarını tespit edecek olan "Katılım Ortaklığı Belgesini", hazırlamakta olan, Dışişleri ağırlıklı "İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulunun" (İHKÜK) raporunun, bazı hayatî maddelerine MGK Genel Sekreterliği muhalefet şerhi koymuş, özellikle Kürt kimliğinin kültürel haklar verilmesi ve açık-yakın tehlike hallerinde düşünce ve ifade özgürlüğünün sınırlanamayacağı yolundaki önerilere karşı çıkmıştı.
MGK''ya karşı atak Bu konuya çok önem veren Radikal Gazetesi''ne göre İsmail Cem''in Dışişleri Bakanlığı''nın belli bürokratları, MGK''nın bu görüşlerine karşı "atağa" geçmişler ve özellikle Kürt kimliği "anayasal vatandaşlık", Yüksek Askeri Şura kararlarının sivil yargı denetimine tabi tutulması ve düşünce özgürlüğü konularındaki önerilerini kabul ettirmek için mücadele edeceklermiş... Haydi hayırlısı, gazaları mübarek olsun!..
Anayasal vatandaşlık Bu konudaki haberi ilk yazan Adnan Keskin ve gene Radikal yazarlarından İsmet Berkan, konuya daha da açıklık getiriyorlar; Hariciyecilerimizin raporunda, AB ve Kopenhag kriterlerindeki Azınlık Haklarının korunması ile ilgili ölçüte ancak Anayasada "kapsayıcı anayasal vatandaşlık" ilkesinin benimsenmesiyle, uyum sağlanabileceği belirtiliyormuş. Yani bu kişiler Anayasamızda ve Cumhuriyetimizin temeli olan Kürtler''in bir azınlık olmadıkları ve sayılamayacakları ilkesini bir tarafa bırakarak, "anayasal vatandaşlık" gibi muğlak ne niyetine yerseniz nev''inden bir kavramla Kürt kökenli vatandaşlarımızın durumunu Kopenhag kriterlerinin azınlıkların korunmasıyla ilgili ölçütüne uydurmaya çalışıyorlar ama, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası''nın ruhunda ve lafzında belirtilmiş "milli vatandaşlık" temel kavramını feda etmek pahasına! Dayatılmaya çalışılan "anayasal vatandaşlık" kavramı, Atatürk''ün Cumhuriyeti kurarken, gerçeklerin ışığında benimsediği "ne mutlu Türküm diyene" felsefesinin, ilkesinin tam karşıtı. Zaten "anayasal vatandaşlık" taraftarları da (ki şu sırada Öcalan ve şürekasının da kendi çıkarları açısından sarıldıkları ve mevhum Demokratik Kürt-Türk Cumhuriyeti''ne temel addettikleri de aynı şeydir) bunun merkeziyetçi milliyetçiliğe karşı bir kavram olduğunu söylüyorlar. Üniter devletin de esasını teşkil eden "Merkeziyetçi Milliyetçilik" yani Türk Milliyetçiliği demode imiş. "Periferik Milliyetçiliği" (yani Kürt milliyetçiliğini) tahrik ediyormuş. Buna karşı da "farklılıkları" kabul eden kapsayıcı anayasal vatandaşlığı kabul etmek gerekirmiş. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Cumhuriyeti kurarken, tecrübelerin ve tatbikatın içinden gelerek oluşturdukları ilkeleri bir tarafa bırakacak, Alt Komisyon raporunda mehaz olarak gösterilen bazı akademik yabancı yazarların "merkeziyetçi miliyetçiliğe" -yani Üniter Devlet kavramına karşı düşüncelerini esas olarak alacağız! Alt Komisyonun bu konudaki önerileri ve Kürtçe eğitim ve TV vb. hakkındaki teklifleri birlikte alınınca, bunlarla Öcalan''cı ve PKK''cıların kendi organlarında günlerdir dayatmaya çalıştıkları düşünceler arasında anlamlı ve tehlikeli bir eşgüdüm olduğu görülür.
Sevr paranoyası mı? Sevr Paranoyası derler ama 1919 dayatılmak istenen etnik parçalanma ile, şu sırada "çağdaş" kelimelerle dayatılmaya çalışılmakta olan "ademi merkeziyetçilik" arasında pek fark olmadığı görülür. Döndük dolaştık, aynı o noktaya getirildik. Bu takdirde Türkiye''de aynı hakları talep edecek başka etnik gruplar da bulunduğu düşünülürse, ülkemizde bir etnik çatışmalar Pandora kutusunun kapağının açılacağı muhakkaktır. Alt Komisyonun MGK Genel Sekreterliği''nin muhalefet şerhine karşı atağa geçmesinde, Yüksek Askeri Şûra kararlarının sivil yargı denetimine tabi tutulmaması hususundaki TSK ısrarı da önemli bir madde, Avrupa''nın bu konudaki kriterleri malum; ancak TSK''nın bu konuda kararlı olmasının sebepleri, Türkiye''ye ve Ordunun bünyesine özgü koşullar açısından ve yakın tarihteki bazı olayların ışığında çok haklı gerekçelere dayanıyor. Silahlı Kuvvetlerimize bazı irticai unsurların sızma teşebbüsleri malum. Bunlara karşı önlem alınması zorunlu. Ordunun disiplini açısından emekliye sevkedilen bazı kişilerin hatta haklarında sivil mahkemelerde açıklanamayacak sebeplerle işlem yapılması zorunlu olanların, sivil kuruluşlarda olduğu gibi Danıştaya başvurdukları ve yürütmeyi durdurma kararları aldırdıkları takdirde sivil kesimde yaşanan garipliklerin Orduda da yaşanması kaçınılmaz olur. Eğer TSK bugün ülkenin en saygın kuruluşu olarak kalabilmişse, bunu büyük ölçüde kendi iç disiplinini kendi tedbirleriyle kendi içinde korumasına medyundur.
YAŞ kararları Alt Komisyonun önerilerinin kabulü muhakkak (o da başka kirterler icat edilip dayatılana kadar) Avrupa Birliği''ni memnun edecektir. Ama bunların, tümüyle kabul edilmesiyle başlayacak süreç sonunda ortaya çıkacak olan rejim ve Cumhuriyet, adı Türkiye Cumhuriyeti kalsa bile, Atatürk''ün kurduğu ve ilelebet payidar olmasını arzu ettiği Cumhuriyet "Türk Cumhuriyeti" olacak mıdır? Yoksa giderek bazılarının bir aralık ciddi olarak önerdikleri gibi, "Anadolu Cumhuriyeti" veya "İkinci Cumhuriyet" ve hatta Öcalan''ın çığırtkanlığını yaptığı "Demokratik Türk-Kürt Cumhuriyeti" haline gelmesinin önünde hangi milli direnç kalacaktır. Görüyorsunuz, düşmanların topla tüfekle, sonra da terörle yapmak istediklerini, kendi "alt" komisyonlarımız kavramları değiştirerek başarmak üzereler! Gelin de Türk Silahlı Kuvvetlerine şükretmeyin!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İnsanların hemen hepsi, terslikler karşısında dayanabilirler.. Ama eğer karakterlerini denemek istiyorsanız onlara iktidar verin!" Abraham Lincoln

