Kaydet
a- | +A

12 Eylül 1980''den sonra aktif siyasetten uzaklaştırılan Süleyman Demirel''in, siyasi olaylar hakkındaki yorumları, o dönemde "Bir Bilen"e atfen kamuoyuna duyuruluyordu, Şimdi, 16 Mayıs''ta, Çankaya''dan aramıza inecek olan Demirel, gene "Bir Bilen", hem de çok şey "Bilen" olarak, Güniz Sokağındaki evinin, -o masaların üzeri kitaplar ve belgelerle dolu, dağınık gibi görünen, fakat sahibinin, en ufak kağıdın, her kitabın yerini, eliyle koyduğu gibi bulabildiği- geniş odasından, bu sefer, aktif siyasete, fiilen, karışacak. Hem de tahmin ediyorum ki, fazla ara vermeden! O, engin deneyimleriyle Türkiye''ye hâlâ çok lazım.

Güldürmeyin beni! 1971''deki 12 Mart muhtırasından sonra, zamanın Adalet Bakanı, rahmetli İsmail Arar, Başbakanlıktan ayrılan veya ayırtılan Demirel''in tekrar siyasete dönüp dönemeyeceği sorulduğunda, gazetecilere, ünlü son sözlerden biri olarak tarihe geçecek bir cevap vermişti: "Güldürmeyin beni!"... Ama siz şuna bakın ki, o tarihten sonra, Demirel 29 yıl aktif siyasetin içinde kaldı. Muhalefet lideri, defalarca Başbakan ve sonunda da Cumhurbaşkanı oldu... Bundan sonra da elini ayağını siyasetten çekeceğini sanmıyorum!. Aktif siyasete karışması, kısa zamanda, bir partinin başına geçerek mi olur, yoksa başka şekilde mi olur, her halde çok geçmeden anlaşılacak. Damarlarında politika dolaşan Demirel''in, gerçekten bir "akil" adam olarak, sadece "Bir bilen" olarak kalamayacağını tahmin ediyorum. Müdebbir Demirel, belki de çok uzun zaman olmasa bile, şartların kıvama gelmesi için biraz bekleyecektir. Ama bu bekleyiş dahi onun rekabetinden çekinenleri huzursuz edecektir.

Baba hakkı Süleyman Demirel''i ya seversiniz ya da nefret edersiniz. Pek ortası yoktur. Ama Türkiye''de onu sevenlerin sevmiyenlerden daha fazla olduğunu tahmin ediyorum. Onu eleştirenlerin çoğu bile, "Baba" derken, bir bakıma sempatilerini ifade ederler. Yarım yüzyıldır, önce merhum Adnan Menderes''in iki en genç Genel Müdürleri olarak, beraber olduğum, sonra da, muhtelif zamanlarda devlette yanında hizmet ettiğim Demirel''i, en son tahlilde ve vicdanımla baş başa kaldığımda, hata ve sevaplarını, yaptıklarını ve yapamadıklarını, tarttığımda, "sevenlerden" biriyim. Onu, zaman zaman, eleştirdiğim, bazı hareketlerini ve sözlerini beğenmediğim ve yazdığım oldu. O da, bir zaman beni defterinden silmişti. Özellikle son zamanlarda Öcalan''ın idamı, Avrupa Birliği ve "anayasal vatandaşlık" konularındaki düşüncelerine katılmadım ve bunları kendisine de açıkça söyledim. Ancak neticede, ona karşı sevgimi ve saygımı yitirmedim.

Ana tema: Milliyetçilik Bir defa gerçek bir vatansever ve milliyetçi olduğuna inanıyorum. Eski gazete ve dergi kupürlerini karıştırıyorum; Anayasaya, demokratik kurallara bağlılık yanında "milliyetçilik" Demirel''in düşüncelerinde hep ana tema olarak kalmıştır. Hele son yıllarda, Türk dünyasının birliği için sarfettiği gayretler benim Turancılık tarafıma hitab etti. Gene özellikle son yıllarda, Çankaya''da halka açık bir Devlet Başkanı olarak görev yaptı. Halkla kendi arasında mesafe koymadı. Dostlarına sahip çıkmak uğruna, hatalar yapmış -"yapmışsa yapmış"- olsa bile, hiç olmazsa, kıvırmadı. Hep cebinde taşıdığı Anayasaya sadık kaldı, tarafsızlığını, hissiyatına rağmen bozmadı... bozmamaya çalıştı... Hataları yok mu idi? Zaman zaman, birbirini nakzeden bazı sözlerini, o günlerin koşulları içinde söylenip, şimdi rahat koltuklardan ters gibi görünen ifadeleri olmamış mıdır? İnsan kırk yıl, namlunun ucunda, en çetin zamanlarda, en güç koşullar içinde siyaset yapar da, hiç yanılmaz ve hiç hata yapmaz mı? Aksini iddia eden varsa beri gelsin! Demirel''in politikacı, parti lideri, Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak, başarıları, başarısızlıklarından, sevapları günahlarından ve meziyetleri, zaaflarından ağır basar. Tarih de bunu böyle tespit edecektir. Herhalde Demirel''e ve dönemine "karabasan" diyenler büyük bir haksızlık yapıyorlar!

Beş+beş fiyaskosu Son zamanlarda Demirel''in görev süresinin 5 yıl daha uzatılmasını sağlayacak Anayasa değişikliği maddesinin yeterli oy almaması bence "şık" olmadı. Keşke böyle bir yola tevessül edilmese ve Demirel sanki "reddedilmiş" durumuna düşmese idi. Bunun da ayıbı ne kendisinde, ne de başta Ecevit, bu yolu önerenlerde değil, bu olayda oynaklık gösterenlerdedir.

Kişisel hüzün "Çoban Sülü"den, İslamköy''den Çankaya''ya uluslararası çapta devlet adamlığına kat ettiği mesafe, Türk toplumundaki seyyaliyetin bir kanıtı olmaktan öte, bence "epik" bir başarıdır... Geçenlerde de yazdığım gibi, Demirel''in, görev süresi 16 Mayıs''ta dolduğunda, Çankaya''dan ayrılacak olması, beni kişisel olarak mahzun ediyor. Belki, biraz da yaşıtım ve nesildaşım olduğu için, bir dönemin kapanışına işaret ettiği ve biraz da kendimden de birşey koptuğu için! Çankaya''ya kuvvetli damgasını vuran Süleyman Demirel, bu kişisel duyguların, bazılarının peşin hükümlerinin dışında ve üstünde, şurası muhakkak ki, tarihe olağanüstü bir Cumhurbaşkanı olarak geçecektir! Kendisine, muhterem eşi Nazmiye Hanımefendiye sağlık, mutluluk diliyorum!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Demirel''in "226''yı bulun beni düşürün".. "sokaklar yürümekle aşınmaz" sözleri, umursamazlığın ve gafletin değil, kendi yetersiz bulduğu 1961 Anayasasına herşeye rağmen sonuna kadar sadık kalmak itinasını övülmeye layık olduğunu gösterir!" Altemur Kılıç 11 Aralık 1972 Devir Dergisi başyazısından. "Rejimlerin düşmanları daima vardır.. Rejimler düşmanlarının merhameti ile ayakta durmaz. Cumhuriyete sahip çıkmak şuuru ne kadar güçlü ise, Cumhuriyet her zaman olabilecek düşmanlarına karşı o kadar teminatlı olur." SÜLEYMAN DEMİREL-Ağustos 1973