Kaydet
a- | +A

Dün Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi''nde, Öcalan tarafından aleyhime açılan hakaret davasına bakılacaktı. Ben de, mahkemeye gidip bu eşkıya lideri hakkındaki düşüncelerimi aynen gene söylemeye hazırlanıyordum. Ne var ki, dünkü yazımı yazdıktan sonra, avukatlarımdan Timur Şen, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi''nce 27 Eylül''de alınan bir kararı bana faksladı. Ne bu karar, ne de ondan önce böyle bir ara kararının alınacağı, bana tebliğ edilmemiş, yüzüme karşı da okunmamıştı. "Sanığın" yani benim yokluğumda, Cumhuriyet Savcısının huzuruyla alındığı ve "okunup anlatıldığı" belirtilen bu "karara" göre "basın ve yayın yolu ile işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların ertelenmesine dair 28.8.1999 tarihinde 4454 sayı ile çıkartılan 3.9.1999 tarihinde yürürlüğe giren yasa kapsamında kalmış olduğu için" Öcalan''ın aleyhime açtığı dava da ertelenmiş oluyordu. Yani, ben bir taraftan, Öcalan''ın açtığı davada savunma yapmak -daha doğrusu düşüncelerimi tekrar etmek- imkanından mahrum bırakılmış oluyorum. Ama iş bununla da kalmıyor; hukuk devleti olmanın gereği, gene karara göre, aynı yasanın 2. maddesinin 3. fıkrası gereğince erteleme tarihinden itibaren 3 yıl içinde, birinci madde (basın yayın yoluyla kasıtlı bir suç) nedeniyle mahkûm olursam, ertelenen suç (Öcalan''a hakaret) nedeniyle açılmış olan dava kaldığı yerden devam edecek. Yani, dolaylı olarak aslında ben cezalandırılmış oluyorum, çünkü bu tehdit altında yaşayacağım üç yıl boyunca.. Kısacası, tekrar Öcalan''ın şikayetine karşı çıkmam ve düşündüklerimi söylemem için başka bir basın yoluyla hakaret suçu işlemem gerekiyor. Gelin de işin içinden çıkın. Acaba bu sefer kime hakaret edeyim? Gene Öcalan''a hakaret etsem -ki şimdi burada gene "cani, katil" diyorum- avukatları aleyhimde gene dava açarlar ve iki dava birleşir mi? Hukukçulara danışıyorum. Timur Şen kardeşim de, mahkemeye müracaatla Öcalan''ın hakkımda açtığı davanın görülmesine devam edilmesini isteyecek! Bu arada 17 Kasım''da Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi''ne benim davamı takibe gelmeye hazırlananlardan özür diliyorum. İnşallah bir defaki sefere!

MEDYATİK DEPREM İstanbul''da ve Marmara''da yeni bir deprem ihtimali bilim adamlarını biribirine düşürüyor, halkı da tereddütlere ve paniğe sevkediyor. Şurası aşikar ki, bu havalide zamanı kesin olarak belli olmasa bile, şiddetli bir deprem veya depremler olacak. Bunun açıkça bilinmesinde ve mümkün olduğu kadar hazırlıklı olmakta fayda var. Ama bilim adamlarının kendi bulgu ve kişisel teorilerine göre, her dakika TV kanallarında ve radyolarda kafaları karıştırmaları doğru mu? Medyada krokileri ile, kaç kişi ölecek, ne kadar bina yıkılacak hesapları ile dehşet senaryoları çizilmesi doğru mu? Herşeyde olduğu gibi bu konuda reyting dürtüsü ve medyatik olmak çabaları arasında sıkışıyoruz. Maalesef bana öyle geliyor ki değerli bilim adamlarımız kanaldan kanala koşarak görünmekten ve konuşmaktan zevk alıyorlar. Ama bu diğer medyatiklik-reyting sıkışmalarından daha farklı ve tehlikeli. Gazete ve televizyonlarda bir deprem vukuunda, bir deprem dalgası sonucu hasıl olacak zararların, ölü ve yaralı sayılarının ince ayrıntıları ile anlatılması ne derecede zorunlu uyarı ve nerden sonra sansasyon? Bütün zarar ihtimallerini bilirsek, bir imkanlar nisbetinde tedbirler almaktan hasarlı binaları boşaltmaktan ve gene imkan nisbetinde hazırlıklı olmaktan öte ne yapabiliriz ki? Korkalım ama dehşet senaryoları içinde yaşamanın ne pratik faydası var? Bilim adamlarının medyada görünmek heveslerine ve TV kanallarının da reyting hesaplarıyla onları hep kameralar ve mikrofonlar karşısına çıkarıp, açık oturumlarda kapıştırmak dürtülerine, artık bir nokta koymak lazım. Gönül ister ki, bütün bu uzmanlar birkaç gün bir yere kapansınlar ve bir konsensusa varsınlar ve kamuoyuna ortak bir görüş bildirsinler.. Ama tartışmalarını, şaşkına döndüren kamu yapmasınlar! Hatta bu işi devamlı olarak yapmak için bir Deprem Enstitüsü faaliyete geçirilsin..

OTOMATİK UYARI Bir hususu daha, dilimde tüy bitene kadar tekrarlayacağım. Temenni ediyorum ki Hükümet, kriz merkezine bağlı olarak, panikleri ve dedikoduları anında önlemek için, bütün TV ve radyolarını otomatik olarak ortak yayına geçiren bir merkezi uyarı sistemini, bir an evvel, kursun ve harekete geçirsin. Bu sistem harp ve afetler vukuunda zorunlu. Acaba TV kanalları reytinglerine tesir eder diye mi böyle bir sisteme karşı çıkarlar. Yoksa birtakım enteller, bunun haberleşme özgürlüğünü ihlal edeceğinden mi endişe ederler? Amerika''da ve bütün demokratik ülkelerde en gerekli hallerde kullanılacak böyle bir sistem var. Hükümetler tarafından suiistimal edilmesi ve yayınlara yerli yersiz, zamanlı zamansız ve gereksiz olarak müdahale edilmesi, ihtimali de var, ama bunlar da bazı müeyyidelerle önlenebilir...

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Bir hükümetin gerçek gücü, olağanüstü hallerde, özgürlükleri muhafaza ederken, gerekecek kuvvetli tedbirleri de çekinmeden alabilmesi ile belli olur." Abraham Lincoln