ABD Temsilciler Meclisi''nin Uluslararası İlişkiler Komitesi''nde kabul edilen sözde soykırımı tasarısı ve soykırımı iddialarının uydurma olduğu konusunda artık yazmamaya karar vermiştim. Amerika''da yıllarca bu konuda mücadele verdikten sonra, kuvvetli ve paralı lobiler karşısında, politikacıların seçim çıkarları ve mali yardımlar karşısında tarihi gerçeklerin, hatta ABD''nin kendi reel dışpolitika çıkarları hususundaki endişelerin para etmeyeceğine çoktan kanaat getirdim. Bunun için de Türkiye''nin mukabil yaptırımları ve bundan sonra olacaklar hususunda da tahminler yürütmeyi doğrusu akademik ve abes addediyorum. Tasarı Temsilciler Meclisi''nde de kabul edilirse, bunun hemen pratik neticeleri pek olmayacak ama Ermeni iddialarının Avrupa''da da giderek, anıtların dikilmesi, deklarasyonların yayınlanması ve sözde soykırımın sözde mağdurlarının açacakları tazminat davaları ile kötü bir yol açacak ve yıllarca başımızı ağrıtacak! En kötüsü, Türk kamuoyundaki haklı tepkiler, "gâvura kızıp", neticede kendimize de dokunacak şekilde "oruç bozmamıza" sebep olabilecek. İçimden ne geliyor bilir misiniz? Yüksek bir yere çıkıp "Yaptıksa yaptık" demek, kesip atmak! Zira bu yılan hikayesi bitip tükenmeyecek!.
Hangi tarihçiler? Bu konunun "tarihçilere bırakılması" isteği yanlış ve altından çapanoğlu çıkabilecek bir istekti. Gerçeklerden korktuğumuz için değil, Bernard Lewis, Stamford Shaw, Justin McCarthy ve sonradan hidayete eren Arnold Toynbee gibi namuslu bilim adamları dışındaki yabancı uzman ve "tarihçilerin" objektifliklerine güvenemeyeceğimiz için onlar bir tarafa, "sözde bizim" tarihçilerimizin hepsine güvenebiliyor muyuz? Bu sözde tarihçiler objektif olduklarını kanıtlamak için mi, yoksa başka ideolojik dürtülerle mi Ermeni soykırımı iddiaları konusunda, Ermenilerden ve destekçilerinden hiç de geri kalmıyorlar.
Soykırımı veya katliam yaptığımıza dair yeni "bilgiler" verip, düşmanlarımızın eline yeni malzeme ve kozlar veriyorlar. Böyle dostlar ve mesela RADİKAL gazetesindeki Mine Kırıkkanat gibi, fütursuzca, Ermenistan pasaportlu iş adamlarının yurtdışına çıkarılmasını öneren Tansu Çiller''e: "Kimi, nereden kovuyor; Ermeniler, tıpkı Rumlar gibi bu toprakların Türklerden önceki sahipleriydi!" diyebilen yazarlarımız oldukça düşmanlara ne gerek var?
Ünlü "büyük usta" Çetin Altan, soykırımını Birinci Dünya Harbinde Almanların milliyetçiliği tahrik ederek organize ettirdiğini yazarak Türkiye''nin soykırımını sistematik olarak yaptığını, imadan öte iddia etmişti. Sözde tarihçi Mete Tunçay da, zamanın gizli örgütü, yarı resmi Teşkilat-ı Mahsusa''nın, Osmanlı Parlamentosundaki tüm Ermeni milletvekillerini "yok ettiğini" yazmıştı.
"Türk tarihçisi Berktay Şimdi de "tarihçi" Halil Berktay, RADİKAL gazetesinde Neşe Düzel ile yaptığı sohbette bu sözde objektif tarihçiler kafilesine katılmış. Hazret, Ermenilerin ve Rumların da çok Müslüman ve Türk katlettiklerini lütfen kabul ettikten sonra, güya suçu devletin dışına atmak maksadıyle, Ermenileri, o sırada Türkiye''de iktidarda olan İttihat ve Terakkinin lider üçlüsü Talat-Cemal ve Enver Paşaların idaresindeki "Teşkilat-ı Mahsusa"nın, ipten kazıktan kurtulmuş mensupları tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Teşkilat-ı Mahsusa gizli bir teşkilattı, bölgemizde Orta Asya''da yabancı gizli örgütler ve ajanlar Devletimizin altına dinamitler yerleştirirken, Berktay''ın, o cani diye tavsif ettiği Bahaeddin Şakir ve Teşkilat-ı Mahsusa mensupları bunlarla ve Ermeni çeteleri ile dişe diş göze göz mücadele etmişler ve şerefli bir görev yapmışlardı. Bu mensupları, çoğunlukla, şerefli ve idealist subaylardı. Babamın silah arkadaşları olan bazılarını tanıdım. Öykülerini dinledim.
Berktay, şimdi rahat koltuğundan, Ermeni konusunda, ideolojisi dolayısıyle hangi tarafta olduğu malum sözde tarihçi Taner Akçam''ı tanık göstererek "Teşkilat-ı Mahsusa mensuplarının sacece şiddete tapan hiçbir ahlak kaydıyla bağlı olmayan, ipten kazıktan kurtulmuş yırtıcı kişiler" olduklarını ve Teşkilatın Hizbullah ve Susurluk karışımı olduğunu, merhum Bahaeddin Şakir''i "Yeşil" e benzetiyor". Türk olmasını bir tarafa bıraktım, objektif bir tarihçiye yakışmayan bir uslupla o idealist ve kahraman insanların hatıralarına hakaret ediyor... Teşkilat-ı Mahsusa Harpten sonra Karakol Cemiyeti olarak İstanbul''dan Anadolu''ya adam ve silah kaçırarak Milli Mücadelemize hizmet etti. İttihat ve Terakki ile bağlantılı olması bu gerçeği örtemez.
Sözde Tarihçi ve ilim adamı olan Berktay''ın kafası, o zaman bölgedeki Ermeni nüfusu konusunda ve telef olan Ermenilerin sayısı hususunda da karışmış. O dönemde Güneydoğudaki Ermeni nüfusun 1.650.000 olduğunu, zamanın istatistikleri ile çelişkiye düşerek, bunlardan 600.000 Ermeninin, kısa bir zamanda Türkler ve bir avuç Teşkilat-ı Mahsusacı tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Ya sayı saymayı bilmiyor ya da dayak yememiş. Eğer tehcir yani kütle halinde nakil operasyonları esnasında birçok Ermeni ölmüşse bunlar arasında savaşta ölenler, Taşnak ve Hınçak çetecileri ve hastalık vb. sebeple ölenler de vardı.
TC-Osmanlı devleti Berktay''ın, bence aykırı bir iddiası da, Osmanlı devleti-TC devleti ayrımı yapmasıdır. Ona göre, soykırım iddialarından ve sorumluluktan kurtulmamız için bizim de Almanların Nazi idaresinden soyutlandıkları gibi, Osmanlı Devletini ve onunla bağlarımızı, "Biz yapmadık onlar yaptı" diyerek inkar etmemiz gerekirmiş! Bu bizi, suçlamalardan, tazminat taleplerinden kurtarmayacak ama köklerimizi inkar etmek riyakârlığı olacaktır. Osmanlı ile aramızdaki bağı inkar edemeyiz etsek de kimseyi ikna edemeyiz. Osmanlılara nasıl "onlar" deyebiliriz ki TC devleti gerçekten İmparatorluğun enkazı üzerine kurulmuştur, ama babalarımız ve dedelerimiz bu devlete ve ordusuna şerefle hizmet ettiler.
TC''yi kuran Mustafa Kemal de böyle dürüst olmayan bir inkarcılığa sapmamış ve Ermeni konusunda "vallahi biz yapmadık onlar yaptılar" demek yolunu kabul etmemiştir.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Tarihten öğrenebileceğimiz başlıca şey tarihten hiçbir şey öğrenmediğimizdir!"
*GEORGE WILHELM HEGEL
"Tarih koskoca bir dedikodudan ibarettir"
*HENRY FORD

