Kaydet
a- | +A

Bugün, 17 Mayıs 2000. Mustafa Kemal''in, 19 Mayıs 1919''da Türkiye Cumhuriyeti''ni kurmakla neticelenecek mücadelesine başlamasının, 81. yıldönümünden iki gün önce, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Çankaya''ya çıkıyor ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeni bir dönem başlıyor. Milletimiz için hayırlı olsun. Daha evvel de yazmıştım; Sezer''in başarısı ülkenin başarısı olacaktır ve bu başarıya duacı olmak her Türk''ün boynunun borcudur. Sezer''in ilk "rütbesiz ve partisiz Cumhurbaşkanı" olması kişiliğinden ve -ahlakî salabeti, dürüstlüğü hukuk bilgisi gibi, herkesçe malum ve müsellem vasıflarından da- daha ileri çıkarıldı ve âdeta kamuoyu olarak kendisi hakkında daha fazla bir şey bilinmediği gerçeğini de, unutturdu. Yeni Cumhurbaşkanımızı bundan böyle peşin hükümlere kapılmadan hep birlikte tanıyacağız... Hatta önceki konuşmalarındaki bize aykırı gelen bazı düşünceleri de gözardı ederek!

Yeni gözlükler Cumhurbaşkanı Demirel''in medyaya veda ederken söylediği gibi Çankaya''dan işlere başka gözle bakılır. Güniz Sokak''tan başka. Cumhurbaşkanı Sezer de, herhalde dünyaya ve ülkeye ve sorunlara şimdiye dek vatandaş olarak, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak bakmış olduğu gözlükten, daha geniş ve gerçekçi bir açıdan bakmaya başlayacaktır. Böyle yaparken, gerçeklerle, politik gerçeklerle, salt, ideal hukukun tamamı ile bağdaşmadığını belki anlayacaktır. Bunun en somut uygulaması da, Cumhurbaşkanı olarak, yetkilerinin, yeter mi, fazla mı, yoksa az mı olduğunu, kendi kendisinin idrak etmesi olacaktır.

Yeni bir üslup Sayın Sezer''in şimdiye kadar pek az görmek şansına nail olduğumuz tipine ve tavırlarına bakarak, kendisinin herhalde selefi Demirel''den çok farklı bir Cumhurbaşkanı olacağını, farklı bir görünüm vereceğini sezmek mümkün. Az konuşan, hiç espri yapmayan, başta medya mensupları olmak üzere çevresi ile de yakın ilişkiler kurmayan, halkın arasına fazla karışmayan bir Cumhurbaşkanı! Bunları da peşinen yadırgamamak gerek! Başlangıçta Dışilişkilerde muhakkak acemilik çekecektir. Yabancı dil bilmemesi bir dezavantajdır. Ama Cumhurbaşkanları bir yabancı dil bilmelidirler diye de bir Anayasa hükmü yok. Sezer, bilgili ve ciddi, çabuk öğrenen bir kişi olarak, danışmanlarının yardımıyla, bu dezavantajları avantaja çevirebilir. Ancak herhalde, ne Özal gibi "dostu Bush''u" (öyle görünüyor ki ABD''nin yeni Başkanı da bir "Bush" olacak), direkt telefonla, arayacak ve senli benli konuşacak ne de Demirel gibi, "telefonu kaldırır kaldırmaz yarım saatte 30 devlet başkanına ilk isimleriyle" ne hemen ne de yedi yıllık görevi boyunca, konuşabilecektir. Anayasada böyle bir zorunluk da yok! Sezer, Cumhurbaşkanlığına mahakkak yeni bir üslup, Çankaya''ya da yeni bir stil, yeni bir düzen getirecektir. Bu onun hem hakkı hem de görevidir.

Tanıdığım Cumhurbaşkanları Demirel''in hayatı kadar olan kendi hayatım boyunca, Çankaya''daki dokuz önceki Cumhurbaşkanını, çoğunu çok yakından olmak üzere, tanıdım. Çankaya''daki evrimleri de gördüm. Sezer dönemi sonuncu ve muhakkak ki son göreceğim dönem olacak. Atatürk ve İnönü dönemleri olağanüstü insanların olağanüstü ve renkli dönemleri idi. Rahmetli Celal Bayar ne denirse densin, vatansever, dürüst ve iyi bir Cumhurbaşkanı idi. Ancak, İnönü''den devraldığı politik ve partizan bir Başkanlık geleneğini devam ettirmiş ve bunun seyyesini çekmişti. Herhalde, Çankaya''dan silah zoruyla indirilmeyi idam cezasına çarpılmayı hak etmemişti. Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay dönemleri de adı üstünde olağanüstü dönemlerdi. Kenan Evren dönemi de, şartları ayrı da olsa, gene olağanüstü bir Devlet-Cumhurbaşkanlığı dönemi idi. Ben inanıyorum ki, tarih Evren''i de, 12 Eylül''ü de, bazılarının değerlendirdiklerinden çok daha başka ve olumlu bir şekilde değerlendirecektir. Rahmetli Turgut Özal''ın Cumhurbaşkanlığı Başbakanlığından daha farklı ve daha "düşük yoğunlukta" idi, ama kimse O''nun Başbakanlığı''nın da, Cumhurbaşkanlığı''nın da meyvesiz ve renksiz olduğunu iddia edemez... Demirel''e gelince... Onun hakkındaki düşüncelerimi son zamanlarda birkaç defa yazdım. Şunu tekrar söyleyeyim ki Demirel, medyaya son veda toplantısındaki sözleri ile de yansıttığı gibi, muhakkak ki eşi güç "kopyalanabilir ve tarihe birkaç yıldızla geçecek bir hükümet ve devlet adamı idi. Onu muhakkak ki hele yeni olaylar ve uygulamalar ışığı altında, çok arayacağız. Şimdi yeni dönemde Sezer döneminde de, bazı endişelerime rağmen, olumlu sürprizlerle karşılaşmak istiyorum!

Gelenekler Yeni Cumhurbaşkanımız konusunda bir endişem, fazla tevazu ve tasarruf güdüleri ile, Çankaya''daki bazı uygulamalara ve geleneklere son vermesi ihtimalidir. "Gelenekçiliği" Fazilet Partisi''ndeki "gelenekçilikle" karıştırmayalım. Ben devlet "geleneklerinden" söz etmek istiyorum. Söylendiğine göre, Sayın Cumhurbaşkanımızın ilk uygulamalarından biri TBMM''de konuşurken frak giymemek olacakmış. Her Devletin -yani köklü devletin- dışardan fuzuli addedilse bile bazı gelenekleri vardır ve olacaktır. Atatürk yeni Cumhuriyeti, Osmanlı döneminin eski geleneklerini dışlayarak kurdu ama bazı yeni "gelenekler" tesis etmek zorunluğunu da duydu. Geleneksiz Devlet olmaz! Frak geleneği, Cumhurbaşkanlarının ve Devlet adamlarının ve TBMM''de Başkanlık makamında oturanların frak giymeleri geleneği, bunlardan biri idi.. Çankaya''da bir gelenek daha vardı ki, maalesef İkinci Dünya Savaşının hareketli günlerine kurban gitti. Atatürk ve İsmet Paşa dönemlerinde, Devlet merkezine gelen Büyükelçiler ve Valiler, jaket atay denilen elbiselerle Çankaya''ya çıkarlar ve Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilseler de edilmeseler de, usulen "defteri mahsusu" imza ederlerdi. Frak geleneği zaman zaman, bazılarının ukalalıklarına hatta frakı, yanlış biçimde, mesela siyah kravatla ve siyah yelekle giymelerine rağmen, bugüne kadar -Sezer''e kadar- devam etti. Bazıları, bu kıyafetin Atatürk''e çok yakıştığı için ve güzel fotoğraf verdiği için kabul edildiğini iddia ederler. Doğru; frak Atatürk''e çok da yakışırdı. Ama ona ne giyse yakışmazdı ki! Ancak, asıl doğru olan şudur: Atatürk''e niçin Frak mecburiyeti konulduğu sorulduğunda o; "bu kuralı koymasa idik TBMM riyaset makamına çakışır ve takke ile çıkarlardı!" diye cevap vermiş. Bazı geleneklerin kuvvetli "esbabı mucibeleri" de vardır. Gelenekleri yıkmak kolay yenilerini getirmek çok güçtür!