Kaydet
a- | +A

Felaketin azameti her gün biraz daha artıyor veya daha iyi anlaşılıyor; bu Türk milleti ve ülkesi için hiç şüphesiz sona ermekte olan yüzyılın en büyük felaketidir.Türkiyemiz, İstanbul, Kocaeli bölgesi, iki büyük fay kırık hattı üzerinde olduğuna göre, İstanbul''u da vuracak güçlü bir depremin, tam hangi yıl hangi ay ve hangi saatte olacağını kesin olarak tahmin etmek bilimsel olarak mümkün olmasa bile, er veya geç, olacağı belli idi.. Acı gerçek şu ki bu felakete devletçe ve milletçe gafil ve hazırlıksız yakalanmışızdır!

Olaylardan sonra ahkam kesmek, hükûmeti ve insanları suçlamak kolay. Bana kalırsa, bu biraz, felaketin heyecanı içinde, bazı medya mensupları tarafından biraz sorumsuzca, gerçekler gözardı edilerek yapılmakta. Hele, muhalefet politikacılarının bu konuyu siyaset ve oy malzemesi yapmaları da çok yanlış.

ACZ VE KOORDİNASYONSUZLUK!

Ama tabii ki, eleştiriler de kaçınılmaz olarak yapılacaktır. Hükümetin, özellikle ilk iki gün şaşkınlık ve çaresizlik içinde kaldığı harekete geçemediği ve en önemlisi sonra da koordinasyonu temin edemediği ve bu koordinasyonsuzluğun bugün de devam ettiği, acı gerçekler Başbakan görevlilerin, kendi yakınlarını da kaybettikleri halde, canla başla çalıştıklarını söylüyor. Doğru. Kendisi de yaşına rağmen büyük bir gayret içinde oradan oraya koşuyor, umut ve gayret telkin etmeye çalışıyor ancak, tam bir koordinasyon olmadığı için, bu gayretler makinanın boşuna dönen dişlileri gibi..

Bir depreme karşı ne kadar hazırlıklı olunabilir ve gafil avlanmamak için ne yapılmalı idi? Şimdi ne yapılmalıdır?

Her şeyden evvel, ülkemizin ve o bölgenin tehlikeli bir deprem bölgesi olduğu çok önceden bilindiğine ve yıllarca ilgililere hatırlatıldığına göre, afet vukuunda derhal harekete geçirilecek yönergelerin hazır olması ve sık sık gözden geçirilmeleri gerekirdi. Bir Afet İşleri Genel Müdürlüğü var. Sivil Savanma örgütü var ama galiba göstermelik ve dostlar alışverişte görsünler kabilinden... Bir afet yönergesi var ise hemen tatbik edildi mi? Sivil savunmacılar ve araçları ortalıkta pek görünmediler.. Görünseler bile gelen yabancı ekipler gibi, hatta bizim gönüllü AKUT''çular gibi uzman ve eğitimli mi idiler? Hiç sanmıyorum.

İDARE ET ABİ!

Daha önemlesi, bu olayın temelinde ezeli derdimiz yani gerçek "idarecilik" değil "Bir şey olmaz abi.. Türkiye bu abi.. İdare et abi" zihniyeti, idare-i maslahatçılık sendromunun ve kamu hayatında da genel bir yozlaşmanın bulunması, "idare et" yöntemi ondört yaşındaki bir çırağın bozulan oto motoruna firkete sokup çalıştırmasında iyi de hayati konularda felaket getiriyor!

Eksik malzeme, eksik demir, deniz kumu vb. ile ucuza çıksın diye yapılan binaları yapan müteahitler muhakkak suçlu.. Ama siyasi ve kişisel hesaplarla onlara kolay inşaat ve yerleşme izni veren belediyeler hatta bu binaları Hasan Pulur''un dediği gibi, banyo vs aksamını sordukları halde deprem hesaplarına göre yapılıp yapılmadığını sormayan, alıcıların hiç mi kabahatları yok... Bu durumlar her depremde ortaya çıktığı halde, bu konuda gerçek kontrolleri sağlayacak düzeni kurmayan hükümet ve siyasi irade hiç mi suçlu değil? Hatta bütün bunları görüp bildiğimiz halde yeteri derecede ses çıkarmadığımız için kamu olarak biz de suçlu değil miyiz?

Fakat bugün bölgede, en büyük sorun, canla başla çalışılmasına rağmen, hâlâ süren koordinasyonsuzluk ve bir merkezi otorite eksikliğidir. Buna karşı bence emekli Orgeneral Kemal Yavuz Paşa''nın da önerdiği gibi, bir tek çare vardı. Kuvvetli bir Afetle Mücadele otoritesini tesis etmek. Çünkü Başbakanlık Kriz Merkezinin yetmediği anlaşıldı. Tam yetkili merkezi bir otorite olmadığı için de, çalışmaların bölge idare amirlerinin ve belediye başkanlarının dirayet ve inisiyatifine kaldı. Bakın Adapazarı ile İzmit arasında dahi, bir irtibat kurulamamış...

Bu misli görülmemiş ve belki de bir savaş kadar büyük felaket karşısında Hükümet acaba niçin, Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim ilan etmenin gereğini duymadı ve hâlâ da duymuyor? Anayasada mevcut olan bu çarelere bugünkü felaket karşısında müracaat edilmez de ne zaman müracaat edilir?

Acaba bu konudaki çekingenlik siyasi bir alerjiden mi ileri geliyor?.. Yoksa "Bak bu işi biz yapamadık askerler üstesinden geldi" denecek şeklinde siyasi bir duyarlılık mı söz konusu?

Şurası muhakkak ki TSK Türkiye''deki en disiplinli en ne yaptığını, yapacağını bilen ve kasasında bu gibi durumlarda ne yapılacağının yönergeleri bulunan tek kuruluştur. Bölgede oradaki Kolordunun Komutanı Hurşit Tolon paşa tek otorite tayin edilse idi, koordinasyonu temin eder ve dağınıklık ve koordinasyonsuzluk muhakkak önlenmiş olurdu. Eğer felaketin tepkileri ilerde, maazallah toplumsal patlamalara dönüşürse asayişi korumak gene TSK''ya düşecek.. Bu arada, belki de bu yapılmadığı için, TSK''nın ezeli düşmanları, Ordunun "ilgisizliği" ve gayretlerini donanmadaki felakete teksif ettiği gibi, iddia ve dedikoduları ile, milletle ordusu arasına nifak sokmak için, fırsat bildiler.

SORULAR

Zaman geçtikçe heyecanlar duruldukça, sağduyu ile cevaplandırılması gerekecek birçok sorular var. Mesela haberleşmenin ve bu günler için gerekli cep telefonlarının hangi sebeplerle aksadığı gibi..

Son olarak; önceki akşam "benim bulgulaıma göre zeminde bir hareketler var... Teyakkuzda olun mümkünse evinize girmeyin" uyarısını yapan Profesör Ahmet Mete Işıkara bence gereksiz yere haksızca eleştiriliyor ve yalnız bırakılıyor. O görevini yapmıştır... Yapmasa idi ve bazı yeraltı hareketlerini gördüğü halde uyarı yapmasa idi... Ve maazallah şiddetli bir deprem olsa idi, o zaman şimdi onu tenkid edenler bu sefer de onu suçlayacaklardı...

Sorumlu durumunda bulunanlar gereken kararları verebilecek kadar cesur olmalıdırlar.