Yeni bir "milenyum"a, yeni bir "bin yıla" girerken, sanal dünyada bir "dijital kıyametten" korkuluyor. Ancak gerçek dünyamızda, özellikle Türkiye''de bir "değerler kıyameti" kopmakta. Avrupa birliği''ne üye adayı olmanın coşkusu ve furyası içinde, bütün tahtakuruları deliklerinden çıkıyor ve geleneksel değerlerimizi ve kurumlarımızı, hırpalamak için pervasızca konuşuyorlar. "Yarab, Avrupalılık ve bir avuç rant uğruna ne hilaller batıyor!" diyesim geliyor!
ASIL HEDEF: TÜRKLÜK Pek farkında değiliz ama, asıl aşındırılmak, yok edilmek istenen değer "Türklük..." Milli devlet ve milliyetçilikle, birlikte!. Brüksel''den ahkam kesen bir sapık, Anayasal ve Atatürkçü, "Üniter Devlet" ilkesini gözardı ederek "Kürtçe TV ve radyo yayınları yapılması, Türklük değil "Türkiyelilik" kavramının yerleşmesi gerektiğini" yazıyor. daha evvel de, neredeyse, TÜRK kelimesinin uydurma olduğunu ileri sürmüştü... Türk''l#ğün, milliyetçiliğin, bir yerlerine battığı tek kişi o değil. Çoğu enteller Türk olmaktan, Türklükle övünmekten adeta rahatsızdırlar.. Ne yazık ki, bazı siyasilerimiz de bu eğilimlere çanak tutuyorlar. Sanki vatandaşlığın Anayasal olmayanı varmış gibi bir "anayasal vatandaşlık" kavramı, Türk olmanın, Türk vatandaşı olmanın, anti tezi imiş gibi, ortaya atıldı. HÜRRİYET başyazarı Ertuğrul Özkök de bu kavramın eski bir hadimi!. Son yazısında Cumhurbaşkanımızın Hıristiyan vatandaşlarımızın Noellerini kutlamasından bu tür vatandaşlığa hisse çıkarıyor. Demirel''in, TBMM Başkanının diğer inanç ve mezheplere mensup vatandaşların dini bayramlarını, kutlamalarında yadırganacak bir taraf yok. Doğrusu da bu!... Şimdiye kadar yapmadılarsa, bu yapmayanların zaafı! Akılları başlarına, şimdi "ipin ucu artık Avrupalıların elinde olacak" diye mi geldi?!
TEKERLEĞİ YENİDEN KEŞFETMEK! Aslında, bu konularda Amerika''yı yeniden keşfetmeye, tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. Atatürk, Türk vatandaşı olmanın tarifini yıllarca evvel yapmıştı: "Ne Mutlu Türküm Diyene".. Bu inanç, hangi dinden hangi etnik kökenden olursanız olun, Türk olmakla iftihar etmek, Anayasal vatandaşlığın en güzel ifadesi, en sağlam temeli değil mi? Ne var ki, bazıları bu kapsayıcı sözleri, yanlış olarak Türk "ırkçılığının" sloganı olarak algıladılar, tanıttılar. Cumhurbaşkanımız bile "Anayasal vatandaşlık" derken, bu sloganı tekrarlamaktan adeta kaçınıyor! Ama tabii, bazılarının da asıl emelleri, Milli Birlik ve bütünlük değil.. Problemleri de Türklükle Türk olmakla!
TAHTAKURULARI Dedim ya, artık Avrupalı olduk ya, tahtakuruları şimdi deliklerinden çıkıp pervasızca konuşuyorlar. Bir "büyük usta" öteden beri yazıp söylediklerini, artık daha açıkça söylüyor; Güneydoğu konusunda askeri çözüm yanlışmış ve bu uğurda boşuna harcanan milyarlarca liranın hesabı sorulmalıymış... Hani ben de, Öcalan eğer cinayetlerinin cezasını neticede çekmez ise, bu mücadelenin boşuna olduğu hükmüne varacağım ama "büyük usta" ile aynı sebeplere dayanarak değil! Adam hâlâ, Türkiye''nin "geri kalmışlığını" Marksist, yani bütün hayatı boyunca uğruna çalıştığı Türkiye''yi Sovyet Peyki haline getirmek sürecinde geçmemesine bağlıyor... Bir de 1821''de Osmanlıların Mora''da isyancıları "asmalarına" takmış! Onlar da asılmayıp beslenmelilermiş! Ancak, bu isyan başlarken Mora''da Rumların, 20.000 masum Türk komşularını, hiçbir tahrik olmadan, bir gecede kestikleri gerçeğini hatırlamıyor. Onun da asıl problemi Türklük ve Osmanlılıkla! Avrupa''ya kabul edilmenin şartı da neticede, geliyor, öncelikle, Öcalan''ın asılmamasına dayanıyor! Bizimkiler ve Avrupalı "öğretmenleri" aslında idam cezasının kaldırılmasından, ziyade ve önce, Öcalan''ın kellesini kurtarmaya çalışıyorlar. Öcalan asılacak olursa, bu Avrupa''ya üyeliğimizi geciktirir hatta suya düşürürmüş... Bizatihi bu sav, en azından ayıp değil mi? Bizimkiler için aşağılık ve edilgenlik kompleksi. Avrupalılar için de asıl yüzlerini gösteren bir dayatma olduğu için! İdam cezası acele kaldırılmak isteniyor ve kaldırılırsa bu Öcalan''ın cezasına da şamil olacak... Acaba "makabline şamil değildir" diye bir hüküm kurmak gerçekten reel hukuka aykırı mı? Cezanın kitaplarımızdan mevcut olduğu dönemde işlenen suçlara verilen ceza ve o zamanın kanunlarına uygun olması daha makul değil mi? Eğer Öcalan''ı asmaz isek, bizi afaroz mu edecekler, cezalandıracaklar mı? Bu da onlar için de, kabul edersek bizim için de ayıp olmaz mı? Öcalan''ın avukatları idam cezasının tashihi için Yargıtay Başsavcısına başvurdular... Başsavcının incelemesi Ocak ortalarında neticelenecek. Başsavcı, tahmin ettiğim gibi, bu isteği reddeder ise, iç hukuk süreci tamamlanmış olacak, Adalet Bakanlığı, kaçınılmaz olarak, kararı TBMM''ye sevkedilmek üzere Başbakanlığa sevkedecek. Biliyorum, Başbakan Ecevit ilke olarak idam cezasına karşı, ama acaba Türk adaletinin özgürce verdiği bir kararı, TBMM''ye sevketmeden rafta tutabileceğini sanmıyorum. Vebali büyük olur!
ASMAK İSTEMEYENLER... Öcalan''ı, çeşitli sebeplerle asmamak isteyenlerin tek umutları idam cezasını alelacele kaldırmak veya AİHM''nin bu konudaki kararını beklemek... Yani neticede cezanın infaz edilmemesi. Burada da iş MHP''nin desteğine bağlı! Ben sayın Genel Başkan Bahçeli''nin ve diğer MHP''lilerin şimdiye kadar söylediklerine güvenerek, MHP''nin "devletin yüksek çıkarları" bahanesi ile böyle bir günaha ortak olabileceğine inanmıyorum. Bu konuda "Devletin ve milletin yüksek çıkarlarını en iyi takdir edebilecek olan MHP''dir! Koalisyon-aslında sayın Bahçeli''nin, gösterdiği devlet adamlığı ve tahammül sayesinde sağlanan işbirliği sayesinde birçok alanlarda başarılı olmuştur. Öteden beri bazı işleri MHP''ye yaptırmak isteyenler, şimdi de "arslansınız, kaplansınız diyerek, Öcalan''ın kurtarılmasına MHP''yi alet etmek istiyorlar! Koalisyonun ve işbirliğinin devamı ülke çıkarları için ama ne pahasına? Herhalde, MHP''nin temel ilkeleri pahasına değil! Eğer koalisyon bu yüzden bozulursa, bunun ayıbı ve vebali MHP''ye ait olmayacaktır! (İdam ve Öcalan konusuna Cumhurbaşkanı''nın basın toplantısında bu konudaki cevaplarına atfen döneceğim.)
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Efendiler, bu (saltanatın kaldırılması) mutlaka olacaktır... Aksi takdirde, yine gerçek usulüne uygun olarak, ifade edilecektir fakat belki de bazı kafalar kesilecektir!..." Mustafa Kemal 1922
(Saltanatın ilgası konusunda TBMM, Teşkilatı Esasiye, Şeriye ve Adalet Komisyonlarının ortak toplantısında yaptığı konuşmadan. Büyük Nutuk''tan)

