Kaydet
a- | +A

Halen, Amerika''da, Princeton''da yaşayan kadim dostum Profesör Bernard Lewis, Marmara depreminin ertesi günü İstanbul''a telefon etmişti. Endişeli bir sesle Türkçe, aynen şu kelimelerle soruyordu: "Aziz biraderim. Türkiye''de hareket-i arz vaki olmuş... Çok müteessir oldum. Endişe ediyorum, acaba sizin, ailenizin bir zayiatı var mı?" İngiliz asıllı Bernard Lewis dünyaca meşhur -belki de en meşhur- Orta Doğu tarihçisi ve Türkoloğudur. "Modern Türkiye''nin Yükselişi" (Emergence of Modern Turkey) adlı klasik eseri, şimdiye kadar bilmem kaç baskı yapmıştır.. "Avrupa''nın Müslümanlar Tarafından Keşfi" kitabı da öyle... Geçen yıl, Cumhurbaşkanı Demirel''den Atatürk Ödülünü olan Lewis, Türkiye''yi, Türkleri belki en iyi tanıyan ve bunun için de hakikaten çok seven bir dosttur. Mükemmel Osmanlı Türkçesi konuşur ve "arı" Türkçeye de şiddetle karşıdır. O da, bir başka yazımda sözünü ettiğim Ermeni asıllı sınıf arkadaşım (toprağı bol olsun) Arto Ayvazyan gibi hep hayıflanmıştır: "Ne yapıyorsunuz güzel Türkçemize?" diye... Seksenine yaklaşan eski dostumla Amerika''da sık sık telefonlaşıyor ve dertleşiyoruz. Bana nedir bu "Türk siyasetindekı herc-ü merç?" diye soruyor.

Yeni eseri Son olarak bana yeni çıkan kitabını gönderdi. Adı "Bir Orta Doğu Mozayiği", "A Middle East Mosaic" (Naşiri Random Hous-New York) nefis bir başucu kitabından öte, Orta Doğu''ya ve Türkiye''ye ait, muhtelif kaynaklardan derlenmiş, Lewis''in kendi tabiri ile, bir "hayat mektuplarından ve tarihten parçalar" belgeseli, bir "hikmetler" ve bilgi hazinesi. Bernad Lewis, bu eseri ile ünlü İngiliz düşünürü Samuel Johnson''un dediği gibi "bir kitaplıktan bir kitap çıkarmış!"

845 yılında, İspanya Kordova''daki, Arap Hükümdarının Avrupa''nın kuzeyine, Vikinglerin kralına göderdiği elçinin yazdıklarından, 10. yüzyılda, Bağdatlı bir Arap coğrafyacısının gene Avrupa''nın en kuzeyindeki insanlara dair intibalarından başlayarak, 19. yüzyıla kadar, dokuz küsur yüzyıl boyunca, batıdakilerin doğudakiler, doğudakilerin de batıdakiler hakkındaki izlenimleri ve daha fazla biribirlerini layıkı ile tanıyamamış olmalarından kaynaklanan, karşılıklı yanlış ve peşin hükümlerin belgeselini yapmış Bernard Lewis!

Onuncu Yüzyıl ortalarında, 947''de, İskandinav ülkelerine giden Arap coğrayacısı Al Masudi, İskandinavları şöyle tarif ediyordu; "Mizah, espri anlayışları yoktur.. Vücutları büyük, tabiatları kaba, terbiyeleri ve anlayışları kıt, dilleri ağırdır. Renkleri öylesine fazlaca beyazdır ki maviye dönüşür. Gözleri de mavidir ve ten renklerine uyar. Saçları da kırçıl, kızıla çalar. Soğuk iklimden dolayı dini inançları gevşektir. En kuzeydekiler daha budala, daha kaba ve zalimdirler."

Bu herhalde, o zamana göre doğru bir tespit idi. Bugünün İskandinavları, aradan geçen yüzyıllarca zaman zarfında, daha uygar ve daha incelikli olmuşlar, hatta, bir yazarın dediği gibi, bugün "İngilizlerden bile daha fazla İngilizdirler". Ama bir bakıma, ne fiziki görünüşleri ne de anlayışları, hele mizah anlayışları pek değişmemiş.

Cehalet ve peşin hükümler Bernard Lewis, yeni kitabında, Batı ile Orta Doğuluların Batılılarla, Hiristiyanlarla Müslümanların, 9. ve 10. yüzyıllardaki ilk temaslarından ve "tanışmalarından" sonra, biribirlerini iyi ve doğru tanıyamadıklarını, karşılıklı peşin ve yanlış hükümler beslediklerini örnekleri ile ortaya koyuyor ve "aradan geçen 9 küsur yüzyılda, iletişim imkanlarının artması ile, iki tarafın da, biribirlerini, gittikçe daha iyi tanımak imkanına sahip olmalarına rağmen, gene de tam manasıyla tanıyıp anlamadıklarını" söylüyor. Tabii Batıya seyahat etmiş Arap, Türk ve İranlılar''ın edindikleri yanlış izlenimlere karşılık, Orta Doğuyu ziyaret etmiş Avrupalı seyyah ve elçilerin de, özellıkle Türkler, Müslümanık, genellikle Orta Doğu ve Orta Doğu halkları konusunda yanlış ve peşin hükümleri vardı.. 12. yüzyılda bir Avrupalı elçi, "Onlar sizden uzak durdukça siz de Türklerden uzak durun!" tavsiyesinde bulunuyor. Ama 1741''de İngiliz David Hume da şöyle yazıyordu: "Türklerin dürüstlüğü, cesareti ve ciddiyetleri ile Yunanlıların, hilekarlıkları, ciddiyetsizlikleri ve ödleklikleri tezat teşkil ediyor." Buna karşılık, mesela Victor Hügo, "Türklerin geçtiklerı yollarda hep harabeler ve matem var!" diyordu. Hele Shakespeare''in muhtelif piyeslerinde Türkler hakkındaki sözler hiç de olumlu değil, aksine peşin hükümlü!. Bernard Lewis, peşin hükümlülüğün -özellikle Türklere karşı peşin hükümlülüğün- Batı kaynaklarında daha ağır bastığını belirtiyor. Sebebi de, ona göre, Türklerin, Osmanlı İmparatorluğu''nun Batı için, Batı "uygarlığı" için büyük bir tehlike olarak algılanmaları..

Humeyni ve Atatürk "Bir Orta Doğu Mozaiği" kitabında, Atatürk''ten birçok alıntılar var. Lewis bunları hem genellikle Türklerin sağduyusunun hem de Atatürk''ün büyüklüğünün ve ileri görüşlülüğünün kanıtları olarak gösteriyor. Özelikle, Mustafa Kemal''in yeni Türk devletinin hedeflerı konusunda, "Hayaller ve Gerçekler" başlığı altında söylediği gerçekçi sözlerlerle, mesela meşhur "Kılıç ve sapan.." konuşması ile, Hümeyni''nin gericilik, ateş ve kin püsküren konuşmalarını karşılaştırıyor. Diyor ki, "Mustafa Kemal Atatürk Türklerin yüzyıllarca birkimini arıtarak 20. yüzyıla uygulayan, bu yüzyılın en büyük adamlarından biridir". Bence Bernard Lewis''in bu değerlendirmesi, Atatürk''ü yüzyılın en önemli simaları arasına sokmamakta ısrar eden TIME dergisinin ve jürisinin değerlendirmesinden çok daha kıymetli ve önemli!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI (Mesut Yılmaz''a ve tüm Avrupacılara ithaf olunur) "9 Haziran''da Mustafa Kemal Amasya''da,Türkiye''yi kurtarmak için planlarını açıkladı... Pan Türkizmin, yarı eşelenmiş, küllenmiş ateşi yeniden parlamaya başlıyor. Yunanlıların, Türkleri fethetmeleri, hiçbir Türkün kabul edebileceği bir kader değildir... Savaşlarda ezilmiş, uzun, felaketli harplerde yorgun düşmüş ve İmparatorluğu etrafında parça parça olan Türk hâlâ canlıdır... Göğsünde, bir zamanlar dünyaya meydan okuyan, asırlardır, her önüne çıkana karşı zafer kazanmış bir ırkın kalbi çarpıyor... Ellerinde, modern bir ordunun teçhizatı, başında da, son büyük harbin dört veya beş önde gelen kişilerinden biri olarak sivrilmiş bir kaptan var. Paris''teki yaldızlı ve halılı salonlarda dünyanın kanun koyucuları toplanmışlardır... İstanbul''da düşman topları altında kukla bir hükumet görevde... Fakat Anadolu''daki Türk Anayurdunun çetin dağları ve vadileri arasında, birtakım yoksul insan yaşıyor ve kendi kaderlerinin bunlar tarafından çözülmesine razı değiller. Ve şu sırada, ordugahlarının ateşleri etrafında, elbiseleri parça parça da olsa, ruhları dimdik insanlar oturuyor!"

Mustafa Kemal''in Çanakkale Savaşındaki hasmı Winston Churchill''in 1919''daki seçim kampanyasına başlarken yaptığı konuşma.