Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Türk milleti adına karar veren Türk yargısının" Öcalan hakkındaki hükmünün, AİHM''nin, kimbilir kaç yıl sonra, vereceği karara kadar "bekletilmesi" karşısındaki görüşünü, net bir şekilde ortaya koydu. Bahçeli, benim günlerdir bu konuda söylediklerimi, hiç bir tereddüde ve yoruma mahal kalmamacasına, hükümet ortağı olarak, çok daha veciz bir şekilde belirtti. Bahçeli, terör örgütünün eli kanlı elebaşısı hakkındaki kararın infaz edilmesinin, Avrupa Birliği üyeliği ile aynı kaba konulmasının, yanlış ve bu kararın sulandırılmasının egemenlik haklarımıza tecavüz olduğunu belirttikten sonra, ilave etti; "Bu sorunun sadece partilerin politikacıların ve yönetimin sorumluluğu değildir, her şeyden önce Türk milletinin ve devletinin meselesidir... Bu nazik konuyu terör örgütünün ve dış destekçilerinin istedikleri gibi insan hakları çerçevesinde görmek, ne doğrudur ne de ahlakidır... İnsan hakları insanlar içindir!"
ECEVİT''E GÖRE İSE... Başbakan Ecevit ise bu sözleri duygusal buluyor ve liderlerin, şimdiden zirvede geri almak zorunda kalacakları sözler söylememelerini istiyor. O, Türk yargısının kararını, hukukun emrine rağmen, "bir yerlerde bekletmekten" yana!.. Yani "kim öle kim kala" hesabı ile, "idare-i maslahat" ederek, neticede Öcalan''ın idam edilmemesinden yana. Hiç kıvırtılmasın: Kararı bekletmek demek Öcalan''ın sonunda idam edilmemesi demektir.. Ecevit, "Öcalan''ın yakalanmasını ben emrettim" diyor ama, katil sonunda hakettiği cezaya çarpılmaz ise, yakalanmasının ne kıymeti kalır! Başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan, "Öcalan''ın ölüsünün dirisinden daha zararlı olacağına" inanmışlar. Neye dayanarak? Galiba bölücülük hareketinin gelişmesini ve Öcalan''ın gerçek düşüncelerini tetkik etmeye pek vakit bulamadıkları gibi, PKK bölücülük cephesinde olup bitenleri, söylenenleri, Özgür Politika gazetesindeki yazıları takip etmiyorlar. Aslında, Öcalan''ın hem ölüsü, hem de dirisi Türkiye''nin birliği için tehlikeli olacaktır. Ama bu şıklardan birisini azami derecede kontrol etmek hatta bertaraf etmek Türk devletinin elinde... Bazı yazarlar "Ciğeri beş para etmez Öcalan mı önemli, yoksa Türkiye mi?" diye demagoji yapıyorlar. Ben eminim, Öcalan hücresinde, idam edilmediği takdirde, "ciğerinin çok para edeceğini" göstermek için gün sayıyordur. Nitekim, bakın dün hücresinde "PKK''nın bitmediğini, çözümsüzlükte ısrar edilirse, bazı trajedilerin gelişebileceği" tehdidini savunmuş ve "Hayatımın çözümdeki rolü anlaşıldığı için, benim için zirve toplanıyor" diye böbürlenmiş... Bahçeli, düne kadar, onu "tavlamak" isteyenler tarafından yere göğe konmuyordu. Siz seyredin şimdi ona yapılacak hücumları. Ama Bahçeli onlara hoş görünmektense, Türk Milliyetçilerinin gerçek Türkiye''nin sadece hislerine değil gerçekçi endişelerine de tercüman olmuştur. Bahçeli "Hükümet Bahçeli" olmaktansa, milletin lideri ve gerçekten "Devlet Bahçeli" olmayı tercih etmiştir... Zirvede de bu görüşünü değiştirmeyeceğinden eminim. Ecevit ve Yılmaz, gerçekte yararlı olan Koalisyonu bozmak istemiyorlarsa, "Avrupa Birliği''nin yolunun da Öcalan''ın kellesinden" geçtiği gibi, Türk Devleti açısından haysiyet kırıcı bir inançta ısrar etmemeli, öncelikle, Türklerin Türk Devletinin tarihi yolunu tayin etmelidirler...
BAYRAM VE ACIMAK! Bayram duygusallığı içinde bir vicdan muhasebesi yapıyorum kaç gündür!.. Bir insanın idamını, ısrarla istemek ağır bir sorumluluk... Beni tanıyanlar bilirler hiç de hunhar ve acımasız, bağışlamayan bir kişi değilimdir. Ama TC devletinin, Türk milletinin varoluşu ve bunlara karşı gelen insanlar ve hareketler konusunda, "acımasız" olmak zorunluğunu hissediyorum. Bu benim için vazife... Neden mi diyeceksiniz? Çünkü bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini vermiş kuşaktan bayrağı devralmış son kuşağın bir temsilcisiyim... Bütün bu mücadeleleri ailece yaşamış bir insan olarak, bağımsızlığın ve egemenliğin, Türk milletinin birliğinin, önemini bilinçli olarak, kemiklerimde hissediyorum... Ama galiba bu bildiklerimizi, bu değerlerimizi, her nedense, bizden sonraki kuşaklara, hatta kendi çocuklarımıza tam olarak aktaramadık. Aktarmaya çalıştıksa da bu, maalesef iç boş kalıplar halinde yapıldı.. Bu değerleri hakikaten muhafaza edebilen çok belirli kesimler var: Başta TSK. Ama şu Öcalan ve Avrupa Birliği konusunda da görülüyor ki büyük bir kesim, bağımsızlığın ve milli egemenliğin tam manasını pek anlamamış ve bunların dış güçler tarafından, paylaşılması karşısında, en azından kayıtsızlar galiba hatta paylaşılması için aşırı tehalluk gösteriyorlar. Eski değerlerin yerini rant güdüleri almış... Milli egemenliğimizin en yüce temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin, sayın Başkanı Yıldırım Akbulut bile, dolduruşa gelip, "Türk hukukunun üstünde Uluslararası Hukuk var!" diyebiliyor. Öyle ise, sayın Akbulut, bari bu sözlerinin mantıki gereğini yapsın, Meclis salonunda kürsüsünün üstündeki "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" ibaresini, indirtsin ve yerine "Egemenlik kayıtsız şartsız Avrupa birliğinin ve AİHM''ni#dir" ibaresini astırsın!... Ve işte bütün bu endişe ve üzüntüler içinde, bence Türk tarihinde, bağımsızlığımızın egemenliğimizin ve milli birliğimizin dönüm noktası olduğuna inandığım, Öcalan davasında bu kadar acımasız olabiliyorum. Bu duygularla, bütün okuyucularımın Ramazan Bayramını tebrik ederim.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Geçen yüz yılın başında ülkemizin başına çorap örmeye çalışmışlardı... Türk milleti 20. yüzyılın başında olduğu gibi 21. yüzyılın başında da, bu dayatmaları aşacak güçtedir."
DEVLET BAHÇELİ (7 Ocak 2000 Osmaniye''nin Kurtuluşunun Yıldönümünde)

