Emekli Büyükelçi ve Milliyet köşe yazarı sayın Şükrü Elekdağ, diplomatik kariyerin zirvesine, sadece şeklen değil, bilgisi ve ehliyeti ile erişmiş, özellikle Washington''da Büyükelçilik yaparken, bu postun güçlüğüne rağmen, Türkiye''nin davalarını cesaretle ve vakarla savunmuş bir kişidir. Şimdi köşe yazıları da, bilgisinin ve tecrübelerinin ürünü. Yazılarının hemen hemen hepsinin altına imzamı tereddütsüz atarım. Ne var ki Öcalan''ın idam edilip edilmemesi konusunda, kendisi ile aynı tahlil ve görüşleri hiç paylaşamıyorum. Sayın Elekdağ, Türkiye''nin temel çıkarlarının Öcalan''ın hayatta kalmasını gerektirdiğini, beraber çıktığımız 32. Gün programında da söylemiş, bir de Öcalan''ın sözlerinden hareketle, Güneydoğu sorununun çözülmesinde "Kürt kimliğinin" tanınmasının gerekeceğini eklemişti. Önceki gün köşesinde bu görüşlerini gene tekrarladı!
Önce, Türk devletinin yüksek çıkarlarını Öcalan''ın asılıp asılmamasına ve bu husustaki bazı faraziye ve spekülasyonlara bağlamanın ve asılmamasından medet ummanın, ilke olarak yanlış olduğunu söylemeliyim. Hatta, daha yargı süreci sona ermeden, bu konunun böyle tartışma konusu yapılması bile yargıya baskı anlamına geliyor. Ayrıca devletimizin haysiyeti açısından da hata, yabancıların içişlerimize ve adaletimize karışmalarına çanak tutuyor ve ellerine koz veriyor!
KİMLİK MESELESİ
Sayın Elekdağ''ın iddialarına gelince, önce "Kürt kimliği" meselesinden başlayayım. O programda Profesör Özdağ da belirtmişti: Öcalan, savunmasında, ''serhıldan''ın, yani PKK başkaldırısının çakmağını "Kürt kimliğinin inkar edilmesinin ve Kürtçe konuşma yasağının yaktığını" söylemişti... Bu tez, yani Kürt vatandaşlarımızın Kürtçe konuşamadıkları ve Kürt "kimlikleri" inkar edildiği için ayaklandıkları tezi, abartmadır. Gerçi 12 Eylül döneminde bir yasak konulmuştu ama pratik ve gerçekçi olmadığı için uygulanmamış ve kimse "Kürtçe konuşuyorsun" diye hapsedilmemişti...
SİYASİ KİMLİK VE ÖZERKLİK
"Kürt kimliği" konusuna gelince, sayın Elekdağ, Öcalan''ın İmralı''da söylediklerini ve savunmasını dikkatle okursa görür ki, onun ve bölücülerin asıl istedikleri "Kürtlerin kültürel kimliklerinin tanınması" değildir.. Son zamanlarda diğer kimlikleri bastıran kültürel -daha doğrusu "folklorik"- Kürt kimliğini, Öcalan''ın söylediği gibi, var olan bir şeyi, neden istesinler ve bunun için isyan etsinler ki? Onların istedikleri, diğer etnik gruplardan farklı ve ileri olarak, siyasi kimliktir ve buna dayanarak da siyasi özerkliktir. Bölücülerin de, bizim kıytırıklarımızın da "siyasi çözüm"den murat ettikleri budur!
ASIL HATA
Bence sayın Elekdağ''ın asıl hatası, Öcalan asılmazsa PKK''nın içinde liderlik ihtilafları ve bölünmelerin artacağı ve örgütün güç kaybedeceği, Elekdağ''a göre, TSK''nın artan baskıları sonucunda kolaylıkla dağılacak, aksine Öcalan asılırsa, örgüt içi çekişmeler duracak, liderlik konusu halledilecek ve PKK, özellikle uluslararası alanda güçlenecek... Bunlar bel bağlanamayacak ve Türk devletinin çıkarlarını etkilememesi gereken spekülasyonlar, faraziyeler!
Ama sayın Elekdağ''ın ifade ettiği bir hakikat var: Öcalan asılsın, asılmasın PKK da hemen bitmeyecek ve uluslararası platformda devam ettirilecek. Buna karşı kararlı ve hazırlıklı olmamız, gerek, bölücülere ve yabancı destekçilerine taviz vermemekteki kararlılığımız, Türk adaletinin, Öcalan hakkında vereceği kararın geciktirilmeden infazından başlayacaktır!
Bir de şu var: Öcalan sağ bırakılırsa, çok geçmeden Batı''da insan haklarına göre affedilmesi yolunda dış ve iç baskılar muhakkak başlayacaktır. Çok daha önemlisi, Türk milletinin büyük çoğunluğu, adalete ve devlete olan güvenini kaybedecektir. Sayın Elekdağ acaba spekülasyonlarında bu hususları da kaale alıyor mu?
ASKERLERİN DÜŞÜNCESİ
Bir hususa daha açıkça değinmek isterim... Sayın Elekdağ, emekli Orgeneral Kemal Yavuz''un "Hapisteki Öcalan''ın anarşist güçler ve Batı devletleri açısından Türkiye''ye karşı devamlı kullanılacak bir obje olacağını ve bu saatli bombanın asılması gerektiğini" söylemesini yadırgamış... Yadırgamaktan da öte bu düşüncenin Kemal Paşa''nın geçmiş konumları itibarıyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay''ın bu husustaki görüşlerini vermesinden tedirgin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin düşüncesinin bu yolda olmadığını ima ediyor.
Kimse dışardan Türk Silahlı Kuvvetlerinin sözcüsü olduğunu iddia ve ima etmez. Bu yüce kuvvetin sözcüsü kendisidir, muvazzaf komutanlardır... Kaldı ki sayın Kemal Yavuz''un da asla böyle bir iddiası yoktur, söze hep "Kendi adıma konuşuyorum!" diye başlar... Ama, Yavuz Paşa, TSK''nın ruhunu ve eğilimlerini de, herhalde Şükrü beyden daha iyi bilir ve sezer... Komutanların gerçek veya kişisel eğilimleri ve kanaatleri ne olursa olsun, nihai kararlar konusunda, "devletimizi yöneten bizim üstümüzdeki siyasi yetkililerdir" demeleri de doğaldır... Ama bu "Genelkurmay idama
taraftar değildir" demek de değildir...
Bir inceliği herhalde usta diplomat görüyordur. Nasıl görmesin ki, birçok konularda ve Öcalan''ın yakalanması ile neticelenen sürecin başlatılmasında inisiyatif TSK''den gelmiştir.
Dışişleri Bakanlığımız çok saygın bir kuruluştur. Mensupları, sayın Elekdağ gibi gerçekten vatanperverdirler... Ama onların işlevleri diplomasiyi diplomatik yollardan yürütmektir. Savaşı sonuna kadar önlemektir. Bu çabalarında bazen mesleki deformasyon arazı gösterirler. Bunun için de diplomatlar ve askerler her zaman anlaşamazlar. Türk Dışişleri Bakanlığının her sorun ve çözümü konusunda askerlerle tam görüş birliği içinde oldukları da söylenemez... Ekseriya, hangi tarafın haklı çıktığı ayrı konu!..
Son tahlilde, sayın Elekdağ, bu konuda askerlerin nabzını tutmakta biraz yanılıyor gibi geliyor bana!..

