"Ermeni Meselesi", yani Ermenilerin, Osmanlı Devleti tarafından, 19. yüzyıl sonlarında ve 1915''te, katliama tabi tutuldukları iddiaları, artık gına getirdi... Gazetecilik ve devlet hizmeti hayatımda, evlerime bomba konmasına, ölüm tehditlerine sebep olan mücadelelerimden biri "bölücülük" diğeri de "Ermeni meselesi" konusunda idi. Bu konuda o kadar çok yazdım ve İngiliz-Amerikan Televizyonlarında o kadar çok konuştum ki artık bıktım. Ve bu konuda ne söylersek söyleyelim, bu iddiaları bilimsel olarak, belgelere ve Profesör Bernard Lewis, Profesör Stanford Shaw ve Julian MacCarthy ve en sonunda imana gelen Arnold Toynbee''nin yazdıklarına dayanarak cerhedelim. Ermenilerin ve destekçilerinin yalanlarına engel olamayacağımızı idrak ettim.
Güçlü propaganda Ermeniler, iddialarını daha doğrusu kendilerini acındırmak teşebbüslerini hep, doğru veya yanlış, Hitler''e atfedilen "Katliama uğrayan Ermenileri kim hatırlar ki?" sözleriyle süslerler. Halbuki, Osmanlı Devletinin baş tacı ettiği en yüksek mevkilere, nezaretlere ve önemli merkezlerde büyükelçiliklere getirdiği Ermenilerin, Ondokuzuncu yüzyılın sonundaki Rusya''ya, diğer büyük devletlere ve Hıristiyan misyonerlerine dayanarak başlattıkları ihanetlere ve terör hareketlerine karşı oluşan haklı tepkiler üzerine, gene Amerika''daki Protestan misyonerleri şebekesi, öylesine bir propaganda kampanyası başlatmışlardı ki, dünya bu "sözde katliamı" ve "Zavallı aç Ermeniler!" sloganını, hiç unutamadı. Hele 1915 olaylarından sonra başımıza kaktı.
Aktan ve McCarthy Bu sözde "soykırımının", nerede ise bir yüzyıl sonra Amerika''da kanunla "cezalandırılması" için hazırlanan tasarının gene temcit pilavı gibi gündeme gelmesi ve Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan''ın, ortamı müsait bularak bizden "af dilememizi" ve "mağdurlara" tazminat talep etmesi üzerine konuya gene değinmek zorundayım.
Bir defa asıl tazminatı bizim istememiz gerek. Ermeni teröristler son yıllarda onlarca Türk diplomatını göz göre göre katlettiler. Aslında tasarının ABD temsilciler Meclisi alt komisyonunda ele alınması üzerine, orada Türk tezini savunan değerli Emekli Büyükelçi Gündüz Aktan ve Julian McCarthy bu konudaki bütün gerçekleri, veciz bir şekilde dile getirmişler. Gerek onlar gerekse ABD Dışişleri Bakanları, ABD seçimleri öncesinde, Ermeni seçmenleri ve kampanyalara para yardımı yapacak olan Ermenileri memnun etmek için "hep oynanan" bu oyunun kısa ve uzun vadede ABD Türkiye ilişkilerine ne kadar zarar vereceğini anlatmışlar.. Tabii muhatapları anlayabilmişlerse!. Ancak tasarı, zinhar kabul edilirse -ki anladığım kadar böyle bir ihtimal vardır- bu ikazlarımız ve tehditlerimiz kavl-i mücerrette kalmamalı, gerekleri muhakkak yapılmalı ve bu konu artık kesip atılmalı!
Öyle görünüyor ki, zaten Türkiyemiz, insan hakları iddiaları ile dört bir taraftan muhasara altında iken Ermeni meselesi bir tehdit unsuru olarak karşımıza çıkarılmaktadır. Hatta, AB''ye kabul edilmek bile bizi bu beladan kurtarmayacaktır. Aksine muhtemelen kabul edilmemizin yeni bir şartı olarak "katliamı kabul edin, Ermenilerden özür dileyin, tazminat verin!" isteğini de dayatabileceklerdir. Bu konuya tezimizi ve mücadelemizi zayıflatabilecek kendi içimizden, yeni bir unsur katılmıştır. RADIKAL yazarı Murat Belge''nin itirafı üzere, "milliyetçilik denilen şeye pek tahammül edemeyen" içimizden bu bazıları, yeni modaya uyarak "entelektüel şıklık" uğruna, katliamın "belki de" "doğru olduğunu" ima etmeye hatta açıkça kabullenmeye başladılar. Mahçupyan''ın ve Margorasyan''ın bu tavırlarını tasvib etmesem de anlayabiliyorum. Gündüz Aktan''ın dediği gibi, uluslararası forumlarda ülkelerini her fırsatta eleştirmeyi ve şikayet etmeyi, "gerçekleri itiraf edip mazoşizmlerini sergilemeyi" "aydın" olmanın şanından addeden bu bizim sözde "münevver" bozuntularını, ben de hiç anlayamıyorum. Ama Ermeni konusundaki, bu sözde özgürlükçülük ve "doğrucu Davutluk" yeni bir şey de değil.
Katliam değil mukatele Ünlü "hümanist" şairimiz Tevfik Fikret de Osmanlı Hükümdarı Abdülhamit''e 1905''te, Ermeni komitacıları tarafından yapılan bombalı suikast girişiminin, Padişahın, camiden bir "lahza" geç çıkması ve arabasına varmakta gecikmesi, akim kalması üzerine, Türk Hakanı öldürülemediği için "Bir lahzayı teahhür" şiirinde açıkça ve acı acı hayıflanmıştı.. Tekrar etmekte yarar var; Ermeni olayı, Ziya Gökalp''in dediği gibi "katliam değil bir mukatele" ve karşılıklı mücadelenin sonucu idi. Bunun ispatı Erzurum''da ortaya çıkarılan binlerce kadın ve çocuk mezarlarında! Erzurumlu yaşlı bir akraba hanım, o dönemde, orada yaşadıklarının etkisi altında hep kâbuslar görür ve zaman zaman "Ermeniler geliyor" diye eşyalarını toplamaya başlar, kaçmaya kalkışırdı! Gaziantep ve K. Maraş''ta, oradaki Amerikan misyonerleri tarafından himaye edilen Ermeni Taşnak ve Hınçakların masum insanları nasıl camilere doldurup yaktıklarını bunları bizzat yaşamış olan rahmetli babam Kılıç Ali''den dinlemişimdir. Bunlar, hele bizler yaşadıkça tarihçilere bırakılmayacak ve fakat artık kesip atılması gereken gerçeklerdir.
Evet, bana da artık bu konuda mücadele etmekten gına geldi. Bayrağı Gündüz Aktan gibi "milliyetçi ve gerçek" aydınlara bırakıyorum.
Gerçek Türk lobisi Sedat Sertoğlu, paralı lobilerinin Ermeni konusunda başarılı olamadıklarını yazıyor. Yarı haklı. Bu, yabancı ve para ile tutulmuş lobi şirketleri faydalıdır da, bu konuda yapabilecekleri sınırlıdır. Çünkü içtenlikle ve bilgili bir mücadele yürütmeleri imkanı sınırlıdır. Ne kadar bilgi ve heyecan verebilirseniz, onu da aldıkları ücret oranında, aktarabilirler.. Geşmişte benim Amerika''da görevli olduğum sıralarda, merhum Dr. Cengiz Kevenk ve özel mühendislik yapan merhum Kerim Önder gibi inanmış özel kişilerin mücadeleleri daha fazla etki yapmıştır. Şimdi de Türkiye''deki ünlü Sivil Toplum kuruluşlarının bu mücadelede nispeten bigane kalmalarına karşılık Amerika''da ve dünyada, Türkiye''nin davaları konusunda ve şu sırada da Ermeni konusunda, oradaki ATAA gibi Türk derneklerinin geliştirdikleri ve Turkish Forum ve Grass Roots, Türkistan Newsletter, INAF gibi Web sitelerinde odaklanan çok faal bir mücadele veriyorlar. Yüzlerce adrese hakikatleri aktarıyorlar. Hem hiç maddi yardım almadan, aralarında topladıkları bağışlarla ve gönüllü olarak! Kısacası, bu mücadeleleri maalesef pek de takdir edilmeyen gerçek bir milli lobimiz var
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "1915 olayları katliam sayılamaz. Osmanlı Devletinin bu konuda direktif verdiği iddiası uydurmadır. Yapılan sistematik bir katliam değil "tehcir" idi. Ermenileri savaş bölgelerinden uzaklaştırmaktı. ABD hükümetinin İkinci Dünya Savaşında Nisei''leri (Japon asıllı ABD vatandaşlarını) zorla tecrit kamplarına sokmaları türünden bir uygulama idi!.. " Prof Stanford Shaw

