Bir fıkra vardır; adamın biri Yüksek Kaldırım''ın tepesine çıkmış ve bağırmış "Bre gafiller!" diye... Herkes dükkanından dışarı uğrayınca da bizimki "Amma da çokmuşsunuz!" diye söylenmiş... Teşbihte hata olmaz; benim de, şu günlerde, yüksek bir yerden "Bre gafiller!" diye bağırasım geliyor.. Öcalan''ın asılıp, asılmaması konusunda meğer amma da çokmuşlar! Medyada, hemen asılmasından yana olan bizler azınlıkta kaldık! En iyileri "Yargıtay doğru karar verdi, Öcalan cezayı fazlasıyla haketmişti" dedikten sonra, hemen "amma" deyip, fiiliyatta asılmamasının, cezasının "ağırlaştırılmış müebbet hapse" çevrilmesinin ülkenin yüksek çıkarları açısından daha uygun olacağını iddia ediyorlar. "Amma" kelimesinin arkasında inanılmaz bir politik faydacılık ve idare-i maslahatçılık yatıyor. Bir yazarın dediği gibi, "İlkelerin, ilkeciliğin en büyük düşmanı fakatlar ve amma''lardır!" Şimdiye kadar hemen hemen her konuda aynı görüşleri paylaştığım, fakat şimdi bu konuda benden ayrılan dostlarımla telefonda da anlaşamıyoruz; onlar "amma"larında ısrar ediyorlar ben ise bu ilke meselesinde "ammaya, mammaya" yer olamaz diyorum. Eminim, milletimizin büyük ve sesleri medyada pek çıkamayan çoğunluğu da, benim gibi düşünüyor. Medyanın ve köşe yazarlarının büyük kısmı ile milletin büyük çoğunluğu arasında derin bir uçurum var. Köşe yazarları, şöyle veya böyle, bu çoğunluğu yazıları ve "ülke çıkarları" gerekçesiyle hizaya getirebileceklerini sanıyorlar, ama yanılıyorlar. Böylelikle toplumun büyük çoğunluğu ile medya arasında güven bağları zayıflıyor giderek!
MHP''Yİ KULLANMAK Dünkü yazımda da belirttiğim gibi ülkedeki milliyetçi çoğunluğu ikna etmek için, MHP''nin yardımcı olması gerektiğini söylüyorlar. Benim bildiğim Milliyetçi Hareket Partisi, ilkelerinden, milliyetçiliğinden vazgeçemez ve böyle bir oyuna asla alet olmaz. Nitekim MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bunun sinyallerini verdi... Benim sorum şu; nerede ve nasıl yanlış yaptık da, özellikle medyada, bu kadar gafil kişiler ürettik.. Dengelerin alt üst olması, tabuları yıkıyoruz" diye, kutsal ve geleneksel değerlerimizin yitirilmesi ve ahlak çöküntüsü nerede ve ne zaman başladı. Ordunun geleneklerini bile altüst eden kardeşi kardeşe düşüren 27 Mayıs Darbesi ile mi? Sonra bu darbenin meydanı açtığı ''68 Kuşağı ve solculuk furyası ile mi? İlginçtir, o fırtınalı ''70''li yıllarda, Amerika''ya düşman, "NATO''ya hayır" diyenler, bugün Avrupa''nın, Avrupalılar''ın yalakaları ve Avrupa''ya teslim olmamızı öneren aynı kişilerdir. Demek ilkeleri yok; esen rüzgara göre hareket eden eyyamcılar bunlar! Yetmişli yıllarda Türkiye''yi Moskova''ya peyk yapmak isteyenler bugün Türkiye''nin hükümranlık haklarından vazgeçip, Avrupa Birliği''ne -güya insan hakları ve demokrasi uğruna, ama aslında avuç rant uğruna- ram olmasını isteyenler aynı kişiler... Burada bir gariplik yok mu? Bizlerin ise hep aynı milli çizgide olmamızın bu eyyamcılık karşısında hiç mi değeri yok. Yoksa bizler, onların iddia ettikleri gibi, çağdışı kalmış dinozorlar mıyız?
BÜYÜK USTA Bir "büyük usta" var, yetmişli seksenli yıllarda Sovyet İmparatorluğu çökmeden yazdıkları ve yaptıkları malum. Hep "Türk''e Türk propagandası yapılmasını" kınarken her yazısında tarihin çöp kutularını eşeleyerek, Türk''e Türkler''i ve Türklüğü yerer.. Gerçi bugün de Türkiye''nin "Marksizm tecrübesinden geçmemiş olmasını" geri kalmışlığımızın başlıca sebebi addediyor ama hazret, kozmolojik herzeleri ile, bugün globalleşmenin ve Avrupa''ya ram olmanın baş savunucusu. Hudutlar kalkacak, milli bayraklar panayır flamaları olacak, generaller de apoletli turizm teşrifat memurları olacaklar diye şeamet tellallığı yapıyor.
NEREDE YANLIŞ YAPTIK? Evet nerede yanlış yaptık ki, bugün bu zatlar ciddi ciddi Türk milletinin baş düşmanını hakettiği idam cezasından kurtarmak için söz ve işbirliği yapıyorlar. Aslında onların, Avrupalılarla da, söz ve işbirliği halindeki bu çabaları terörist başı, "cani ve katilin" idam cezasının savsaklanmadan, bir an evvel infazını gerektiriyor. Devlet Bahçeli''nin dediği gibi Öcalan hakkındaki hükmü idam cezasının kaldırılmasıyla özdeşleştirmek ahlaksızlıktır. Demek oluyor ki onların ve bizimkilerin asıl öncelikleri her nedense Öcalan''ın kellesini kurtarmaktır. Zaten Almanya''nın Ankara Büyükelçisi Herr Vergau baklayı ağzından çıkarmış ve açıkça "Öcalan''ı asarsanız Helsinki''yi aklınızdan çıkarınız, çünkü Almanya''da 300.000 Kürt var".. Bu "Biz Öcalan asılırsa onların tepkilerinden korkuyoruz" demektir. Hatırlardadır, Öcalan''ı Almanya''da yargılamaktan da, aynı tepkilerden korktukları için kaçmışlardı. Hangi ilkeden bahsediyorlar! Dönelim bizim gafillere ve işbirlikçilere; bir harikuladelik olsa, TBMM bu savsaklama oyunlarına gelmeyip, Öcalan''ın cezasını hemen tasdik etse ve hüküm infaz edilse bile, maalesef yozlaşma ve gaflet biti içimize düşmüş bir kere! Dünyadaki bütün kafurular bunları temizlemeye yetmeyebilir.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İdare-i maslahatçılar asla yönetici ve devlet adamı olamazlar" Mustafa Kemal 1930

