Aramızda ve özellikle medyada, ekseriya çok renkli dergilerde, gazete eklerinde ve bazı TV kanallarında yazan, nereden çıktıklarını, nereden türediklerini anlayamadığım bazı kıytırıklar, "marjinal" kişiler vardır.. Osmanlı''yı küçümserler; millî devleti, milliyetçiliği çağdışı sayarlar. Mesela, PKK''yı ve Öcalan''ı, bölücülüğü desteklediği sabit olduğu için bir toplantıda haklı olarak tepki gören Ahmet Kaya''yı savunurlar, her fırsatta polisleri ve "devleti" kötülerler! PKK''ya "barışçı çözüm" diye destek olanlar da onlardır. Seks furyasını besleyenler, geleneklerimize karşı çıkanlar onlardır... Büyük Türk yazarı Ömer Seyfeddin''e "vasat bir yazar" diyenler, Mehmet Akif''e burun kıvırırken Nazım Hikmet''e ağıt yakanlar da onlardır.. Kısacası Türk toplumunda "marjinal"dırlar ve de kendileri gibi "marjinallere" hitab ederler.. Yıllardır kökleri nerelerde, hangi numaralı örgütlerde ve asıl maksadının ne olduğu belli, "Cumartesi Anneleri" şovlarını destekleyenler, Susurluk olayını, dibi bulunmaz bir gayya kuyusu haline getirenler de onlardır. Dünkü köşemde bu aynı kişilerin ve solcu yandaşlarının İmralı davasındaki milli heyecanı nasıl horlamaya çalıştıklarını yazmıştım.
KIYTIRIKLIĞIN TİPİK ÖRNEĞİ Pazar günkü Radikal Gazetesi''nin ekinde de bunlardan biri nereden türemişse Oray Engin adlı biri, "Eyvah Milli Hakan" başlıklı yazısında, Hakan Şükür''ün Finlandiya zaferinin ardından, muhakkak içinden gelerek, Mehmetçik ve şehitlerimiz için söylediklerini şehitliğe gidip dua etmesini ve kendi deyimiyle "milliyetçiliğini" öne çıkarmasını kınıyordu... Bunları "Şehit analarını diline dolamak" ve Türkiye''nin "hassas bir vak''asını" (nedense Türkiye''nin bir zaferini diyemiyor) trend haline getirip kendisine prim sağlamak, nasıl bir mantığın ürünü olabilir?" diye soruyor. Kıytırık yazar, içindeki başka bir zehiri de döküyor bu vesile ile; bu olaylarda MHP faktörünün milliyetçi Türk gençlerinin, bozkurt selamlarının bulunduğunu, yani kendi deyimiyle, bunların "Sıradan milliyetçilik" olduğunu ileri sürüyor.. Yani, ona göre, "Sıradan sapıklık" mı geçerli olacaktı! Bir taraftan Oray Engin''in anlayamadığı bir şey var: Hakan Şükür gerçekten bir Türk Milliyetçisidir. İnanıyorum ki o ve arkadaşları Finlandiya maçında hakikaten milliyetçiliğin, Öcalan''ın yakalanması ve yargılanmasının ve bunların da şehitlerimizin ruhlarını şad ettiği inancı ile mücadele vermişler ve başarılı olmuşlardır. Yaptıkları şov değildir, inanç ve duygularının gereğidir. Ama Oray Engin gibiler bu duyguları nasıl anlayabilirler ki? Adamlar ülkemizin bir başarısının, eşkıyabaşının hesap vermesinin ve inşaallah layık olduğu cezayı da almasının mutluluğunu duymamızı bile çok görüyorlar bize! Ama aynı kıytırık kişiler yıllarca Türkiye''yi Susurluk gayya kuyusu ve kazaya uğrayan Mercedesin enkazı etrafında dans şovları ile mum yakıp söndürmekle ve Galatasaray''daki Cumartesi Şovları ile meşgul ettiler ve hâlâ da ediyorlar. O makbul, ama milliyetçilik ve milliyetçilik gösterileri yanlış! Eğer buna gaflet ve hatta ihanet denmezse ne denir? En azından, herhalde, kıytırıklık denir! Beni kızdırmasınlar, kendilerinin Yaşar Kemal''den ve Çetin Altan''dan başlayarak feyiz ve örnek aldıkları ustalarının geçmiş "şovlarını" en kıytırıklıklarını kupür ve delilleri ile ortaya dökerim. Ancak, hâlâ merak ediyorum nereden ve nasıl türemişler ve üremişlerdir bu kıytırıklar? Ve bu tür görüşlerin milliyetçilik ve vatanseverlik karşıtı görüşlerin, Türk milletinin çoğunluğu tarafından asla desteklenmediği, medyaya rağmen ortaya çıkan seçim neticeleri ile de belli olduğu halde, büyük medya kuruluşları niçin ve neden bu adamlara sayfalarca yer verirler. Acaba kıytırıklık prim yaptığı için mi?
DEMİRKENT''İN FERYADI Ve mesleğimizin duayeni Nezih Demirkent''in, Dünya gazetesindeki köşesinden "Gazeteci olmaktan çekiniyorum" başlığı altında yazdıkları; kendi kelimeleri ile "tek yanlı haberler, televizyondaki iç bayıltıcı konuşmalar... konuşmalar... Gazeteciler artık sevilmiyor, güven duyulmuyor hatta suçlanıyor" gerçeği... Nezih ağabeyim -yoksa yaş itibarı ile kardeşim mi- az söylemiş; ya gazetelerin renkli eklerindeki, hatta bazılarının köşe yazılarındaki ahlaksızlık ve çıplaklık örnekleri ya şiddeti tahrik eden yazı ve fotoğraflar ve televizyon haberlerinin şovlaşması.. Dünyanın her ülkesinde cinayetler olur ama bizdeki kadar haberlere, cesetleri ve dehşet görüntüleri ile geçmez.. Bunların toplumdaki birçok rahatsızlıkların kaynağı olduğu da ortada... Banka yasasında, banka haberlerine yasak konması ilke olarak yanlış da, bazı olayların üzerine yargısız infaz şeklinde gidilmesi bunun başka dürtülerden ve iş ilişkilerinden kaynaklandığı, holdinglerin başka iş ve ilişkilerinin gazete haberlerine yön verdiği izlenimini veriyor. Nihayet kanunen yasak olan promosyonların gazetelerin asıl işlevlerini unuttururcasına devam etmesi? Medyamızın o acımasız projektörlerini biraz da kendi üzerine çevirmesi gerekiyor.

