Diplomasinin inceliklerini kullanarak gerçek dünya olaylarını irdelemeyi çok iyi bilen Gündüz Aktan, halen AB tarafından hazırlanmakta olan "Katılım Ortaklığı Belgesi"nin (KOB), Kasım başlarında bize verilmesi ile, önümüzdeki Sonbahar''ın, Türkiye için, "gerçeklerle yüzleşeceği sıradışı bir zaman parçası" olacağını yazıyor...
Genel ve muğlak mahiyetteki Kopenhag Kriterlerini somut ve ayrıntılı bir şekilde tespit edecek, bir ev ödevleri dizisi olacak bu Katılım Ortaklığı Belgesi, Avrupa Birliğine girmemiz, daha doğrusu "kabul edilmemiz" için yapılacak müzakerelerde esas olacak.
Hakikat zamanı İspanya''daki Boğa güreşleriyle ilgili, edebiyatta, matadorla -boğa güreşçisi ile- azgın boğanın karşı karşıya geldikleri, en son kritik âna "hakikat ânı" denir. Gerçekten de Türkiye için AB Kriterlerini K.O, Belgesinin dayatması ile aynen veya büyük ölçüde kabul edilmesi -veya edilmemesi- Türkiye''nin, Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini, belki de geri dönülmemecesine tayin edecektir.
Boğalar çok! Burada da Türkiye''nin karşısında tek bir boğa değil birkaç boğa var, Kritik soru şu: Boğalar boynuzları matadorun, yani ülkemizin vücuduna geçirecekler mi? Ve boğalar -içimizde ve dışımızda- o kadar çoklar ki!. Benim "Türkiyeyi AB''ye sokmaktan sorumlu Komiser Yardımcısı" dediğim Mesut Yılmaz gibiler, AB''ye uyeliğin getireceği nimet ve rantları ileri sürerek, Türkiye''yi AB "aday adaylığına" kabul ettirmekte kararlılar. Kamuoyu öylesine koşullandırıldı ki, kamuoyu araştırmalarında AB''ye girilmesine taraftar olanların oranının kesif propaganda yüzünden yüksek olduğuna ben de inanıyorum. Öyle bir hava oluşturuldu ki, sanki AB''ye girmekten başka seçeneğimiz ve bu "milli hedefe" varmamıza engel olmak da adeta vatana ihanettir.
Ama Kamuoyu AB''ye bu yöntem ve koşullarla girmenin veya aday olmanın mahzur ve gerçekleri konusunda yeteri kadar bilgilendirilmiş midir? Şüphem var. Hatta bu mahzurları bilenler ve rezervleri olanlar, hatta bazı MHP''li milletvekilleri bile, itirazlarını belirtirken söze "AB''ye taraftarız" demekle başlıyorlar.
AB''ye evet ama! Yeri gelmişken tekrar etmeliyim. Ben de AB''ye girmekten yanayım. Ama böyle başkalarının tespit ettikleri ev ödevlerini yaparak. Egemenliğimizden feda ederek, dayatmalara boyun egerek, önümüze konulacak "ev ödevlerini" Avrupalı müfettişlerin nezareti altında yaparak değil! Vesayet altında değil! Sonra, Avrupalıların, -başka taraflara ve seçeneklere yönelmeyelim dıye- bizi yıllarca oltalarına takılı tutacaklarını ve kriterler çıtasını yükselterek adaylığımıza yeni engeller çıkaracaklarını ve çok uzun süre kulüplerine kabul etmeyeceklerini tahmin ediyorum. Bunun kuvvetli emareleri de var. Eşcinseller konusunu dahi insan hakları meselesi yaparlarsa şaşmayın! En önemlisi de şu: Sayın Yılmaz istediği kadar "Türkiye''yi bölemezler" desin. Avrupalıların Kürt ve Güneydoğu konusundaki hep söylediklerinden, aksi izlenim çıkıyor. Hem AB kriterlerinin KOB''da somutlaştırılacak maddelerinin tümünü, özellikle TSK ve MGK konusundaki kriterleri, şu veya bu kamuflaj altında olsa dahi, kabul edersek, birlik ve bütünlüğümüze yönelik gerçek tehditler karşısında savunma kalkanlarımızı kaybedeceğimiz muhakkaktır. Bu riski göze alamayız, geleceğimizle kumar oynayamayız. Bu tehlikeyi TSK muhakkak farkediyor. (Tavsiye ederim. Değerli Emekli Orgenearal Suat İlhan Paşanın, AB''ye girmemiz konusundaki mahzurları dile getiren ve fakat medyamızda pek sözü edilmeyen son kitabını muhakkak okuyunuz.)
İstekler Katılım Ortaklığı Belgesinin açıklanması ile idam cezasının kaldırılması, Güneydoğu sorununun siyasi olarak çözülmesi, Kıbrıs konusunda tavizler vermemiz, MGK''nın "sivilleştirilmesi ve TSK siyasetteki etkinliğine son verilmesi gibi talep veya dayatmalar öne çıktığı takdirde TSK''nın ve MHP''nin bunlara "rezerv" koymaktan öte kuvvetle direnecekleri beklenir. AB aktivistlerinin de sıkıntıları burada..
Türk Silahlı Kuvvetlerini -özellikle bu hayati noktalar konusunda muhtelif vesilelerle sakıncaları ileri sürmesi üzerine, pasifize etmek için bir kampanya başlatıldı. TSK''nın rolünü ve Komutanların irtica ve bölücülük konusunda söyledıklerini tartışmaya açıp, bu kurumu kamuoyu indinde erozyona uğratmak için belli bir çaba var bir süredir. Bazı medya kalemleri, daha önce de yazdığım gibi, TSK''yı şimdiye kadar görülmedik şekilde, tenkit etmeye başlamışlardır. Bu konudaki "medeni" cesaretlerini takdir etmekle beraber, bu cür''eti nereden aldıklarını da merak ediyorum.
PKK görüşü PKK''nın ve Öcalan''ın organı olan ÖZGÜR POLİTİKA gazetesi, son bir başyazısında, bu "hızlı süreci" yani "Türk Ordusunun siyasete müdahalesi ve rejimi sahiplenmesinin tarzını, tartışma sürecini" Abdullah Öcalan''ın yeni (barış) stratejisinin başlattığını yazıyor. Biraz abartılı ama gene de içinde hakikat payı olan bir iddia! Güneydoğu sorununun, bizim pasifliğimizden cesaret alınarak, yavaş yavaş siyasallaştırılması ve Öcalan''ın idamdan kurtarılması, bir yerde bölücülere,TSK''yı hafife almaları hususunda cesaret veriyor. MHP''yi nötralize etmek hatta "kullanmak hususunda da bazı oyun ve gayretler var. Bunları yarınki yazımda anlatmaya çalışacağım.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Demokrasi, iki kurtla bir kuzunun öğle yemeğinde ne yiyeceklerini oya koymaları olayıdır."
JEAN MİCHELET
Politikada en geçer akçe gerçekleri görmezlikten gelmektir."
JOHN KENNETH GALBRAITH

