Kaydet
a- | +A

Benim yazılarımı, ötedenberi takip edenler ve hele dünkü yazımı okuyanlar son günlerde olanlara ve özellikle Merve olayına bakarak haklı olarak soracaklardır: "Senin koruduğun, üzerine titrediğin ''Milli Devlet'', ''Cumhuriyet'' bunlar mı?" Hayır, benim koruduğum Cumhuriyet ve Devlet "İdare-i Maslahat Cumhuriyeti veya Devleti" değildir. Devleti ve hukukunu bugün, maalesef, temsil etmek durumunda bulunan "İdare-i Maslahatçılar" değildir. Ancak, ne yazık ki şimdi gereken kesin kararları cesaretle vermeyip, her şeyi "idare" etmeye, yani "idare-i maslahata" tevessül edenler ve gereksiz medyatik gösteriler yapanlar yüzünden, İkinci Cumhuriyetçiler ve Merve yanlısı Fazilet Partililer, son iki gün zarfında, adeta devlete ve Cumhuriyete karşı bir anda haklı çıkmışlardır.

İŞİN BAŞI Başlangıçtan alalım: Merve Kavakçı olayı aslında, ta başından çözülmüştü. Amerikan vatandaşlığına geçmiş ve o bayrağa bağlılık yemini etmiş bir kişinin seçimlerde aday olması ve Yüksek Seçim Kurulu''nun bunu kontrol etmemesi yüzünden şeklen seçilmiş olsa bile hukuk demagojisine mahal bırakılmadan ve "başka emsalleri var" diye savsaklamadan milletvekilliğinin hemen düşürülmesi gerekirdi. Aslında bu mesele Başbakan''ın da dediği gibi altı ay önce, TBMM "çatısının altında" çözülmüştü. TBMM Başkanı Yıldırım Akbulut''un başlangıçta söylediği gibi, Bakanlar Kurulu''nun, Amerikan vatandaşlığını kabul etmiş ve başka bir bayrağa sadakat andı içmiş bir kişinin TC vatandaşlığını kaldırması ile Merve Hanım''ın ne milletvekilliğinin, ne de yasama dokunulmazlığının geçerli olamayacağı aşikardı. Eğer bu konuda yasa ve kurallarda boşluk vardı ise ne gariptir ki, TBMM de "idare-i maslahata" devam etmiş, bunca zaman zarfında, Meclis''e başörtüsü veya başka bir kıyafetle girilemeyeceği hususunda bağlayıcı bir karar alınamamıştır. Merve Hanım''ın Danıştay''a başvurması ile konu anlaşılmaz bir şekilde askıya alınmış yani dalgalanmaya bırakılmış idare-i maslahat''a terk edilmiştir... Ta ki TBMM Başkanı Akbulut, kendi kendisini nakzedene ve Merve Hanım''ın milletvekilliğinin ve yasama dokunulmazlığının devam ettiğini "yazılı olarak" bildirene kadar! Tabii işin ikinci yanlış tarafı da, DGM Başsavcısının, bütün bu muğlaklık içinde, bir gece baskını traji-komedisini sahnelemesi oldu. Sayın Savcı, Merve yandaşlarına, şov yapmak imkanını acaba hangi akla hizmet verdi... Gerçek bazı başka şüpheler var idi ise, bunun gündüzü yok mu idi? Gerginlik oluşturacağı muhakkak gece yarısı baskınlarından ve kapı kırmak tehditlerinden daha şık yolları yok mu idi? Zaten günümüzün illeti "idare-i maslahat" olduğu kadar, insanların, polislerin, savcıların, siyasilerin, her nasıl olursa olsun, "medyatik" olmak tutkuları ile medyanın "tiraj ve reyting" çabaları arasında sıkışmış olmamız! "Yargıtay, Öcalan''ın idam hükmü" hususundaki davaya bugün bakıyor. Korkuyorum, Yargıtay tasdik kararı verse bile Avrupa Birliği''ni memnun etmek için nihai karar siyasi safhada idare-i maslahatla savsaklanırsa diye!

VAT İZ DİS Televizyon reklamlarında "espri" faktörü etkilidir. Birkaç yıl evvel Amerikan televizyonlarında yayınlanan bir pencere camı silme ilacının reklamını hatırlarım. Genç bir bedevi at sırtında çölü dört nala geçiyor, çadırda nargilesini höpürtederek oturan yaşlı Şeyh babasına heyecanla; "Baba baba müjde buldum!" diyor.. Şeyh uykudan uyanır gibi "Ne buldun oğlum" diye soruyor.. Genç, "Dünyanın en iyi, en mükemmel falan marka pencere temizleme ilacını buldum" deyince yaşlı şeyh, bu sefer de, büyük bir hayretle soruyor; "Pencere dediğin de nedir evlat?".. Bu da esprili ve ürünü uzun süre hatırlatacak bir reklamdı, ama zarifti! Son "Vat iz dis" reklamı konusunda, belki de ilk defa olarak, Serdar Turgut''la aynı fikirdeyim. Bu reklamdan sonra Türkiye''nin bütün sınıflarında öğrencilerin kendilerine doğruları öğretmeye çalışanlarla aynı şekilde alay ettiklerini duyar gibiyim.. Acaba bu reklamı hazırlayan reklam şirketi ve reklamı yaptıran ve hâlâ yayınlatan banka, kendilerine, belki müşteri getirecek bir espri uğruna neleri, hangi değerleri tahrip ettiklerinin ve nasıl bir çığır açtıklarının farkında mıdırlar? İşin acısı bu reklama ters tepkiler bile şimdi reklam oluyor! Modern reklamcılıkta bir bilinç altına nüfuz etme tekniği var. Bu zararsız da olabiliyor ama kötüye de kullanılabiliyor. Özellikle gençlerin alt beyinlerinde yanlış etkiler yapılabiliyor. Mesela, reklamlardaki "ulan be''li" ve argolu konuşmalar, ana ve babaya karşı saygısızca davranışlar, çocukların, gençlerin terbiye ve davranışlarını etkiliyor. Reklam şirketlerine ve reklam verenlere sorumluluk düşüyor...

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Reklamcılık insan zekasını, mal pazarlayıp para kazandıracak kadar bir süre askıya

almak san''atıdır.

Stephen Leacock

"İdare-i maslahat idarelerin en kötüsüdür.. İdare-i maslahatçılar asla iy idareciler olamazlar!

Mustafa Kemal