Kaydet
a- | +A

Türkiye''de "vaziyet-i umumiye", daha evvel de yazdığım gibi, 1919 ''da Mustafa Kemal''in Samsun''a çıktığı zamanda, tarif ettiği kadar net ve acı, ama ayrıntılar bir hayli "kaba". Maalesef AB''ye doğru uzanan "ince, uzun bir yolda" burnumuza takılan bir halkadan çekilerek sürüklenmekteyiz! Birtakım resmi ve gayri resmi kişiler, Avrupa Birliği''ne girmemizin, "milli davamız, milli kaderimiz" olduğunu iddia ediyorlar. Milli çıkarlarımıza uygun olmayan ve "ev ödevleri" olarak "komserler" tarafından dayatılan AB kriterlerini kabul etmek istemeyen bizler de, onlara göre, Türkiye''nin "kaderini" önlemek isteyen, AB''ye katılmak için sabırsızlanan ve kendi anketlerine göre % 70 civarında olduğu iddia edilen çoğunluğa karşı gelen, bağnaz gericileriz! Acaba gerçek durum böyle mi? Bazı peşin kararlı kuruluşların yaptıkları kamuoyu araştırmaları hangi bazda, kimler arasında, hangi ölçütlere göre yapılmış? Medyanın, köşe yazarlarının çoğu, kamuoyunu kesif bir şekilde şartlandırıyorlar ama eğer, bir referandum yapılsa, netice muhtemelen AB aleyhine çıkardı. Ben inanıyorum ki, Türk milleti, bazı kişisel menfaatlere -AB'' ye üye veya ortak olmamızın getireceği iddia edilen maddi menfaatlere- şeref ve haysiyetini, milli egemenliğini feda edecek kadar değişmemiştir! Hem Avrupalıların, bu "menfaatleri" hemen verecekleri -mesela Türklere serbest dolaşım hakkını sağlayacakları vb.- ne malum? Üyelik koşullarını hep değiştirecekler, çıtayı hep yükselteceklerdir... Ve bizi başka taraflara kaymayalım diye, hep oltalarının ucunda tutacaklardır. Türk milletinin kaderi bu olamaz!

Milli egemenlik konusunda hassas olan, Avrupa veya Amerika''nın hükümranlığını veya mandasını kabul etmeyenler ilk biz olmuyoruz. 1919''da ve 1920''de de haysiyetli vatanperverler kabul etmemişler ve o zaman da, işbirlikçiler, eyyamcılar tarafımızdan aynı suçlamalarla karşılaşmışlardı. Şu son haftalarda Başkomser Gunther Verhaugen''in, Ankara maceralarında yaşananlar AB''nin gerçek niyetlerinin ne olduğunu, içimizdeki bazılarının gerçekleri kamuoyundan gizleyerek olayı, tabir caizse "gargaraya getirmeye" çalıştıklarını göstermiştir.. Düpedüz hainleri bir tarafa bırakıyorum, diğerlerinin, bu "ince, uzun yolun" sonunda Türkiye Cumhuriyeti ve Türk milleti için nereye varabileceğini anlamamaları için, gaflet ve basiretsizlikten öte, açıkçası, ahmak olmaları gerekir!

Traji-komedi Böylesine komedi olmaz! Verhaugen''in gider ayak birilerinin -herhalde Dışişleri Bakanlığı''ndaki birilerinin- bütün söyledikleri ile, maalesef "Türkiye''yi AB''ye sokmaktan sorumlu Komser yardımcısı" durumunda bulunan Mesut Yılmaz''ın eline tutuşturduğu dayatma şartlar, meğer aslında yokmuş veya "hem varmış hem de yokmuş" Üzerinde konuşulacak noktalarmış, o acayip diplomasi tabiri ile, bir "non-paper"miş. Yani "mevcut olup da, mevcut olamayan" bir belge imiş -O nasıl oluyorsa!- Yani "istenirse var, istenirse yok" Ne niyetine yerseniz, öylesine bir kağıtmış! Bu traji komediye ve Dışişeri Bakanlığı''ndaki meçhul rejisörüne karşı, AB''ye gönülden taraftar Ertuğrul Özkök bile isyan etti. Çünkü o adam, her kim ise -ben de çok merak ediyorum- hem kamuoyundan gerçekleri gizliyor hem de olayın üzerine gidenleri "Anti-Avrupa güçlerin emellerine hizmet eden karanlık adamlar" olmakla suçluyor! Ne var ki, bu oyun aslında anti-Türk güçlerin bir oyunu veya şaşırtmacası.. İşin acısı, bu bazı deformasyon profesyonelle malul diplomatlarımız, AB''ye girmeyi, tıpkı Yılmaz gibi, kendilerine tramplen tahtası yapmak istiyorlar. Sayın Başbakan Bülent Ecevit de bu konuda, böyle bir belge ha var ha yok diye, Verhaugen, Kürtçeden bahsetti de bahsetmedi diye, maalesef, kıvırıp duruyor ve bunu ona yakıştırmıyorum! Ha var ha yok-şuyuu vukuundan beter; Verhaugen''in ve AB''nin dayatmak istedikleri, hiç şüphe etmeyin ki, Kürtlere azınlık hakkı verilmesi, Kürtçe eğitimin, Kürtçe Radyo TV''nin serbest bırakılması ve kısacası, Kürt kültürel özerkliğinin tanınmasıdır. MGK''nın da, kaldırılmaya yakın, "sivilleştirilmesidir"!

Şimdi, aklı başında, tarih bilgileri ve perspektifleri var diye bildiğimiz bazı değerli yazarlarımız da her nedense, bu AB marşandizine takılmışlar, tehlikeleri mesela Kürtçe TV'' nin ve eğitimin, Hasan Pulur''un dediği gibi, bir etnik pandora kutusunun kapağını ardına kadar açacağını, içinden, etnik parçalanma ve mücadelelerle birikte, Kürt siyasi otonomisinin ve benim de söylediğim gibi , "Kürt Devleti" gibi leş böceklerinin çıkacağını göremiyor, "Olmaz böyle şeyler" deyip duruyorlar. "Allah bu gibilerin akıllarını bir gecelik bana verse de rahat uyuyabilsem!" diyesim geliyor. Bunlar oluyor beyler, oluyor; inanmazsanız PKK ve Kürt organlarında yazılanları okluyunuz, imkanlar belirdikçe umutlarının yeşerdiğini göreceksiniz!

Bu sırada Kürtçü cephede! Şu sırada, Kürt veya Güneydoğu cephesinde de ilginç gelişmeler var.. Kimbilir, belki de Washington''dan mülhem olarak, PKK''ya ve de HADEP''e, karşı -Kürtçülerin 7. kongrelerindeki birlik kararlarına karşı- diğer bazı Kürt kuruluşlarını harekete geçirmek için bir faaliyet var gibi. Belki de Talabani''nin Ankara''ya gelişi de bunlarla ilgili. PKK''nın dağlarda hâlâ devam eden kıpırdanmalarını önlemek ve o cepheyi bölmek için sarfedilen bu çabalara, taktik olarak, itirazım yok. Ne var ki, Osmanlı döneminde de kullanılmış olan bu "bölmek ve biribirine kırdırmak" yönteminin, uzun vadede, strateji olarak, başarılı olabileceğine pek inanmıyorum. Çünkü, uzun vadeli olarak, ne Kemal Burkay''ın ne Celal Talabani''nin ne de Mesut Barzani''nin iyi niyetlerine inanmıyorum. Bunların hepsi, zaman zaman, asıl emellerinin "Bağımsız Kürt Devleti" olduğunu, ifade etmişlerdir. Mesele, bu devletin, ne zaman, hangi bağlamda, nasıl ve kimin liderliğinde gerçekleşeceğidir.

Çandar''a göre Filistin Kurtuluş Terör örgütünden diplomalı, eski solcu ve "AYDINLIK"çı, şimdi gönüllü "Avrupacı", Cengiz Çandar, biz Atatürkçülerin AB''nin "ince, uzun yolunda" en fazla ayak sürüyenler olduğumuzu söylüyor ve aslında, Atatürk''ün "muasır medeniyet seviyesine" erişmek idealinin de Avrupa Birliği''ne girmekle eş anlamda olduğunu iddia ediyor. Dogru; Mustafa Kemal, çağdaş uygarlık düzeyine erişmenin, insan hakları ve demokrasi konusunda, Batı standartlarını kabul etmek olduğuna inanmıştı. Ama sağ olsaydı O, bütün bunları Avrupa Birliği''nin kriterlerini ev ödevlerini gizli kapaklı, dayatmakla değil, haysiyet, şeref ve milli egemenlikten hiçbir taviz vermeden gerçekleştirirdi. Dünyada, Türk milleti için, AB''nin uydusu olmaktan başka seçenekler olduğunu görür ve onlara yönelirdi.. Çandar''ın, bu kafası ile Atatürk''ü anlamasına hiç tabii imkan yok.

Bizi AB''ye giden yolu engellemekle suçluyorlar. Ne benim ne de aynı düşüncede olanlarımızın, ayak sürümekte, Avrupa Birliği''ne bu koşullarda girmeye karşı çıkmamızda, milli egemenliğimizi ve haysiyetimizi korumak istemekten başka ne maksadımız, ne çıkarımız olabilir ki! Belki bu hususta başka karanlık maksatları olanlar vardır, ama biz, herhalde onlardan değiliz! Ama aksine Avrupacıların bazı kişisel maksatları hatta rant beklentileri, muhakkak vardır. Çandar, son yazısında, hırsızlığı ile iftihar eden mert kıpti misali, itiraf ediyor; yakın zamanlara kadar, Batının, Amerika''nın, Avrupa''nın karşısında -kendisi gibi- mevzilenmiş olanların, şimdi Avrupa rotasına girdiklerini yazıyor. Acaba, bu radikal değişikliğin sebebi ne? Çandar''ın dediği gibi sadece demokrasinin değerinin artmasından ve anlaşılmasından dolayı mı, yoksa Türkiye''yi,Türklüğü komünizmle ve terörle yıkamadıkları için, şimdi Avrupa Birliği içinde, kolaylıkla eritebileceklerine inandıklarından mı?

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Amerikan mandasını kabul etmekten başka çare kalmadığını söyleyen Kara Vasıf ve Miralay Akif Beylere; "Amerikan mandasını kabul etmekten başka seçenek yok, diyorsunuz... Bağımsızlık ve milli hakimiyet için mücadele etmek hiç aklınıza gelmiyor mu beyler?" Mustafa Kemal-Sivas-Yıl 1919