Benim gençliğimde, galiba Son Posta gazetesinde, "İster inan, ister inanma" başlıklı, bir köşe vardı; Türkiye''deki ve dünyadaki garip olayları yazarlardı... Siz de, şimdi "ister inanın ister inanmayın" dün bana Bakırköy II. Asliye Ceza Mahkemesi''nden bir celp geldi, Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, 17 Kasım''da beni sanık olarak duruşmaya davet ediyor. Davacı veya "müşteki" Abdullah Öcalan! Savcı, benim, (ve herhalde başka "sanıklar" da var ki) "sanıkların" "basın yolu ile Öcalan''a hakaretten" yargılanarak "cezalandırılmamızı" talep ediyor... Hemen söyleyeyim Sayın Savcı bu davayı açmakla ve "kamu adına" cezalandırılmamı istemekle vazifesini yapmıştır. Türkiye''nin bir hukuk devleti olduğunu bundan iyi ne kanıtlar. Ama gene de hukukla gerçekler arasında kaçınılmaz bir çelişki var gibi geliyor bana... Tabii duruşmaya özellikle gideceğim. Savunmamı da yapacağım.. Bu celbi de çerçeveletip, bir şeref belgesi olarak, odamın duvarına asacağım. Yalnız, o tarihten önce Yargıtay, Öcalan davasında nihai kararını verir ve TBMM de, "siyaseten" mi, "kıyaseten" mi olur, bir karar verir de, ortada "müşteki" kalmazsa, bizim hakkımızdaki dava, "hukuken" ne olur diye düşünüyorum!
BİR İHTİMAL DAHA Bunun aksi de varit. Deprem sonrasının duygusallık havası içinde, Öcalan davası önemini ve önceliğini kaybetti gibi! Sonra acaba büyüklerimiz, gene bu duygusallık havası içinde, Avrupa Birliği''ni, Batılıları daha da yumuşatmak için ve kendi deyimleriyle "Türkiye''nin yüksek çıkarları uğruna" Öcalan''ın cezasının infazını, netice itibarı ile müebbet olamayacak bir "müebbete" çevirmeyi yeğlerler mi? Öyle ya, DGM idam kararını verdikten sonra bir kısım yazarlarımız, bu cezanın infaz edilmesinin "getirisini, götürüsünü" hesaplamaya başlamışlardı.. Şimdi, şu bağlamda konudaki yani cezanın infaz edilmemesinin getirileri, daha fazla olarak hesaplanabilir. Hem, Öcalan''ın kurmak istediği "Demokratik Kürt-Türk Cumhuriyeti" yollu bir siyasi çözüm de söz konusu iken! Yargıtay Birinci Başkanı da, şimdi Dr. Sami Selçuk!.. O''nun ünlü "manifestosunun" satırları arasına bir bakmak gerek! Ama eminim, Öcalan''ı unutmayanlar ve asla bağışlamayacak olanlar da var ve çoğunluktalar!
ÇETİN ALTAN VE İDAM Bir de "siyasi çözüm" isteyenler ve Öcalan''ın idamına karşı olanlar cephesine bakalım. Mesela Çetin Altan''ın genel olarak idamlar konusunda, özellikle, rahmetli Adnan Menderes''in, Hasan Polatkan''ın ve Fatin Rüştü Zorlu''nun idamı konusundaki tavrı ne idi? Önceki gün Hürriyet Gazetesi''nde Faruk Bildirici, 38 yıl gizli kalan bir anıyı yazıyor... Bu üç şehidin asılmak üzere getirildikleri İmralı''da, yedi vicdan sahibi Türk subayının bu idamlara karşı çıktıklarını bu subaylardan biri olan emekli Jandarma Binbaşısı Muhlis Aksan''a atfen anlatıyordu. Yassıada''nın ünlü komutanı, daha doğrusu taşıdığı şerefli üniformaya asla layık olmadığını yakından bildiğim, Ada''nın baş gardiyanı Tarık Güryay, bu vicdanlı subayları isyan etmekle suçlamış ve onları İmralı''dan uzaklaştırmış... Faruk Bildirici, bu vesileyle Sayın Aksan''ın Yassıada''daki duruşmalara ait bir anısını hatırlatıyor.. Dinleyiciler arasında olan Çetin Altan sanıkları kastederek "Gördünüz mü utanmazları" diyor ve ilave ediyor: "Nasıl da süklüm püklüm olmuşlar... O eski azametlerinden bir şey kalmamış." Sanıkların avukatı Burhan Apaydın bu sözlere karşı tepki gösterince, Altan bu sefer "Yahu sen bir utanmazı savunmaktan utanmıyorsun da, ben bir utanmaza utanmaz demekten mi utanacağım." Altan sonra idam kararına da şimdi havarisi olduğu insan hakları adına karşı çıkmak şöyle dursun, birçok diğer "havariler" gibi arka çıkmıştı.. Emekli Binbaşı Sayın Aksan da, o zamanlar Altan gibi düşünüyormuş ama şimdi farklı kanaatte. Hatta, Öcalan''ın cezası konusuna da "öldürmek maalesef asıl meseleyi çözmez, daha karmaşık hale getirebilir.. Yeni şehit anaları istemiyorsak çok boyutlu düşünmek zorundayız!" diyesi imiş! Kendilerine ve düşüncelerine saygım var, ama şimdi, İmralı''da akıbetini bekleyen idam mahkumu Öcalan ile rahmetli Menderes''i, Polatkan''ı ve Zorlu''yu, ada aynı İmralı adası olsa bile, aynı kefeye koymak, kıyaslamak, hatta onlardan aynı yazının içinde söz etmek bile asla caiz değil! Önce üç gerçek şehidin kemikleri sızlar!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Korkaklar ölümlerinden önce birçok defalar ölürler... Cesurlar ise ölümü ancak bir kere tadarlar. Şimdiye kadar duyduğum en garip şeylerden biri de, insanların, ölüm kaçınılmaz bir son olduğuna göre ve zamanı gelince vaki olmasına rağmen, ölümden bu kadar korkmalarıdır." WILLIAM SHAKESPEARE-Jül Sezar

