Zaman zaman, Radikal gazetesinde, öğretim üyesi kişiliğine yaraşan, doğru dürüst yazılar da yazan, Türker Alkan, "her fırsatta İstiklal Marşı okuyan, şehitleri anan bir toplum olmamıza" takılmış. Futbol maçlarında, hatta bir devlet kuruluşu olan TRT, TV kanallarının açılış ve kapanışlarında, "İstiklal Marşının çalınmasını, söylenmesini anlamanın mümküm olmadığını" yazmıştı! "Diğer devlet dairelenin başları kel mi?" diye soruyor ve "Bari onlar da İstiklal Marşı ile açılıp, İstiklal Marşı ile kapansınlar" diyordu... Bu uygulamayı, güya latife yollu, seyyar satıcılara ve özel kuruluşlara da teşmil ediyor. Bir de sapla samanı karıştırmanın, klasik, "saçı bitmemiş yetimler" edebiyatının bir örneğini sergileyerek, "İstiklal Marşı söylemekle ülkemizdeki yolsuzluk ve uygunsuzlukların giderilemeyeceği "neticesine varıyor. Zaten kimsenin böyle bir iddiası yok; İstiklal Marşı söylemek, şehitleri anmakla sorunların halledilemeyeceği belli. Ancak bunları "yapmamakla" ne halledilir, orası belli değil.
Her nedense solcuların ve bazı entel liberallerin adeta Pavlov refleksi ile İstiklal Marşının söylenmesine, şehitlerin anılmasına alerji duymalarına karşın, bizler de "her fırsatta" İstiklal Marşı söylemekten, şehitleri anmaktan duygusal bir haz duyarız. "Onlarla" bizim aramızdaki farklardan biri de budur... Alkan''ın bu seferki tarizlerine sebep de, bir futbol karşılaşmasında iki futbolcunun İstiklal Marşı çalınırken sergiledikleri münasebetsiz davranış. Yani iki kişi yanlış yaptı diye, fırsattan bil istifade, bizim toplumumuza özgü bir milli duygusallık geleneğini kötülemek. Belki de içinde "ırkıma" sözcüğü vb. geçti diye bazılarının İstiklal Marşının kendisine de karşı olmalarından kaynaklanan bir hal! Fırsat bu fırsat!
Bize özgü davranışlar İstiklal Marşını her fırsatta söylemek, İstiklal Marşı çalınınca, alay sancağı görünce, adeta refleksle duygusal bir saygı durumuna geçmek, üst rütbeli bir subay görünce adeta otomatik olarak esas duruşa geçmek, çoğumuz için doğaldır. Tarihi birikimlerimizin, aile terbiyemizin ve liberallerimiz isterse hoşlanmasınlar, "ordu millet" olmamızın icapları olan bu davranışları, "çağdaşlaşmanın" değiştiremeyeceğini temenni ediyorum; çünkü bunlar, bazı entelektüel şıklık iddiasındaki sözde aydınlarımızın ve "snoblarımızın" dedikleri gibi, "banal" ilkellelik işaretleri değil, aksine milletimizin başka milletlerde olmayan üstün taraflarımızdır.
Tartışma Alkan beye "e mail" çekerek bu düşüncelerimi belirtmiştim. O "İstiklal Marşı söylemenin şehitleri anmanın, ne yararı var?" diye soruyordu. Ben ise "Ne zararı var" diye mukabele ettim. Galiba işin püf noktası da, aramızdaki -"onlarla" bizim aramızda, başka bir deyişle bir "aydınla" benim gibi sıradan milliyetçi bir yazar arasındaki- fark da burada.
Hem, TRT kanallarındaki İstiklal Marşı uygulamasının, her akşam ve sabah, millete övünmek ve güvenmek ve hamaset duygularını telkin etmesinin ne zararı var? Hiç olmazsa, sabah akşam o marş bize, yeni kuşaklara, buralara nereden geldiğimizi hatırlatır! Keşke bütün özel kanallarda da bu uygulama yapılsa da TV''lerdeki bunca "pestenkarilik" içinde, hiç olmazsa güzel bir hava esse!
İtiraf etmeliyim ki Sayın Alkan, solcu veya liberal bir entel olsa da kendisi ister kabul etsin ister etmesin, Osmanlı efendisi zarafeti ile bana e-mail ile cevap vermiş ve de aynı şeyleri köşesinde "Kutlanma Kültürü" başlıklı yazısında da tekrar etmiş: "İstiklal Marşını olur olmaz yerlerde çalarsak, futbolcuların maskarası olmak riski doğar, marşa ve şehitlere saygısızlık etmek riski doğar" diyor. Bu kadar riske can kurban...
Alkan, düşüncelerine destek olarak okuyucularından iki örnek aktarıyor. İsviçre''de bir toplantıda, ona göre bir "münasebetsizin, "İstiklal Marşı söylenilmesi teklif etmesi üzerine, oradaki güzel havanın bozulduğunu, havanın soğuduğunu, yabancı misafir çocukların ürktüklerini" anlatıyor. Bir de, Profesör Reşit Kaya bu konuda bir anısını makletmiş. Şili''deki komünist Allende hükümetinin devrilmesi üzerine, Fransa''ya giden mülteciler ağırlanırken, gitarlar çalınmış, danslar oynanmış amma milli marşlar söylenmemiş - Belki de sadece Enternasyonal şarkısı söylenmiştir-
Kötü örnek Kıssadan hisse: " kutlama ve anma kültürü" böyle olmalı imiş. Sayın Alkan bağışlasınlar beni; birinci örnekteki özrü kabahatten büyük. İkincisine gelince, onların anma kültürleri onlara bizimki de bize. Kötü örnek, örnek olamaz!.
Bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum ama, sayın Alkan gene bağışlasınlar beni, itirazları, bence, sadece "risk" endişelerinden kaynaklanmıyor; "şık" entellerin, milli duygulara karşı olan endemik alerjilerini yansıtıyor. Aynı "entellik" uğruna, zaman zaman, Mehter gösterilerine de karşı çıkmışlardır. Yeri gelmişken söyleyeyim: Aşk Gemisi ile gelen "gay"leri Kuşadası olayı dolayısı ile, İstanbul''da "özür dilemek" için, kırmızı halılarla karşılarken, keşke Mehteran Bölüğü de bulundurulsa idi herhalde çok hoşlarına giderdi!..
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Türkler, milli duygularına ve geleneklerine aşırı derecede bağlı ve bu hususlarda çok hassas ve alıngandırlar"
DAVID HOTHAM (TURKS adlı kitabından-1970)

