İçine girmiş bulunduğumuz "Millenium"da, Avrupa Birliği''nin kriterlerine göre, önemini kaybedecek olan sadece Atatürk. Atatürkçülük ve kurumları olmayacak.... Ordunun ve askerlerin de artık "doğru" yerlerine "oturtulacaklarının", kışlalarına "sokulacaklarının" işaretleri veriliyor. Avrupa Birliği''ne kalırsa (ki öyle görülüyor) Milli Güvenlik Kurulu eski önemini kaybedecek, asker üyeler azaltılacak veya Kurul toptan kaldırılacak. Genel Kurmay Başkanlığı, devlet hiyerarşisindeki yerinden indirilecek. Genel Kurmay Başkanlığı Milli Savunma Bakanlığı''na bağlanacak ve Yüksek Askeri Şura Kararları sivil yargı denetimine tabi kılınacak... Bu konuları burada tartışmayacağım; bunlar yapılırsa neler olacağını, geleneksel olarak Türkiye''nin en saygın kurumunun nasıl yozlaşacağını ve içine siyasetin ve siyasi etkilerin nasıl gireceğini, rejimin, Cumhuriyetin son sigortasının, garantisinin nasıl gevşetileceğini çok yazdım. Bu söylediklerim olamaz, yapamazlar demeyin, birçok "olamaz" dediklerimiz, yavaş yavaş, bizi okşaya okşaya, yapılıyor ve yaptırılıyor.
ASKERLER VE SİVİL HAYAT Ben bugün ordu ve asker meselesini başka bir yönünden ele almak istiyorum. Ordu karşıtları, daha doğrusu ötedenberi orduyu askerleri kendi tayin ettikleri "doğru yere oturtmak" isteyenler, bir ordu-millet olduğumuz gerçeğinden rahatsız olanlar, son günlerde birkaç emekli generalin batık bankaların yönetim kurumlarında görev almaları olayını kullanarak ordunun prestijini, güya kollamak uğruna, orduya ve askerlere vurmak fırsatını buldular.
PRATİK FAYDA VAR MI? Bir defa, ilke olarak, el konan bankaların yöneticilerine yurtdışına çıkma yasağının konmasının, genel olarak, pratik bir fayda sağlamaktan ziyade medyatik bir gösteriş ve abartılmış bir tedbir olduğunu sanıyorum. Hele, bu arada, çok yüksek rütbelere erişmiş olan paşalara da konulan yurtdışına çıkmak yasağının, manşetlere çıkarılması ile, acaba askerlere bir nev''i "size ayrıcalık yok!" mesajı mı verilmek istenmiştir? Yoksa, askerlerin de hata yapabilecekleri mi vurgulanmak istenmiştir? Eğer, bu tedbir gerçekten gerekiyorsa bu, emekli generaller, saygın bazı diğer kişiler, afişe edilmeden daha zarif ve alayişsiz bir şekilde yapılabilirdi.
SİYAH-BEYAZ SORUMLULUK Gerçi banka yönetim kurulları üyeleri hukuken, verilen kararlardan ve usulsüz kredilerden sorumludurlar da, bu yönetim kurullarında görev alanlar bilirler, sorumluluk o kadar siyah beyaz ve vazih değildir. Üyelerin, ilke olarak önlerine konulan dosyaları tetkik etmeleri esas ise de, aşağıdan gelen tetkik ve imzalara, kontrollere inanmaktan başka seçenekleri yoktur...
KİM ETTİ SİZE BU KÂRI TEKLİF? Eğer asker yani emekli yüksek rütbeli üyelere "kim etti size bu kârı teklif de bu işlere girdiniz?" deniyorsa burada biraz duralım. Yani, bir yerde, emekli olduktan sonra, "köşenize çekilin, anılarınızı yazın; ne siyaset ne de başka bir işe girmeyin!" denecekse, o başka! Gerçekten de emekli askerleri, bütün hayatlarında askerlikle uğraştıktan ve dış dünyadaki yozlaşmadan pek haberdar olmadan yaşamlarından sonra, iş hayatına atılmaları ve burada her zaman doğru tercihler yapmaları, bazı kişiler tarafından "kullanılmaktan" kurtulmaları riski vardır. Ama, bu hususta kesin bir kural koymak mümkün mü? Başka ülkelerde emekli yüksek rütbeliler görevde iken meşgul ve muhatap oldukları iş kuruluşlarına, silah, mühimmat vb. işlerle iştigal eden şirketlerin yönetimine giremezler. Ancak bankalarda holdinglerde görev almalarına engel bir kural yoktur.. Ordu gibi, hele son zamanlarda tam bir üniversite haline gelen müesseselerde çalışmış, "mezun" olmuş, nisbeten genç yaşlarda da emekli olmuş askerleri, evlerine ve anılarını yazmaya mahkum etmek, onları bir bakıma, ölmeden mezara sokmak demek olur. Emekli askerlerin siyaset alanında faaliyet göstermelerini engellemek de yanlıştır, kanaatimce!.. Hem bir yandan, dostum Hakkı Devrim gibi, ordu mensuplarının kendi kapalı çevrelerine kapanmalarını kınayacaksınız, hem de hemen aynı yazıda askerlerin şimdiye kadar kışlalarında kalıp dış dünya ile ilişkileri olmadığı ve bu alemi tanımadıkları için emekli olduktan sonra, doğru seçim yapamaycaklarını iddia edeceksiniz... Bir çelişki var galiba!
KAPALI DUVARLAR Doğru; askerler son yıllarda dışarıya kapalı bir çevrenin insanları olmuşlardır.. Askeri kuruluşları karargahların yüksek duvarları arasında bambaşka kapalı bir alemleri vardır. Dış alemin yozlaşması karşısında, bunun böyle olmasında bir mantık, bir zaruret vardır. Bu, büyük ölçüde, yararlı da olmuştur... Ama ordu değiştikçe, ki hep söylüyorum TSK kendi içinde büyük bir devrim yapmıştır ve kendisinden emin oldukça, duvarlar tamamiyle kalkmasa bile, dış dünya ile ilişikleri de değişmektedir. Fakat gene de bir ölçüde, bir mesafenin kalmasında yarar vardır. Ne var ki bazı asker karşıtları, hem duvar kalksın diyorlar hem de kalkmasına giden yolları tıkamak istiyorlar. Bir ara yol olmalı!
"GENERALİN KIZI" FİLMİ Gelelim işin başka bir boyutuna... Askerliğin ve askerlerin değerlerine ve değer yargılarına... Şimdi bu değerler de aşındırılmak isteniyor. Sivri şeyler yazmaya ve söylemeye meraklı dostum Hıncal Uluç''un geçenlerde bir Amerikan filmini ele alarak yazdığı bir yazı vardı... "Bu filmi yapabilmek.." başlıklı Hıncal, Amerikan ordusundaki bazı kirli ve sapık olayları bir harp okulunda kamuflaj elbiseli öğrencilerin tatbikat esnasında, bir kız öğrenciye tecavüz etmelerini... Kızın general babasının baskısı neticesinde susturulmasını sonraları yüksek rütbeli bir subay olan kızın karargahta önüne gelenle düşüp kalkarken tecavüze uğrayıp öldürülmesini, öldürenin de erkek bir binbaşı ile "yaşayan" eşcinsel bir Albay olduğunu konu yapan "Generalin Kızı" adlı filmi ele alıyor. Bu film, Amerika''da endemik asker ve ordu karşıtlarının yaptıkları orduyu kötü gösteren ne ilk ne de son film değil! Ne var ki Hıncal eğer yanlış anlamadımsa aynı konudaki bir filmin Türkiye''de yapılamayacağından dolayı hayıflanıyor ve bu zihniyetin değiştirilmesi, tabuların kaldırılması gerektiğini söylüyor; "Bu kadar Türk filmi izlediniz hiç kötü adamın Türk subayı olduğunu gösteren bir film gördünüz mü?" diye soruyor. (Parantez arasında son zamanlarda Güneydoğu''da geçen bir iki filmde Türk subayını pek iyi göstermeyenler de yapıldı ve TV''lerde de gösterildi ya ne ise!) Ama Hıncal''ın mesajı, şu: Türk ordusunda sapık ilişkileri, sapık ve "kötü adam" subayları gösteren filmler yaparsak, demokrasi ve hoşgörüyü öğreneceğiz. "Adam ve Avrupalı" olacağız! Ne demeli.. Hıncal''ın aklı!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Eğer, askerlerinizde halk sevgisi, devlete hükümete bağlılık olmasa, kendi şanlı kurumlarına kendilerini içtenlikle adamamış olsalardı ve sağlam bir itaat ve görev duyguları olmasa idi, Ordunuz başıboş bir güruhtan, donanmanız da çürük keresteden ibaret olurdu!" Edmund Burke (1729-1797).. İrlanda asıllı İngiliz politikacısı ve yazarı. Amerika istiklalini ilan ettikten sonra Amerikalılar''a sesleniyor.

