Kaydet
a- | +A

Dünyanın iki ucunda, iki büyük komedi ustası aynı hafta içinde, galiba iki gün ara ile vefat ettiler; Türkiye''de Kemal Sunal , Amerika''da Walther Matthau... İkisi de kendi özel usluplarında, büyük ve çok popüler sanatçılardı. Ölümlerinden sonra, Türkiye''de ve Amerika''da, halkların büyük üzüntüsü, ne kadar sevilmiş olduklarını kanıtladı. Matthau''yu üstü başı dökülen, aksi suratlı ve nalet tiplemesi, Sunal''da sureta saf, fakat aslında halk kurnazlığı hatta zekası ile seyircilerin gönüllerini kazanmışlardı. İkisi de bazı diğer zamane sanatçılarına kıyasla, özel hayat ve kişiliklerinde, dürüst mazbut insanlardı. Aile hayatları da mazbuttu. Şöhret başlarına vurmamıştı filmleri dışında, medyatik olmak uğruna şov yapmak akıllarına gelmez ve zaten onlara da yakışmazdı. Mesela Kemal Sunal''ın RTÜK''e kızsa bile, başındaki insana bir TV programında, küstah ve terbiyesizce davranabileceği, eşini basın toplantısında boşayacağı ve küçük düşüreceği, sahnede ölüm orucu ilan edip, sonra danışıklı döğüş, vazgeçeceği düşünülemezdi! Kemal Sunal''la çok istediğim halde tanışamadım... Hep içimden onu şöyle bir kuçaklamak istemişimdir. Walther Matthau''u birkaç yıl evvel, New York''ta bir lokalde görmüş ve elini sıkmak istemiştim. İkisi de olmadı.

Eski filmler Söz sinemaya gelmişken, biraz "Nostaljik" duygulanmama müsaade edin. Amerika''da yüzü bulan TV kanallarında, ihtisaslaşma var. ABC, CBS ve HBC gibi milli kanalların, yanıbaşında münhasıran tarihi ve askerî konulardaki programlara, belgesellere önemli adlî davalara, seyahate, modaya, romantik filmlere, bilgisayarlara, alış verişe, yeni ürünlerin tanıtılmasına yer veren özel kanallar ve ayrıca eski klasik filmleri izahlı olarak gösteren kanallar var. Ben, çoğunlukla, tarihi ve askerî olayları, eski ve yeni silahları gösteren tarih kanalını ve bir de klasik, çoğu siyah beyaz, eski filmleri gösteren iki kanalı seyrederim. Bu eski filmlerde çocukluğumuzun gençliğimizin sanatçılarını ve yıldızlarını seyrederken, geçmiş zamanların, bir daha geri gelemeyecek yıllarımızın hasreti ile bir tuhaf olurum. Meğer o eski zamanları, o günlerin toplumunu ve hayatını yansıtan siyah beyaz filmler gibi, ne kadar az komplike ne kadar tekdüze imiş... Kötüler ve iyiler, kahramanlar belli... Ahlaksızlık ve ahlaklılık belli... İlişkiler çapraşık ve sapık değil... Seks unsuru asgari haddinde ve hele genç yaştaki, "Kahramanlar" için, çok masumane! Tabii, eşcinsellerin iması bile yok! Ve, aşağı yukarı bütün filmler "Mutlu son"la, kötülerin bertaraf edilip iyilerin kazanmaları ile sonuçlanıyor, derin psikolojik anlamlar çıkarmaya imkan da yok lüzum da yok! O zamanlar Amerika''da, ekseriya küçük kasabalardaki aile hayatları kolej ve okul hayatları, genelde toplum düzeni, mazbut. Aile sofrası var, anaya babaya saygı var... Bu zamana ait filmler içinde, bilmem hatırlayanınız var mı, Mickey Rooney ile Judy Garland''ın oynadıkları ANDY HARDY serisi vardı. Konuları küçük bir kabasada yaşayan Yargıç Hardy ailesi ve oğulları, genç, onyedi, onsekiz yaşlarındaki Andy Hardy ile, kasabanın ve okulun kızları ve özellikle Judy Garland arasında geçen masumane ilişkiler ve olaylar, idi! Araya Yargıç Hardy''nin oğluna verdiği, arkadaşlarına ve konuştuğun kıza sadık olmak zorunluğu gibi öğütler sıkıştırılırdı. İş aramak için New York''a giden genç Andy Hardy orada kendisinden büyük bir hanıma vurulur; ama gece onun evinde kalmayı düşünemez. Genci bu hatunun elinden, Judy Garland ile işbirliği yapan baba Yargıç kurtarır.

Oto-kontrol kuruluşları Filmlerde aşırılıklara o yıllarda film endüstrisine egemen olan meşhur otokontrol kuruluşu "Hayes Ofis" sansürle engel olurdu. Sonra bu görevi bir süre "Motion Picture Association adlı endüstrinin kendi örgütü devralmıştı.

Sözünü ettiğim Andy Hardy filmi gösterildikten sonra verilen izahattan anlıyoruz ki, sansür heyeti genç Hardy''nin yaşlı hanımın evinde bir gece geçirmesini, Baba Yargıçın çok üstü kapalı şekilde de olsa, oğluna bazı cinsel bilgiler vermesini ve Andy Hardy''nin genç arkadaşının intihar olayını makaslamış. Nereden nereye geldik! O zaman uygulanan kurallar belki biraz aşırı idi, ama şimdiki müsaadekârlık ve serbestlik daha aşırı değil mi? Toplumların kendi kuyusunu kazmıyor mu?

Televizyonda röntgencilik Avrupa''da Amerika''da TV''de röntgencilik yani insanların özel hayatlarını seyrettirmek/seyretmek modası almış yürümüş durumda. TV kanalları bu alanda ne yapacaklarını bilmiyorlar. Bu hafta CBS kanalında başlayan, "Büyük Birader" dizisinde, özel yapılan ve her köşesinde kameralar bulunan bir evin içindeki insanların bütün yaşamları evet "bütün yaşamları" en ince ayrıntılarına kadar seyrediliyor, seyrettiriliyor! Eğer RTÜK olmasa idi birileri aynı programı muhakkak bizde de yapmaya kalkışırlardı. Sırası gelmişken söyleyeyim: RTÜK küçük yaşta çocukların defilesine; ruh sağlıklarına zarar verir gerekçesiyle yasak koymuş. Amerika''da dahi küçük çocukların böyle teşhir edilmelerine karşı mueyyideler var. Geçenlerde bizim kanalların birinde sekiz on yaşındaki bir kızın büyük edaları ile kırıtarak seksi pozlarla şarkı söyleyip dans ettiğini görünce çok kızmıştım. Medyatiklik uğruna reşit olmayan çocukları istismar etmek çok yanlış ve zararlı... RTÜK de çok haklı! Kantarın topunu kaçırmamak gerek!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Hayat tasarruf edilmek için değil, yaşanmak içindır!" D.H. LAWRENCE - İngiliz Roman Yazarı "Eğer tek kişilik bir azınlıksanız bile, bu deli olduğunuz anlamına gelmez... Doğru vardır... Doğru olmayan vardır; ve eğer bütün dünyaya karşı olsa bile, doğru bildiğinizde ısrar ediyorsanız deli değilsinizdir!" AMBROSE PİERCE