Kaydet
a- | +A

Depremden sonra, herkesle ve bu arada Yunanlılarla sarmaş dolaş olduğumuz, bütün sorunların artık kolaylıkla çözüleceğini umduğumuz sıralarda, ben duygusallığımı yenerek, televizyonda ve köşemde, büyük umutlara kapılmanın yanlış olacağını ve ülkelerin temel çıkarlarının ortadan kalkmayacağını, sorunların kaçınılmaz olarak, gene ortaya çıkacağını söylemiş ve yazmıştım. Nitekim öyle de oldu, Avrupa Birliği çevrelerinde Türkiye''nin üyeliği konusunda, belirli bir yumuşama yok. Başbakan Ecevit''in Washington ziyareti de, samimi bir hava içinde geçti. Türkiye''nin ve ABD''nin stratejik çıkarlarının ortak olduğu teyid edildi.. Sorunlarımıza karşı sempati ifade edildi, ama özellikle ekonomik-mali sorunlar hususunda, Kıbrıs hakkında, Ecevit''in "anlayışla dinlenmesinden" ve ona bazı mesajlar verilmesinden öte fazla bir gelişme olmadı. Zaten, daha evvel de belirttiğim gibi, şu bağlamda bundan fazlasını beklemek de caiz değildi. Amerika''daki cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce, Başkan Clinton''ın ve "idaresinin" daha fazlasını yapamayacağı bellidir.

EŞCİNSELLER VE RUMLAR Bakınız, Başkan Clinton, Los Angeles''ta Demokrat Parti''ye para toplamak için eşcinsellerin düzenlediği bir yemekte açıkça "Amerika''nın sizlere, eşcinsellere ihtiyacı var" demiş ve ilave etmiş "Ben Amerika''nın geleceğine inanıyorum; sizler de (yani eşcinseller de) onun ayrılmaz parçasısınız!" Bu sözler aslında çok düşündürücü, eğer geleceği "eşcinsellere bağlı olacaksa" vay Amerika''nın haline... Ve Amerika''da pişenin ergeç bize de düştüğüne göre, vay bizim de halimize!.. Clinton''ın seçimler için eşcinsellere ihtiyacı varsa ve Amerikan siyasetçileri eşcinselleri "tavlamak" için bu denli konuşabiliyorsa, Rum asıllılara daha fazla ihtiyaçları vardır, onları hoşnud etmek için neler yapmazlar? ABD, Clinton''ın Ecevit''e Kıbrıs konusunda her nasılsa söylediği, "Kıbrıs''ta 1974''ten geri gidilemez" sözlerinden daha ileri bir adım atar ve mesela, şu sırada KKTC''yi ve Denktaş''ı tanıyabilir mi?

YUNAN TARAFI Kıbrıs konusunda, Yunanistan tarafından da taviz verilemeyeceği ve bir ilerlemenin mümkün olamayacağı, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu''nun geçen akşam Taksim toplantısında yaptığı konuşmadan ve sorulara verdiği cevaplardan belli oldu. Papandreu muhakkak ki Türk düşmanı selefi abul-labuk Pangalos''tan daha medeni, daha ılımlı ve Türklere karşı daha açık bir devlet adamı: "Tarihin kölesi olmayalım" gibi güzel sloganlar attı. Samimi olduğu da belli, deprem bölgesine ziyaretinde sıcak görüntüler verdi. Ama Taksim toplantısında benim ve benim gibi çoğunun, edindiği izlenim şu: Yunanistan, Kıbrıs konusunda ve aramızdaki sorunlar hususundaki temel tutumunu bir zerre değiştirmemiştir ve gerek Kıbrıs, gerek Ege ve gerekse Batı Trakya konusunda, kendisi fazla bir şey yapmadan özveri ve tavizleri Türkiye''den ve Denktaş''tan beklemektedir. Papandreu, İstanbul''da güzel mesajları, muhakkak içtenlikle verirken, Türk ve Yunan bayrakları birlikte dalgalanırken, Yunan ve Kıbrıs Rum Yönetimi Kuvvetleri senaryosu Kıbrıs''ın Türk tarafını geri almak olan bir ortak tatbikat yapmaları başka nasıl izah edilebilir? Papandreu da toplantıda bu konudaki soruya demagoji, kaçamak bir cevap verdi: "Biz de zaten bu tehlikeli durumları ortadan kaldırmak istiyoruz" dedi. Acaba "tehlikeli durumları" kim oluşturuyor? Aslında gerçek, Yunan hükümetinin, Kıbrıs Rumları ve kendi kamuoyları karşısında aciz kaldığı! Hem, medeni bir kişi olduğu görülen Bakan, anlaşılan geçmişe dair hiçbir şey unutabilmiş, ne de geçmişten bir şey öğrenebilmiştir. Bakanı ve konuşmasını o akşam hazırun büyük bir nezaketle ve alkışlarla karşıladı. Bu onun şahsına ve efendi kişiliğine olan alkışlardı... İnşallah söylediklerine katıldığımız veya inandığımız zehabına kapılmamıştır! MİLLİYET gazetesinin Washington muhabiri, daha doğrusu "Amerika''nın Sesi", Yasemin Çongar''a göre, Ecevit''in Washington ziyaretinin Amerika açısından maksadı, ona ve Türkiye''ye özellikle insan hakları ve Güneydoğu konusunda bazı mesajlar vermekmiş... Yasemin hanım, ABD''nin Ankara Büyükelçisi Marc Parris''e atfen, Pişmanlık Yasası ve Genelkurmay Başkanının Güneydoğuda Kürtçe radyo yayınlarının yapılmasını kabullenmesi, Cumhurbaşkanının HADEP''li Belediye Başkanlarını kabul etmesinin, Washington''ca önemli gelişmeler sayıldığını söylüyor ve ama Güneydoğu''da Demokrasinin genişletilmesi, diyalog ve ifade özgürlüğü yönünde "uygar topluma doğru" daha ileri adımlar atılması gerekeceğini de ilave ediyor... Sayın Büyükelçinin samimiyetinden ve iyi niyetinden hiç şüphe etmiyorum. Ancak bana kalırsa, bazı hükümlere varmadan ve mesajlar vermeden önce, Sami Selçuk''tan ve medya entellerinden öte odaklara da biraz kulak vermesi gerekiyor. Böyle yaparsa, en azından Genelkurmay Başkanının Kürtçe yayınları kabullendiği neticesini çıkarmazdı. Türkiye''de çok önemli, bir odak olan ordunun gerçekte ne düşündüğünü de anlardı. Hem, Amerikan kanunlarında idam cezası bulunduğu ve uygulandığı halde, anladığım kadar Başbakanımıza Öcalan''ın cezasının infazı -daha doğrusu infaz edilmemesi- hususunda, bazı özel mesajlar verilmiş. Bunların, müellifleri de Türkiye''de üniter devlet kurulmasına karşı çıkmış olan Dışişleri Bakanlığı Türkiye "uzmanlarından" Henry J. Barkey ile geçenlerde "teftişe" gelen Dışişleri Bakanlığı İnsan Haklarından sorumlu Yardımcısı Kohl!

ÖCALAN DAVASI Öcalan davasının Yargıtay süreci 7 Ekim''de başlıyor... Acaba sayın Büyükelçi bu sürecin ve neticesinin Türk milleti için ne kadar önemli olduğunu iletti mi Washington''a? Yoksa o da içimizdeki bazıları gibi, infazın ve İtalyan İstinaf Mahkemesindeki karar gibi bazı siyaset ve hukuk oyunları da, "uzarsa unutulur" diye, ertelenmeye çalışılmasının, Türkiye''de, Türk toplumunda meydana getirebileceği ihtilafların farkında değil mi?

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Bazıları partilerini inançları doğrultusunda değiştirirler. Bazıları da, inançlarını partilere göre değiştirirler" "Basın özgürlüğüne gelince, herhangi bir kişiye bir baskı makinası satın alarak, etrafa zararlı düşünceler yaymak imkanı verilsin?"

WINSTON CHURCHILL