Kaydet
a- | +A

Öcalan''ın PKK''ya son talimatı üzerine, diyalog ve Güneydoğu-Kürt sorununun nihayet çözülmesi için bu "fırsatı" kaçırmamamız gerektiğini söyleyenlerin maksadı barış ve akan kanın durdurulması! Barış sihirli bir kelime ve akan kanın durdurulması da gerçekten ulvi bir maksat.. Hangi aklı başında insan bunları istemez ki?.. Televizyonda her akşam bayrağa sarılı cenazeleri gördüğümde, gözlerimden yaşlar akarken, ben yurdumun bir köşesindeki kanlı mücadelenin bir an evvel durmasını hiç istemez miyim? Ancak "barıştan" murad edilen nedir? Bütün değerlerin yitirildiği sadece, rantın ve sereserpe âlem yapmanın egemen olduğu, yozlaşmış bir ortamı sağlamak mı? Bayrağın ve Türk adının geçersiz olacağı bir ülke mi? Ve ne pahasına Barış? Milli değerlerimiz ve milli egemenliğimiz pahasına mı? Biliyorum ki barış ve diyalog diyenlerin çoğu için bunlar önemsiz fantezilerdir, demode takıntılardır. Onlara göre nasıl olsa, bir gün, milli hudutların kalktığı, milli devletin yok olduğu bir dünyada, Çetin Altan''ın umduğu ve hep yazdığı gibi, milli bayraklar "folklorik flamalar", komutanlar da "apoletli turizm teşrifatçıları" olacaklardır. Öyle ise ne için mücadele ediyoruz; şimdiden verelim gitsin!

BİZ DİNOZORUZ Bunun için de ben ve bizim gibiler, Güneydoğu konusunda Öcalan''ın cezalandırılması konusunda, modaya uymadığımız, taviz vermediğimiz için, nesli tükenmekte olan dinozorlarız... Ama, biliyorum ki, aslında sesleri çok çıkan bu bazıları ülkede azınlıktadırlar. Ben inanıyorum ki benden ve bizden yana olan ve maalesef medyaya pek nüfuz edemeyen bir sessiz çoğunluk var Türkiye''de...

İKİ TÜRKİYE Zaten iki Türkiye var galiba... Birisi, "Türkiye" demeye dilimin varmadığı, Yakup Kadri''nin Sodom ve Gomore dediği bir bölüm ve "beyaz Türkler"... diğeri de, hâlâ geleneksel değerlerine sadık kalmış düzgün edepli, milletlerine vatanlarına sadık kalmış gerçek insanların Türkiyesi! Ne var ki, kaçınılmaz olarak, içinde bulunduğum ortamda ve medyada çoğu zaman kendimi gerçekten nesli tükenmiş bir dinozor gibi hissediyorum. Ve mücadele etmekten de bezer gibi oluyorum. Nasıl olmasın ki, bu ortamda, benim kuşağımın vatanseverlik ve iz''an ölçüleri de değişmiş. Bana zıt gelen şeyleri en akıllı ve bizden sandığım kişiler, çağdaşlık ve özgürlük adına olağan ve şayanı kabul görüyorlar..

DÜŞMANA YARDIM Misal: Türkler''e Türkiye''ye her gün kin kusan, Türkiye''nin Türkler''in üstünden silindir gibi geçmeyi öneren, Avrupa''da yayınlanmakta olan, PKK''nın açıkça organı Özgür Politika Gazetesi''nin dağıtımını, hem de büyük gayretle, yapan şirketin sahibinin saygın bir gazetemizin de temsilcisi olmasını, "dağıtım özgürlüğü, basın özgürlüğünün gereğidir" diye olağan karşılamak mümkün mü? Benim kitabımda, PKK''ya karşı amansız bir mücadelede her gün insanlarımız ölürken bunun adı "düşmana hizmet"tir. Bir yerde yayından kaldırılması için uğraştığımız MED-TV''nin saygın bir TV kanalımızın vericilerinden veya uydusundan yararlandırılması veya bölücü gazetenin bir Türk kuruluşunun matbaasında basılması gibi bir şey... Gelin görün ki bunu söylediğimde aklı başında insanlar, yadırgamak bir tarafa bunun olağan bir şey olduğunu, işin başka, milli kaygıların başka olduğunu söylüyorlar. "Yarabbi, aklım fikrim sana emanet!" demekten başka çarem kalmadı!.. Hoş, aynı kişiler PKK''nın Türkiye''deki organları susturulduğunda veya sorumlu yazıişleri müdürü cezalandırıldığında, aynı itirazları yapan kişilerdir. Evet ölçüler değişmiş; herşey yalınkat olmaktan çıkmış; ve ben de bir dinozor olmuşum.. Yorgun bir dinozor!

ENVER PAŞA Çok satan çok basan bir gazetemizde köşe tutmuş bir "büyük usta" vardır.. Her gün "Türk''e Türk propagandası yapıldığından" şikayet eder ve fakat, her fırsatta, tarihin çöplüklerini eşeler ve "Türk''e Türk''ü kötülemek için" birşeyler bulup çıkarır. Bu zat, geçenlerde durup dururken, yıllarca evveline ait iki anısını anlattı... Doğru veya uydurma, yıllarca evvel çalıştığı gazetedeki odasına orta yaşlı bir hanımefendi gelmiş ve kendisinden, kibarca para dilenmiş... O da cüzdanında ne varsa vermiş... O hanımefendi meğer Enver Paşa''nın küçük kız kardeşi M..... Hanımefendi değil mi imiş?.. Birkaç yıl sonra da bu hanımın düşkünler evinde öldüğünü duymuş... Gene doğru veya yanlış, her nedense bu zatın gazetedeki odasına pejmürde kılıklı bir zat gelmiş o da para istemiş ve "usta" da cüzdanında ne varsa vermiş.. Meğer bu zat da Mehmet Akif''in oğlu imiş ve sonra çöp bidonu içinde ölü bulunmuş... Enver Paşa''nın kızkardeşinin kim olduğunu biliyorum. Gerçekten, çok saygın bir komutanımızın eşi idi ve paşa öldükten sonra şüpheli bir olaya karışan münasebetsiz oğlunun mahkeme ve cezaevi masraflarını ödemek için mali güçlükler içine düşmüştü. Ama varlıklı aile mensuplarına muhtaç olmamak için direnmiş ve hakikaten de düşkünler evinde vefat etmişti. Bir defa bu hanımefendinin, bula bula, başından Enver Paşa''ya düşman olan bir zata gelip para istediğine inanmıyorum. "Büyük usta" uyduruyor... Ama, acaba durup dururken bu olayları şu sırada ne münasebetle yazıyor? Nihayet her ailede, müzayaka içine düşen akrabalar ve alkolikler, hatta alkolik "babalar" da bulunabilir! Ancak sözünü ettiği iki insandan biri, Enver Paşa, hataları ne olursa olsun, vatanperver ve milliyetçi bir kişi idi ve tesadüf mü diyeyim, kasıt mı diyeyim, yazının yayınlandığı 4 Ağustos, Turan hayalini gerçekleştirmek umudu uğruna gittiği Orta Asya''da bir Kızılordu mitralyözüne, elinde kılıç at sırtında saldırırken şehadetinin yıldönümü idi! Mehmed Akif''e gelince, İstiklal Marşı''nın büyük şairi, aslen Arnavut olduğu halde içtenlikle "kahraman ırkından" söz eden bir Türk milliyetçisidir. Nazım Hikmet''i kahraman yapanlar Mehmed Akif''i de bir türlü içlerine sindirememişlerdir. Ve de ölmüş insanlara böyle kızkardeşini veya oğlunu vesile ederek onları mezarlarında bile rahat bırakmazlar.

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Tarih olmayan olayların o olayların geçtiği yerde hiç bulunmamış kişiler tarafından yazılışıdır." Anonim

"İhanete uğramanın acısını yalnız hainler bilir" William Shakespeare