Kopenhag''ta, "millî" Galatasaray takımımızın ünlü İngiliz takımı Arsenal''i yenip UEFA kupasını alması ile, Avrupa''ya fiilen girdik. Yüzyıllardır, özellikle Viyana''da kapılarını zorladığımız, son yıllarda da Avrupa Birliğine kabul edilebilmek için kapılarında bekletildiğimiz, Avrupa "Kalesine" Galatasaray''ın futboldaki başarısı ile girmiş olduk. "Avrupa''ya girmek sporla, futbolla olur mu?" demeyin; oluyor. Avrupalı olduğumuzu, birçok değerleri Avrupa ile paylaştığımızı göstermenin sembolik de olsa, bir yolu da bu. Bu başarının, Avrupa kriterlerine adını veren Kopenhag şehrinde elde edilmesi de sembolizmin başka bir yönü.
Biliyorum bazıları hemen "Ya Tivoli meydanındaki taşkınlıklar?" deyip, gene limon sıkmak isteyeceklerdir ama, bir defa TV''ler tanık, o taşkınlıkları Türkler başlatmadı. Holiganlık sözde centilmen ve sözde Avrupa centilmenliğini temsil eden İngiliz fanatikleri tarafından başlatıldı. Gocunmamıza, kompleks duymamıza hiç gerek yok. Aksine asıl kompleks duyması gerekenler yenilgiye tahammül edemeyen İngilizlerdi.
Erişilmez hayal Nefis bir maç seyrettik. Çocukluğumuzda gençliğimizde Arsenal, Aston Villa, Leeds, gibi İngiliz takımları seviyelerine erişilmez dünya büyükleri idi. Bir gün gelip de bir Türk futbol takımının Arsenal''i yeneceğini ve Avrupa kupasını alacağını, ancak hayal edebilirdik! Leeds maçı arefesinde, içimizdeki bazı aykırılıklar, özellikle Çetin Altan gibiler, millî heyecanı "ilkel milliyetçilik" addetmişlerdi. Altan o zaman aynen şöyle yazmıştı: "Türk''e Türk propagandası yaparak" durmadan pompalanmış olan endazesiz övünme naraları, enternasyonal planlarda gerçek bir doyuma bir türlü ulaşmamış ve sonunda futbol maçlarına kanalize olmuş!" Şimdi de, aynı "Büyük Usta", "millî" heyecanın haşmeti karşısında, sırtında haysiyet küfesi yok ya, sıkılmadan, "GS''nin UEFA kupası finaline kalması bile, Türkiye''nin kendi içindeki klişeleşmiş hamaset sayıklamalarını çok aşan gerçek ve çağdaş bir futbol zaferi" diyor. Ama sonra da, her fırsatta, her konuda, temcit pilavı gibi, hem de ısıtmadan, sunduğu kendi klişelerini tekrarlıyor: "Siz bakmayın ''insan deposu olarak kullanılmış olmalarından yankılanan arslanlı, kaplanlı böbürlenmelere, yüz yıllardan beri içerde ve dışarda ezik kalmıştır bizim insanlarımız" Ve Galatasaray''ın Zaferi de aslında işte bu "ezik insanların" zaferi imiş. Çizdiği "ezik Türk insanı" imajı da göz yaşartıcı: Amsterdam meydanında bütün yabancılar eğlenip dururken "öne eğilmiş mahcup bakışlarıyla yerleri süpüren siyah bıyıklı esmerce, genç bir adam!" Ne var ki, Altan farkında değil ama kendi gazetesinin Avrupa baskılarına baksa görür ki Avrupa''daki Türk insanı artık hiç de ezik değil. TIME dergisinin de geçenlerde yazdığı gibi, yıllar önce oralara belki çöpçülük yapmaya giden Türkler, Almanya''da, Hollanda''da her alanda artık başa güreşiyor... Amsterdam sokaklarında Türk turistler de var. Kopenhag stadyumunu dolduran binlerce kişi de herhalde figüran değillerdi; oraya paraları ile giden Türklerdi. Bu hakikatleri Avrupa''daki hiç de ezik ve boyunları bükük olmayan vatandaşlarımızın Altan''ın başına vurmasını beklerim! Bütün bunları, bir milli zaferin üzerine bile marksist limon sıkmak isteyen bir "büyük üstadın" kafa yapısını zihniyetini göstermek için bilhassa yazdım!
Zaferin alt yapısı Galatasaray''ın yani bence "milli bir takımımızın" Kopenhag''taki zaferi ve bu zaferin arkasındaki türlü faktörler, herşeyden evvel Türk milletinin büyük ve dinamik bir millet olduğunu gösteriyor. Zaferden sonraki, Türkiye''nin bir ucundan öteki ucuna ve Türklerin her yaşadığı yerdeki sevinç gösterileri, gereğinde nasıl birleştiğimizi, tek yürek, tek ses olduğumuzu da gene gösterdi. Hiç şüphesiz, Arsenal, Aston Villa, vb.''nin ve diğer ünlü Avrupa ve dünya takımlarının o seviyelere gelmeleri tesadüfî değildi, sadece İngiliz ikliminin etkisi ile izah edilemezdi. Arkalarında eğitim, uygarlık görgü ve ekonomik gelişme, tarih gibi faktörler vardı. Waterloo zaferinden sonra İngiliz generali Wellington''ın söylediği gibi... Eaton ve Harrow gibi seçkin okulların "spor alanları" vardı. Galatasaray''ın ve diğer takımlarımızın da, sadece futbolda değil, basketbolda, voleybolda artık dünya seviyesine ulaşmalarında tabiidir ki milli destek, milli hırs kadar bu faktörler de var. Galatasaray ve İstanbul liseleri gibi, seçkin okullar ve bir de artı, Türkiye''de sosyal seyyaliyetin kaynağı olan Sivas, Eskişehir ve Afyon vs. liseleri gibi, "Leyli mecanni" okullar var! Kopenhag''taki maçta, acaba bana mı öyle geldi bilmiyorum, ama bir şey daha vardı: Türk oyuncular, İngiliz oyunculara nazaran daha centilmence oynuyor ve davranıyorlardı. Bütün bu sebeplerle bizim kıytırıkların, futbol başarısını başka eksikliklerimiz ve hatalarımızla kıyaslamak ukalalıkları da boşta kalıyor.
Zaferin özel anlamı Galatasaray''ın zaferinin benim için özel bir anlamı var. Bir defa, Galatasaraylı olduğum için! Ama hemen söyleyeyim kupayı Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor alsalardı da, gene aynı sevinci ve heyecanı duyardım. Bütün diğer Türkler gibi... İşte "milli birlik" de budur. Sonra, maçı ağabeyim, Galatasaray''ın rahmetli "Baba" Gündüz''ünü, düşünerek "Ah keşke sağ olsaydı da bu günleri görse idi" diyerek seyrettim. Sağ olsa idi, muhakkak Fatih Terim''i ve bütün oyuncuları teker teker bağrına basardı. Ben de şimdi, uzaktan da olsa, bütün Galatasaray''lıları ağabeyim adına kucaklıyorum. Şükürler olsun ki, ağabeyim Gündüz''ün göremediği bu günleri, hiç olmazsa, ben görebildim. Ali Sami Yen''in, Baba Gündüz''ün Metin Oktay''ın, Selin Uras''ın, bütün rahmetli Galatasaray''lıların ruhları şad olsun!
GÜNÜN FIKRASI 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Basın-Yayın Genel Müdürü olarak Yassıada''ya "tıkılırken", ada komutanı Albay Tarık Güryay, "Kılıç" soyadımı duyunca, sormuştu "Gündüz Kılıç''la bir akrabalığın var mı?" diye, "Kardeşiyim" deyince de "Yahu niçin sen de futbolcu olmadın!" diye hayıflanmıştı. Hoş, o zaman Yassıada''ya "tıkılanlar" arasında eski büyük futbolculardan, gene Galatasaraylı "Arslan" Nihat Bekdik de vardı ya!..

