Kaydet
a- | +A

Avrupa Birliği adaylığına kabul edilmemizin kriterlerinden biri de, "Kürt kimliğini" tanıyıp, Kürt kökenlilere kültürel özerklik vermek! Bunların arkasından nelerin geleceği de besbelli; "siyasi özerklik" talepleri, dayatmaları! Şu sırada, ülkemize akın akın gelen Amerikan ve Avrupa Birliği tetkik ve teftiş heyetlerinin neleri, niçin kaşıdıkları da malum. Genelkurmay, özellikle Güneydoğumuza, Kürtler, Süryaniler vb. konusunda, sureta "sosyolojik, arkeolojik" tetkikler için gelen heyetlerden haklı olarak kuşkulanmış. AB heyetleri de İstanbul''da, Edirne''de mahkemeleri, polisi ve gümrük kapılarını da teftiş etmişler. Yakında Ankara''ya da bu sefer Almanya''dan üç Parlamento heyeti gelecekmiş. Emin Çölaşan da, iki ABD diplomatının, Karadeniz bölgesinde, Rum Pontus Devletinin kalıntılarını tetkik edip, burada yaşamış Rumların izini sürmek üzere yaptıkları tetkik gezisi konusunda kuşkularını dile getiriyor. Bilimsel, arkeolojik tetkikler, ötedenberi casusluğun kamuflajları idi: Ondokuzuncu yüzyıldan başlayarak İngiliz ajanları, Amerikan misyonerleri Türkiye''nin doğusunda "arkeolog" veya "sosyolog" kisvesi altında çalışmışlardı. Şimdi de anlaşılan, bu tetkikler AB''ye üyelik sürecinde başka maksatların paravanaları.

Duyarlı konular AB yol haritası hususunda da ciddi endişelerin bulunduğu şu sırada, Avrupalıların, Amerikalıların duyarlı olduğumuzu bildikleri -veya bilmeleri gereken- bu konularda ve ziyaretlerinde daha dikkatli olmaları gerekirdi. Ama anlaşılan artık pek pervaları da yok.

Reformlar önermek maksadı ile gelen AB heyetlerine gelince, bize okullarda Osmanlının son döneminde yurdumuza teftiş ve ıslahat maksadıyla Düvel-i Muazzama tarafından gönderilen teftiş ve ıslahat heyetlerinin, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünün belli başlı işaretlerinden olduğu ve milli egemenliğimizi ihlal ettiği için ne kadar haysiyet kırıcı olduğu öğretilmişti. Mümtaz Soysal hoca geçenlerde bir yazısında, "kayıtsız şartsız millete ait olması gereken milli hakimiyetin" böyle ihlal edilmesini, AB''ye devredilmesini "pusudaki şok" olarak ifade ediyor. Ancak, anlaşılan, bizim gibi dinozorlar hariç kimse artık ahvali adiden olan bu teftiş ziyaretlerini pek yadırgamıyor ve "şok" olmuyorlar.

Kürt kimliği Bu sık sık teftişe gelen AB veya ABD heyetlerine, tanımadığımız iddia edilen "Kürt Kimliğinın" bugünkü durumunu da tetkik etmelerini tavsiye ederim. Bu tetkikleri televizyonlardaki şov programlarını izleyerek, İstanbul''daki eğlence yerlerini, kenti çevreleyen mahalleleri gezerek kolaylıkla yapabilirler. Kürt kimliğinin ve Kültürünün tanınmaması ne kelime; biz bunlara çoktan teslim olmuşuz ve kendi kimliklerimizi kaybetmek üzereyiz. Artık radyo ve TV''lerde batı havaları, türküleri hiç çalınıyor mu?. Eğlence yerlerinde düğünlerde eskiden olduğu gibi başka yörelerin mesela Erzurum''un vakarlı Bar oyunu, Ege bölgesinin Harmandalısı, zeybeği, Doğunun Çayda Çırası, Karadeniz usulü hora tepiliyor mu? Milliyetçi Arif Sağ, sözde "milli" özeş TV kanallarında program alabiliyor mu? Klasik Türk musikisi bile piyasadan sürülmüş. "Sanat" dünyasında, İbolar''dan, Müslümler''den, Mahsunlar''dan vb. geçilmiyor ve sadece hayda da huyda da Güneydoğu oyunları oynanıyor. Bizim entellerimiz dahi PKK yandaşı Ahmet Kaya''nın ezgilerinin hasretini çekiyorlarmış!

Atilla Dorsay''ın tespiti Atilla Dorsay, MİLLIYET gazetesinde Metin Akpınar''ın yeni filmi "Abuzer Kadayıf" vesilesiyle şunları yazmış:

"Yüzyıllardır, iki kıtayı birleştirmiş, üç İmparatorluğa başkentlik etmiş, kültür merkezi olmakla kalmayıp, kültürlerin kavşağı olmuş ve 20. yüzyılda Türk Kültürüne başkentlik etmiş mağrur ve gururlu bir metropol olan İstanbul şimdi metropollükten megapollüğe terfi etti. Zira siyasi ve ekonomik sorunlar yüzünden başlayan göç neticesinde Doğu ve Güneydoğu sel gibi İstanbul''a (ve batıya) aktı, O''nun kültürünü ikinci plana itti, gururunu kırdı, dik başını eğdi, kendi müziğini, kendi âdetlerini, kendi yemeklerini, kendi kültürünü getirdi! Böylece tüm ülkenin kültürel nabzını tutan. Ve aldığını tüm ülkeye dev bir ayna gibi yansıtan kent -İstanbul- acılı kebaba lahmacuna arabeske teslim oldu."

Bugünkü acı durum ancak bu kadar beliğ ve veciz bir şekilde ifade edilir! Muhasara altındayız Bundan beş on yıl evvel olsa idi, bu durumlar çok kültürlülüğün, hatta kaynaşmanın, entegrasyonun kanıtları diye memnun olurduk. Ama şimdi?

Evet, Kürt kültürünü tanımamak ne demek, Kürt kimliğine ve kültürüne, yenik düşmüşüz. İstanbul''un çevresi de, doğu kökenli ve Öcalan''ın tabiriyle "asimile olmamakta", yani eskiden olduğu gibi "Türkleşmemekte" direnen ve maalesef "hınçlarla bilenmiş" yeni kuşak doğulu vatandaşlarımız tarafından sarılmış durumda. "Konstantiniye" düşmek üzere! Bundan sonra, asıl Türklüğü ve Türk kimliğini korumak için mücadele vermek zorundayız.Tabii Türklük ve kendi öz kültürümüz, artık bir mana ve kıymet ifade ediyorsa!..

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Kültür denince, tabancamın emniyet kilidini açmak mecburiyetini duyuyorum"

Hanns Johst-Alman tiyatro yazarı-1937