Bir süre Cumhurbaşkanlığına da vekalet etmiş olan, rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil. "Ben bu yaşa, meseleleri mesele yapmamakla geldim" derdi. Bu anlayışı veya ilkesi, Devletin en başındaki kişinin uzlaştırıcı vasıf ve görevleri bakımından çok da uygundu ve gerçekten de bunalımları önlemişti! Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Hükümet tarafından hazırlanan, irticai, bölücü ve yıkıcı faaliyetleri tespit edilen memurların, re''sen, görevden uzaklaştırılmasına imkan verecek Kanun Hükmündeki Kararname (KHK)''yi, kendisine arzedildikten 18 gün sonra imzalamayarak, "hukuk devletine olan kişisel inancı"nı gerekçe göstererek, hükumete iade etti. Bu durum, hükümet görüşünde ısrar ederse bir "mesele" haline gelecek bunalıma, Cumhurbaşkanı ile Başbakan-Hükümet arasında, ilk ihtilafa sebep olmuş olacaktır. Hükumet ısrar etmese bile, araya ve böyle bir kararnameyi MGK''da önermiş olan Genelkurmay Başkanlığı ile Cumhurbaşkanı arasına bir "soğukluk" girmiş olacaktır. Ama asıl önemlisi, asıl "mesele" yani devletin kendi içinden, rejime aşırı uçlardan veya bölücülükten vaki tehditler, acilen önlenemeyecektir!
Asıl mesele Asıl, gerçek mesele şudur: Devlet ve rejim aleyhinde zihniyet ve faaliyetleri objektif olarak tespit edilen memurları, hükumet görevden re''sen uzaklaştırabilir mi? Daha doğrusu görevde kalmalarına müsaade edebilir mi? Cumhurbaşkanının arzu ettiği gibi, mevcut kanunlarla ve yeni yasa çıkararak, sakıncalı bir memurun görevden uzaklaştırılması, Danıştay süreci de dahil, çok uzun sürebiliyor ve sözün kısası konu laçka olabiliyor. Ve bu gibi memurların verecekleri zarar devam ediyor. Sayın Sezer, herhalde, kararnamenin muhteva ve ruhuna yani, devlete karşı zararlı faaliyetleri tespit edilen memurların devlet görevinden uzaklaştırılmalarına, ilke olarak karşı değilmiş. Bunun için de kendisinin KHK''yı imzalamakta tereddüt etmesi veya direnmesı kesinlikle, "laikliğe" karşı akımlara mücadeleye destek vermemek şeklinde algılanmamalıdır. Anladığım kadar bu direnme- kararnameyi geri çevirmesi, hukuka çok bağlı ve hep Hukuk Devletinden söz eden Cumhurbaşkanı için kişisel bir ilke meselesi olmuştur. Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı iken, benzer durumlarda, verdiği kararlar dolayısıyla, "kendi kendisi ile çelişmek "istememiştir! İşin püf noktası galiba, bu gibi memurların görevden uzaklaştırılmalarının Anayasa hükümlerinde, bu gibi güvenlik tedbirlerinin ceza sayılacağı ve cezaların da ancak kanunlarla verilebileceği ilkesi. Yani "Ceza mı?" yoksa "devletın açık ve mevcut tehlikelere karşı kendisini koruması mı?" yani aslında bir "kavramlar" ve hukuk anlayışı meselesi! Anayasa, KHK''lara muayyen koşullarda cevaz veriyor ve bunların belirli koşullar yerine getirildiği takdirde Anayasaya aykırı sayılamayacağı hususunda, oluşmuş içtihat kararları var. Görülüyor ki, aslında ihtilaf, bir yerde Sezer''in üzerinde ısrar ettiği salt hukuk anlayışı ile, hükümetin gene salt gerçekler ve fiiliyat açısından rejimin içerden bazı memurlar tarafından baltalanmasına karşı acilen gerekli gördüğü tedbirler, arasında. İhtilaf hükümetle başka bir merci ve kuruluş arasında olsaydı Cumhurbaşkanı herhalde uzlaştırıcı hakem rolünü objektif olarak yerine getirebilirdi ama ihtilaf, neticede kendisinin bir hukukçu olarak inançları-vicdanı ile hükümetin zorunlu gördüğü icraatın
çelişkisi! Bu aksi kutupları hangi, daha yüksek merci uzlaştıracak?
Olaylar gerektirdi Zararlı faaliyetleri müfettiş raporları ile tespit edilmiş memurları re''sen görevden alabilmek zorunluluğu fiiliyattan ve bu hususta, son zamanlarda yaşananlardan doğmuştur. Mesela, bir valinin, bir memurun Cumhuriyet''e sadık olmadığı, hatta aleyhte fiilleri tespit ediliyor, ama mevcut kanunlara göre Hükümet bunu hemen yapamıyor -yapmaya teşebbüs etse bile, hukuki prosedür yıllarca sürebiliyor. Bu KHK''nın, suiistimal edilmesi teorik olarak mümkün ama, Kararnameyi okursanız, suiistimalin, bazı memurların başka sebeplerle haksız yere harcanmalarının, imkansız denecek kadar güç olduğunu görürsünüz. Bu konuda aynı hükümleri bir kanunla getirmek gene teorik olarak mümkün de, bu kanunun çıkarılması -neticede çıkarılabilse de- ne kadar sürer? Sayın Sezer bunu da herhalde biliyordur! Hem böyle bir konuda Hükümetin iyi niyetine güvenemezseniz kime güveneceksiniz?.
Hukuk ve gerçekler Salt hukukla fiiliyat arasında daima bir çelişki vardır ve bu çelişkileri dengeleyecek tek kişi, tek merci Devletin en başındaki insandır. Sayın Sezer seçilir seçilmez, Cumhurbaşkanının yetkilerinin çok fazla olduğunu, kısıtlanması gerektiğini, söylemişti. Bu fikrinde samimi idi ise, yetkilerini, numune olsun diye, bu konuda kendisi kısıtlar ve inisiyatifi Hükümete bırakırdı, diye düşünürüm. Zira, genel olarak da, bazı sübjektif tereddüt ve çelişkiler yüzünden hükümetler, memleketin gerçek çıkarlarının, acilen gerektirdiği inisiyatifleri kullanamaz hale gelirlerse böylesine bunalımlar, bundan sonra hep kaçınılmaz olacaktır.
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI En nüfuzlu "anayasal" devlet adamı, zamanın gereklerini, memnunlukla ifade eden, uygulayan ve bunları kanunlar ve müesseselerle gerçekleştiren, hayata geçiren ve herkese "Ben de yapsa idim daha iyisini yapamazdım" dedirten kişidir." Walter Bagehot -(19. yüzyılda ünlü İngiliz siyaset yorumcusu )

