Kaydet
a- | +A

Son haftalarda bazıları, Türkiye''nin mukadderatı üzerinde çalımlar atıyorlar... Ve bu çalımların nereye kadar varabileceğini deniyorlar. Önce, Başbakanlık''ta bir alt komisyon tarafından hazırlanan AB''ye katılım ve uyum "yol haritasına" karşı MGK Genel Sekreterliği''nin, çok haklı çekincelerine, Dışişleri Bakanı Cem başta, kendilerini Avrupa Birliği''ne körü körüne adamış resmî ve gayri resmî kişilerden "Buna askerler ne karışır" mealinde itirazlar geldi. Sonra, sanki MGK Genel Sekreterliği ile Genelkurmay arasında, bu konuda görüş ayrılığı bulunduğu imaları yapıldı. TSK''nın bünyesini ve disiplinini bilmeyenler askerler arasına da nifak sokmaya teşebbüs ettiler ve de edecekler ama sökmedi, sökmez!

Yılmaz''ın son incileri En son, daha evvel "AB''nin yolunun Diyarbakır''dan (şükürler olsun ki ''Amed''den dememişti) geçtiğini" söyleyen ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz''ın kendi Parti Grubu''nda, ortaya döktüğü ve PKK organlarının da baş köşelerine oturttukları inciler var: "Kopenhag kriterleri tartışılamazmış... Hiçbir ülke bunları benim için değiştirin demek hakkına sahip değilmiş"

Bu kriterler ve bunlara hep eklenen, eklenecek olan yeni şartlar, gökten vahiy olarak inmedi. Bu işin ta başında bir yanlışlık vardı. Avrupa forumlarında kabul edilen, fakat bizim katılmadığımız, kamuoyumuzda bir avuç entelin dışında tartışmadığımız, itiraz hakkımızı kullanmadığımız ve bizim ülkemizin gerçeklerine, koşullarına uymayan, uymadıkları gittikçe ortaya çıkan, kerameti kendilerinden menkul bu kriterler, tövbe tövbe, "Allah kelamı" mı ki, tartışmadan boyun eğmek mecburiyetindeyiz?.. Velev ki böylesine bazı belgelere, mesela Yılmaz''ın başbakanlığı döneminde de Dışişleri bürokratlarının yanlış telkinleri ile, yanlış sebeblerle dolduruşa getirilip imza atılmış olsa bile, hatadan dönmek hakkımız yok mudur?... Hele Türkiye Cumhuriyeti''nin ve milletinin, geleceği, varoluşu söz konusu olunca! Her gün biraz daha görülüyor ki Avrupalılar, Türkiye''yi Atatürk Cumhuriyetinin ilkelerine ters düştüğü belli, Türkiye''yi bölecek yeni kriterleri ve şartları, dayatmaktadırlar ve dayatacaklardır. Son olarak, azınlıklar konusunda, içimize sokulmuş nifaklar yetmiyormuş gibi, bir de Alevi-Sünni nifakına, daha sonra da, mesela Çerkezlere, Lazlara azınlık hakları ve özerklik verilmesi gibi yeni talepleri dayatacaklar ve biz de "Ne yapalım imza attık bir kere" kuzu kuzu boyun eğeceğiz. Türkiye''nin geleceği bu kadar ucuza gitmemeli. "Milli" bir partinin lideri, bir avuç gafil enteli hoşnut etmek için milli şuur ve sorumluluktan bu kadar yoksun olmamalı!

Ne oldu kendi kriterlerimize? Acaba ben mi yanlış düşünüyorum: Bize gençliğimizde "Düvel-i Muazzama" kompleksinden Düyunu Umumiye ve Islahat Heyetleri belasından hasıl olan Osmanlı''nın yıkılmasına sebep teşkil eden belalara karşı koymamız telkin edilmişti. Atatürk''ün "Egemenliğin bila kayd-ı şart millete ait olduğu ve asla bölünmeyeceği" hakkındaki sözleri bize amentü gibi öğretilmişti. Bunlar yalan mı idi? Yoksa şimdi kadük mü oldu? TC''nin üniter bir devlet olarak ilelebet payidar olacağına inanarak bu günlere geldik. Orgeneral Ateş''in son konuşmasında ifade ettiği gibi "Kimseye verecek bir karış toprağımız olmadığı gibi kimseden rejim ithal etmeye, akıl almaya ihtiyacımız yoktur!" Tarihi mirası ve bilinci ile Türklük, insan hakları ve demokrasi konusunda gerekenleri yapabilecek güçtedir. Milli tarihi ideali KIZIL ELMA yani "Batı" olan bir millet, Avrupa''nın vesayeti altına girmemelidir. Atatürkçü geçinenler de bu konularda mangalda kül bırakmazlardı. Şimdi varsa yoksa Avrupa Birliği, AİHM ve tartışılamaz Kopenhag kriterleri; AB''ye girmenin rant hesapları milli değer yargılarımızı kadük etti! Ve bunu da Atatürkçü hatta milliyetçi geçinen bir partinin Genel Başkanı kendi grubunda şişine şişine "Kriterler tartışılamaz!" diyor. Adeta Türk Silahlı Kuvvetleri''nin zihniyetine ve düşüncelerine celadetle meydan okuyarak! Yok efendiler. Türk milletinin geleceğini ilgilendiren her yabancı dayatma tartışılabilir ve hatta gerekirse elin tersiyle defedilir!. Bizim bu itirazlarımızı ve de Avrupalıların bir taraftan bizi oltanın ucunda tutarken, kurulacak Avrupa Ordusunun (AGSK) karar mekanizmasından dışlayıp Mehmetçiği, sadece paralı askerler olarak kullanmak istemelerine karşı çıkmamız İlter Türkmen gibiler, AB''ye katılmaya karşı olanların çağ dışı davranışları olarak gösteriyorlar. Evet, biz 1919''da Düvel-i Muazzamaya teslim olmaya hazır. Amerikan mandasında kurtuluş arayanlara karşı çıkan Kuvay-ı Milliyeciler kadar "çağ dışıyız!"

Sen de mi Brütüs? Kendisine çok saygı duyduğum değerli bir yazar hocamız da, maalesef son günlerde modaya uyup Avrupacı enteller kervanına katılmış. Son yazısında. TSK''nın Avrupa Birliği konusundaki itirazlarını açıkça olmasa bile imaen haddini aşmak şeklinde ifade ettikten sonra, kesip atıyor; "Avrupa Birliği''nde uygulama ne ise o olacaktır!" Yani Türk milletinin çıkarlarına ve gerçeklerine ters düşse de neticede Türkiye''yi sadece Kürt-Alevi diye değil Çerkez, Boşnak, Laz diye bölünmesine yol açsa bile mi? Hocamız, bu sorunun cevabını modaya uyarak değil, bir tarihçi olarak, dikkatle vermek zorundadır! Hocamız, Atatürk''e de bir atıf yapıyor: "Eğer Atatürk yaşasaydı çoktan Avrupa üyesiydik" diyor. Çok doğru ama Milli Egemenliğimizden hiçbir tavizde bulunmadan ve fedakarlık etmeden, haysiyetimizi ve değerlerimizi muhakkak koruyarak ve Avrupalılara kişiliğimizi kabul ettirerek!

Bir avuç leblebi ECONOMİST dergisinin Türkiye ekindeki tema da, Atatürk ilkelerinin, bir müzede muhafaza edilmekte olan, Atatürk''ten kalmış "son bir avuç leblebi" gibi "bayatladığı" iddiası idi. Bizdeki bazı entellere tercüman olan dergi "Atatürkçülük zamanına da iyiydi, ama artık şimdiki zamana uydurmak gerekiyor" diyordu. Yani Atatürk ilkelerini ve emanetlerini, "bir avuç bayat leblebi" gibi çöpe mi atalım? Aslında, Atatürk ileriyi çok iyi gördüğü için, Milli Egemenliği ve Üniter Cumhuriyeti gençlere emanet etmişti; ilk "Düvel-i Muazzama" dayatmasında feda edilsinler diye değil! Bugün iyi ki bu emanete ölesiye sahip çıkan bir Türk Ordusu ve Komutanları var. Kabul etmeliyiz: Demokrasi çok iyidir de, eğer Ordu olmasa idi ortada Avrupa Birliği''ne katılacak tek bir Türkiye kalmazdı!. Bunun en son kanıtını gene Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, mert ve cesur sesi ile verdi: "Türk milleti vatansız akılsızların çabalarındaki kirli emelleri anlamayacak kadar saf değildir... Bize yapılan fenalıkları asla unutmamalıyız... Bu konuda devlet hafızası da zayıf olmamalıdır... Bizim başkalarından, başka rejimlerden öğrenecek bir şeyimiz yok!" Ateş''in bu ve diğer sözlerinde, Türkiye''yi hile ve desise ile bölmek isteyenlere ve bunlara razı olacak gaflet, dalalet ve ihanet erbabına anlamlı mesajlar vardır... Bu mesajlardan "Kopenhag kritercisi" dahili ve harici bedhahların da kendilerine pay çıkarmaları gerekir. Ama göreceksiniz, bazı kıytırıklar oyuklardan çıkan tahta bitleri gibi bunlara da "asker ne karışıyor" diye itiraza yelteneceklerdir. İyi ki, bütün bunların karşısında, milli hafızası ve iradesi kuvvetli bir Türk Ordusu var!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Ordumuz Türk birliğinin, Türk kudret ve kabiliyetinin, Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş ifadesidir. "

GAZİ MUSTAFA KEMAL (1927)