ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz''ın, SEKA olayını Soruşturma Komisyonu''nda, MHP''li üyelerin oyları ile, Yüce Divan''a sevkedilmesi kararı verilmesi üzerine 57. Hükümet (DSP-MHP-ANAP Koalisyonu) içinde bir güvensizlik bunalımının ortaya çıktığı ve "iplerin gerildiği" manşetli haberler üzerine, uzaktan, ahkam kesmek istemiyorum. Ancak şu bağlamda söylenmesi gerekenler de var. Bu koalisyon gerçekten, başarılı bir hükûmet ve önemli işler başardı, devam etmesi de çok arzu edilir. Ama ipler gerçekten geriliyorsa, inceldiği yerden kopması da mukadderdir. İnceldiği yer herhalde MHP değildir. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, şimdiye kadar, koalisyonun devamı için zaman zaman tabanından gelen tepkilere ve naçizane benim de bazı eleştirilerime rağmen ülke çıkarları uğruna çok fedakarlık yapmıştır. Bunun için de bazılarının ürettikleri "MHP kurtulmak veya başka tertipler için fırsat arıyor" vs. gibi senaryoların aslı astarı yoktur. Anladığım kadar, ortada bir ilke meselesi vardır. Her şeyden önce Parlamentodaki işleri ve milletvekillerinin vicdanlarına göre verdikleri oyları, hükümete yansıtmamak gerekir. Hatırladığım kadar hakkındaki Türkbank ve SEKA dosyalarından aklanmayı başından beri Yılmaz kendisi istemiş ve Hükümet''e girmesi için yapılan çağrıları, Yüce Divan''da aklanmaya değin kabul etmeyeceğini söylemiştir. Doğrusu da bu idi. Ben Sayın Yılmaz''ın asla kişisel kazancı için bir yolsuzluk yapacağına inanmam. Ancak, maalesef, Türkbank konusunda bir yetkileri aşma ve usulsüzlük durumu olmuş olabilir. Bence garip olan, Yılmaz, TBMM Komisyonu''nda bu dosyadan aklanırken, SEKA konusunda, Yüce Divan''a sevki kararının alınmış ve Umumi Heyete sevkedilmiş olmasıdır. Zira, SEKA arazilerinin Ford-KOÇ ortaklığına, fabrika arazisi olarak, bila bedel, verilmesi, ülkenin ve Kocaeli''nin çıkarlarına uygundur. Bizde de başka ülkelerde de emsalleri vardır. Bu karara eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de, Başbakan Ecevit de iştirak etmişlerdir. Bu arazi anlaşması sonucu kurulacak fabrika hem bölgeye istihdam getirecek, hem ihracat potansiyeli ile ülke ekonomisine katkıda bulunacak ve bölgenin çok güzel eğitim ve sosyal tesisleri kazanmasını da sağlayacaktır. Demirel''in "bu kadar hayırlı bir iş için elimden gelse Çankaya''dan arazi verirdim" demesi boşuna değildi! İlerde geriye bakılınca bu kararın ne kadar yararlı olduğu muhakkak daha iyi anlaşılacaktır. Arazi şimdi bu işe tahsis edilmese ne olacak? Bazı insanlar belki tatmin olacaklar ama yerine hiçbir şey olmayacak!
Yakışıksız spekülasyonlar Bütün bunlar herhalde TBMM Umumi Heyetinde ortaya konacak ve bence çok büyük bir ihtimalle, Yılmaz bu konuda da aklanacaktır. Altında ne var?Acaba bu hayırlı işe tepkinin bir tarafı, başka iş kuruluşlarının hasedi ve tahriki neticesi midir? Veya, bazı kesimlerde rahmetli Vehbi Koç''tan başlayarak Koç adına karşı duyulan alerjinin neticesi midir, bilmiyorum. Çünkü bazıları Koç Üniversitesi''ne tahsis edilecek araziye de, aynı mantık veya mantıksızlıkla itiraz etmişlerdi. Ben Komisyondaki MHP''li milletvekillerinin peşin hükümlerle değil, Sayın Bahçeli''nin de ifade ettiği gibi oylarını ilke meselesi olarak ve güveni tazelemek için kullandıklarına inanıyorum. Bence asıl hata, bu konuya, Yılmaz''ın kişisel davasına hükümeti karıştırmakla, hükümette güvensizlik olduğu intibaını oluşturmakta olmuştur. Ve asıl garip olan, fırsat bu fırsat, hem MHP hakkında yakışıksız spekülasyonlar yapmak ve Sayın Bahçeli''ye ve parti yönetimine küçük politika oyunları izafe etmektir. Bakın Cumhuriyet Gazetesi''nde, birinci sayfadan, yayınlanan Almanya mahreçli ve bence şu özel bağlamdaki danışıklı bir haber, bazı çevrelerin MHP''ye nasıl bir türlü alışamadıklarını ve bunu kenarından köşesinden fırsat buldukça ortaya vurduklarını gösteriyor. Almanya''daki Hıristiyan Demokrat Partilerin Meclis Grubu Sözcüsü Karl Lamers, alelacele bulunmuş ve konuşturulmuş. Hazret hemen bir "endişesini" ortaya vurmuş. Belki okuyucularım hatırlayacaklardır. AB üyelerinin ve örgütün Avusturya''da seçimlerde kazanan Haider''in FPÖ Partisi''ne karşı aşırı tepkileri üzerine "AB ilerde MHP''nin de koalisyon ortağı olmasına karşı çıkar ve üyeliğe daha doğrusu adaylığa kabul edilmememiz için gerekçe gösterirse şaşmayalım" diye yazmıştım demiştim.. Şimdi, Lamers cenapları da "Avusturya''daki FPÖ''den daha keskin MHP''nin Koalisyon Ortağı olduğunu hatırlatmış" ve Türkiye''nin Avusturya örneğini iyi değerlendirmesi ve ciddiye alması gerektiğini "ihtar" etmiş. Lamers: "Türkler nasıl bir hükümet kuracaklarına kendileri karar vermelidirler" diyor ve hemen de ihsas ediyor: "Hükümet kurarken dikkatli olun. Avusturya''daki FPÖ''ye benzeyen MHP''yi almayın!" MHP''nin bir koalisyon ortağı olmasına karşı AB''den gelecek tepkilerin iyi hesap edilmesi gerektiğini vurguladıktan sonra, "Türkiye bu şartlarda AB üyesi olsaydı ve AB Avusturya''ya gösterdiği tepkileri Türkiye''ye gösterse idi ne olurdu?" Lamers, ayrıca aba altından sopa da gösteriyor, MHP''ye de aklınca "uslu dur yoksa" demeye getiriyor!
Ve gelinen nokta Nereden nereye geldik. Hükümet kurarken Avrupa Birliği''nden icazet alacağız, belki de üyelerini, AB''nin güvenlik soruşturmasından geçirtmek zorunda kalacağız. Acı olan şu; Milli Mücadelede Kuvay-ı Milliye''nin organı olan milli egemenlik mücahidi bir gazete bu haysiyet kırıcı tehditleri tepkisiz birinci sayfadan yayınlıyor... Günün diğer haberlerinde de, yeni kurulacak Avrupa Ordusu''nda Türk mehmetçiğine, Türk Silahlı Kuvvetleri''ne, yetkili organlara alınmadan ve kararlara katılmadan sadece "hizmet" rolünün biçildiği de var...
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Temsil edilmek hakkımız olmadıkça vergi de vermeyiz!" Amerika''nın İngiltere''ye karşı bağımsızlık savaşının baş ilkesi.

