"Siyaset mümkün olanı yapmak san''atıdır" demişler. Bizdeki uygulamada ise, "Siyaset o sırada, işe veya kolaya gelen ne ise, onu yapmak"tır. Şu son haftadaki gelişmelere bakınız; Mesut Yılmaz, hakkındaki suçlama ve soruşturmalardan, Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde, Çiller''le "mütekabiliyet esasına göre" aklandı. Ve hemen arkasından Koalisyon Hükümetine Avrupa Birliği''nden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. Sureta, bunda bir terslik yok: Yılmaz kendisine Hükümete girmek için Başbakan Ecevit tarafından yapılmakta olan teklifleri, TBMM''de aklanmasına değin ertelemişti. Şimdi de aklanma neticesinde, "Mani zail oldu-memnu geldi" Ama Ecevit''in Yılmaz''ı hükümete kendisine yardımcı olarak almak istemesinin sebebi acaba sadece koalisyonu kuvvetlendirmek mi, yoksa başka dengeler ve seçenekler aramak mı?
DYP lideri Tansu Çiller de, şimdi ona Merkez Sağ''ı birleştirip, güçlendirmek için Yılmaz''a işbirliği teklif ediyor. Bu teklifteki garabete Başyazarımız Yılmaz Öztuna geçenlerde işaret etti; DYP ve ANAP aslında çok makul bir koalisyon kurmuşlardı ve bu koalisyon, eğer devam edebilse idi, Merkez Sağ daha o zaman birleşir ve sonra yaşanan vahim bunalımlar, muhtemelen, atlatılmış olurdu. Ama Yılmaz, bazı indi gerekçelerle bu koalisyonu bozdu, neticede de 28 Şubat sürecini getiren REFAHYOL dönemi yaşandı.
Ben, Çiller''in teklifini, sadece, medyatik bir şov maksadıyla yaptığına inanmıyorum. Sırası gelmişken söyleyeyim; DYP Genel Başkanı siyaseti -daha doğrusu politikayı- çok mahirane "oynuyor". Bunca suçlamaya ve badireye rağmen, hâlâ partisinin başında ve siyaset alanında, kimsenin görmezlikten gelemeyeceği bir güç olarak kalabilmesi büyük bir başarıdır. Bakınız, kurulacak yeni bir hükümete ortak olması ihtimali ortaya atılınca, artık kaşlar yukarıya kalkmıyor. Şimdiki halde DYP''ye yeni lider de aranmıyor, görünüşe bakılırsa parti liderinden memnunÖ İçimden bir ses, Sayın Demirel''in de bu realiteyi gördüğünü söylüyor. Mesela geçenlerde bir toplantıda, Çiller''in geçmişteki icraatını tenkit eden Tunca Toskay''a karşı eski "protejesini" savunmuşÖ Demirel''le Çiller arasında yeni yakınlaşma emareleri görürseniz şaşmayın ve bunu eski Cumhurbaşkanımızın yeni konumundaki hatası veya zaafı addetmeyin:
Demirel, realist bir siyaset adamı olarak, siyasette mümkün olanı yapmanın ustasıdır!
DSP''de arayış-FP''den atak Merkez Sağ''a sahip çıkmak, bu alanı Milliyetçi Hareket Partisi''ne bırakmamak MHP''yi durdurmak ve bertaraf etmek, sadece Yılmaz ve Çiller''in gaye ve uğraşları değil. DSP de başlangıçtan beri içine sindiremediği MHP''den bir şekilde kurtulmak ister. Bülent Ecevit de, en azından Rahşan Ecevit''i memnun etmek için, koalisyonu bozmadan "zarif bir yolunu" bulabilse, buna razıdır. Fazilet Partisi stratejistleri de bu hususta arayış ve çabalar içindeler. Zaten, milliyetçiliği değil de ümmetçiliği tercih eden bu partinin, Güneydoğu, Öcalan ve idam cezası konusunda sırtında yumurta küfesi yok. MHP gibi kendi ideolojisine ve tabanına ters düşmek gibi takıntıları yok. Şimdi idam cezasının kaldırılmasını istiyor bakımından rekabete girişebileceği HADEP''le uzaktan uzağa flört edebiliyor. Üstelik 312. maddenin kaldırılması çabalarında MHP''yi de başlıca engel görüyor. Ve asıl, MHP, Fazilet''in tabanının birkısmına doğal talip. FP, o tarafın yazarlarının, İstiklal Mücadelesi esnasında Kuvay-ı Milliye karşıtı işbirlikçilerinin kullandıkları tabirle "Millici" dedikleri hiç bu Partiyi, Merkez Sağ''dan, hükümetten hatta siyasetten elimine etmek istemez mi?
Mesut Yılmaz''ın Başbakan Yardımcısı mevkiinde, AB işlerinden -daha doğrusu
kullanılan jargona göre, "AB ile ilişkilerin iç koordinasyonunu saglamaktan"- sorumlu olsa bile, ne dereceye kadar aktif ve efektif olacağı şüpheli. Çünkü bu alan Dışişleri Bakanı İsmail Cem''e ait. Ne var ki alan aynı zamanda medyatik ve bir görüşe göre de Yılmaz''a iade-i itibar sağlayacak, manşetlerde ve TV programlarında kalmasını mümkün kılacak bir alan.
Yılmaz, yeni mevkiinde ve makamında AB Komisyonu''nun "genişlemedem sorumlu" komiseri Günther Verheugen''i kabul etmiş ve daha önce, "Bu konularda adım atamaz, ödevinizi yapmazsanız, siz de üzülürsünüz biz de!" diye bize hafif fırça çeken "Komisere" Türkiye''nin Kopenhag Kriterleri konusundaki "ödevlerini" yerine getireceğini vadetmış! Tabii, içinden birçok "Avrupacı" gibi, "Ah şu MHP ve engellemeleri olmasa bu ödevleri daha çabuk yapardık!" demek de geliyordur.
AB ama, ne pahasına Avrupa Birliği''ne daha doğrusu aday adaylığına kabul edilmemiz, en azından belirli bir çevre için milli dava haline getirilmiş ve kamuoyunun birkısmı bu konuda adeta şartlandırılmıştır. Güya -Hasan Cemal kardeşimiz öyle yazıyor- kamuoyu araştırmalarına göre, Türk halkının % 75''i hatta % 80''i bunu istiyormuş, çünkü "AB Türk insanının hülyası imiş, çünkü Avrupa bu toprağın insanları için aş ve iş, çoluğunun çocuğunun güvencesi, daha iyi yaşamak ve öncelikle de demokrasi ve insan hakları demekmiş" Sormak gerek: "Ne pahasına?"
Ama, AB yolunun "Diyarbakır''dan geçtiğine inanan, Yaşar Kemal hayranı ve dolayısı ile Cumhuriyetin Atatürk yılları başta olmak üzere, yetmişbeş senesinin "zülum ve işkence yılları" olduğunu kabullenen Yılmaz''a göre, birilerinin, "Kopenhag ve Maastricht Kriterlerinin" adını bile duyduklarında uykuları kaçıyormuş. Bence şimdi, Yılmaz''ın da MGK konusunda, yani bu konuyu nasıl halledeceği konusunda "uykuları kaçmaya" başlamıştır. O "birilerinden" kimleri kastettiği, aynı konuşmada "askeri müdahaleyi" anmasından da belli.Ama herhalde MHP''yi ve MHP''lileri de öncelikle kastediyor.
Aslında MHP Avurupa Birliği''ne karşı değildir. Sanki Türkiye için Avrupalıların dayattıklarını gözlerimiz kapalı kabul etmekten başka seçeneğimiz, bağımsız ve egemen yaşamak ve refaha kavuşmak için Avrupa''ya bağlanmaktan başka çaremiz yokmuş gibi! Bu "Kulübe" gözlerimizde at gözlükleri girmemize karşıdır. İhtiyat ve teenni taraftarıdır. Ve ben inanıyorum ki, olayın bütün tarafları objektif olarak anlatılsa, halkın çoğunluğu, tarafsız bir kamuoyu araştırmasında -veya en doğrusu bir referandumda- aynı görüşü belirtecektir.. Ama ne hikmetse, her konuda kamuoyu araştırmalarına meraklı olanlar ve nasıl hangi ölçütlerle yapıldığı belli olmayan kamuoyu araştırmalarının sözde neticelerini önümüzde sallayanlar "bilimsel" değildir diye, referandumu istemezler! MHP'' den hoşnut olmayanlar sadece yerliler değil: AB de, doğal olarak, bu milliyetçi ve muhafazakar partiye karşıdır. Geçenlerde AB ileri gelenlerinden Herr Lammers bunu açıkça ifade etti ve AB''nin ilerde, Avusturya''daki Haider partisine yaptığı gibi MHP''ye karşı da tavır ve çekince koyabilecegini söylemişti.
MHP''nin işi kolay değil Görüyorsunuz, Ankara''da bir şeyler oluyor ve siyasetin sıcaklığı, MHP üzerinde odaklanıyor. Bu partiyi bertaraf etmek için, bundan sonra, hiç de kutsal olmayan hangi, aleni veya gizli ortaklıkların kurulacağını, MHP''li bakanları ve milletvekillerini karalamak, küçük düşürmek için, ne gibi kirli oyunlara tevessül edileceğini, önümüzdeki günlerde, göreceğiz, yaşayacağız.
Sayın Devlet Bahçeli ve MHP, bu tertiplere karşı, artık ilkelerinden hiç taviz vermeden, idam cezası Öcalan davası, 312. madde gibi belirli konularda düşüncelerini, açık ve seçik olarak acilen belirtmek ve her türlü oyuna karşı dayanmak ve hazırlıklı olmak zorundadırlar.
Bu sadece MHP''nin iktidarda kalması için değil, Türkiye''de rejimin ve bağımsızlığın başlıca garantilerinden biri olan milliyetçi düşünce ve hareketin bekası için zorunludur!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI Fiziki cesaret önemlidir. Ancak fikirlerinin cesaretini taşımak ve göstermek bir yerde insanı insan, uygarlığını kanıtlayan şeydir!"
JOHN F. KENNEDY

