Amerika''da diplomatların katıldığı bir yemekte, konu muhtelif ülkelerin yemeklerine gelmişti.. Amerikalı bir hanım bana dönerek, "Siz Türkiye''de ne yersiniz?" diye sordu. Ben cevap vermek üzereyken, masadaki Yunanlı meslekdaşım atıldı: "Türkler çoğu zaman biribirlerini yerler". Doğru söze ne denir; ama ben gene altta kalmamak için "Bu huy bize komşumuzdan ve Bizans''tan geçti!" diye taşı gediğine koydum. Bu huyumuzun örnekleri çok. Medya sayesinde Bakanlar''ı, memurları sanatçıları, sporcuları en ufak bir bahane ile, harcarız, yeriz. Tabir caizse "yargısız infaz" ederiz! Şu sırada "adam harcamanın" Dışişleri Bakanlığı''nda da iki örneği var. Birisi Bonn -şimdi Berlin- Büyükelçimiz Tugay Uluçevik''le, Londra Büyükelçimiz Özdem Sanberk. Daha dört yılları ancak dolduğu halde merkeze alınıyorlarmış... Hem de en verimli yaşlarında... Başka ülkeler başarılı Büyükelçilerini dört yılda "harcamazlar"..önemli merkezlerdeki Büyükelçiler, bir "post"ta ne kadar uzun kalırlarsa başarıları o kadar fazla olur.. Adam tanımak ve kendilerini tanıtmak, hükümet ve medyada sağlam irtibatlar kurmak için!. Hem Sanberk''i hem Uluçevik''i yakından tanırım. İkisi de mesleklerinde çok başarılı profesyonellerdir..
TUGAY ULUÇEVİK Tugay Uluçevik kaya gibi sağlam, vatanperver ve bazılarının "monşer" dedikleri Hariciyeci tipine hiç uymayan bir Büyükelçi. (Hoş bugün Hariciyede monşer de kalmadı ya) Düşüncelerinin cesareti olan ve fikirlerini üstlerine hiç çekinmeden söyleyen mert bir kişi! Özel Kalem Müdürlüğünü yaptığı rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil onun bu tok sözlülüğüne takılır, "Doğrucu Davut" derdi..Ama, kişisel vefakarlığına, dürüstlüğüne ve konulara hakim olmasını takdir ederdi. Uluçevik, inşaallah Ankara''da kızağa çekilmez ve özellikle uzmanı olduğu Kıbrıs konusundaki deneyimlerinden yararlanılır.
ÖZDEM SANBERK Londra Büyükelçiliği''nden geri alınacağını üzüntü ile duyduğum Özdem Sanberk''e gelince, onu da, Londra''da görevde iken çok yakından tanımak fırsatını buldum. Sanberk medyanın çok önemli ve etkin olduğu bu merkezde, kısa zamanda, adeta tek başına bir basınla ve halkla ilişkiler ağı kurup işletmişti. Ben de Türkiye aleyhine yayınları takip edip mümkün olduğu kadar cevaplamaya çalışırken verimli bir işbirliği yaptık.. Sanberk resmen cevap veremediği yayınları bana haber veriyor ve bu işi ben yapıyordum. Bu arada Londra''daki medya ileri gelenleri ile çok güzel ilişkiler kurmuş ve yürütmüştü, Kürt MED TV''nin susturulmasında en büyük pay onundur. Umulur ki, yerine tayin edilecek olan Büyükelçi onun kurduğu ağı ve ilişkileri devam ettirsin!
YÜCEL ÖZDEN Şu sırada başka bir kıymetli bürokratın da "harcanması" söz konusu... Ulaştırma Bakanlığı Müsteşerı Süreyya Yücel Özden''in... Özden benim tanıdığım en dürüst bürokratlardan biri idi.. Soran olursa Tekel Genel Müdürü iken dürüstlüğü yüzünden başından geçenleri en yakın tanık olarak anlatırım...
VE ALİ KARACAN Son günlerde bazı TV kanallarının sahibi ve yöneticisi genç Ali Karacan''a, Discovery kanalında dışardan parça başına çalışan bir hanımın işine "şişmanlığı" yüzünden son verdiği için taktılar ve onu "yemeğe" çalışıyorlar. Ali bu hanımın sigortalı ve kadrolu olmadığını, görevine, şişmanlığı yüzünden değil de işini iyi yapmadığı için nihayet verildiğini, kararın da kendisinden çıkmadığını söylemeye çalışıyor, ama bazı hatun kişiler, bu arada, Hürriyet''teki ve kendi özel hayatını ortaya döken sıradışı yazıları ile ünlü Ayşe Arman ve profesyonel feminist Duygu Asena, "Biz bir defa kararımızı verdik seni yiyeceğiz... Şimdi gerçekleri söyleyerek kafamızı karıştırma" diyorlar... Olay onlar için bulunmaz fırsat, kadın haklarından şişmanlık haklarına kadar. Avrupa kriterlerine kadar, alabildiğine, demagojik istismara müsait.. Hele Ayşe Arman''ın Hürriyet''teki tam sayfa yazısı, bir peşin hükümlülük harikası idi.. Ayşe Arman, Karacan''a "Bu haber üzerine sizi tanıyan ne kadar insan varsa bu Ali dediler" diye yazıyor. Ama siz Ali''yi bir de benden sorun; bir kişiyi şişmandır ve manzarayı bozuyor diye işten çıkaracak tıynette değildir. Adeta elime doğdu. Babası Ercüment okul arkadaşımdı, sonra patronum oldu. Ali''nin büyümesine, yetişmesine tanık oldum ve hatta medyayı seçmesinde biraz etkim oldu. Çünkü bu çocuğun bir playboy değil, ciddi ve kabiliyetli bir genç olduğunu, bu alanda başarı kazanacağını sezmiştim.. Ali, medya alanına babasının ve büyük babasının birikimleri ile hem avantajlı hem de biraz avantajsız girdi. Ama söyleyebilirim ki bugünkü durumuna kendi bileğinin hakkı ile geldi ve neticede güzel bir TV-Radyo grubu kurdu... Geleceği de parlak. Medyada biribirimize bu tarz sataşmak adetten değildir. Ancak bana öyle geliyor ki, medyada birileri, belki de rakipleri Ali''yi kıskanıyor ve önünü kesmek, şevkini kırmak istiyorlar. Medyatik olmak isteyen ve de yüklü bir tazminat alacağına inanan bir hanımın çıkardığı olay, işlerine yaradı mal bulmuş mağrubiler gibi, üzerine atıldılar.. Demagojinin dik alasını yapıyorlar ve bu olayı, sonuna kadar istismar edecekler! Yapmayın beyler, hanımlar, Ali Karacan gibi gençler kolay yetişmiyor!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Kıskançlık insanın en aşağılık duygusudur.. İşin acısı bazı insanlar kıskançlıklarını suret-i haktan görünerek maskeleyebiliyorlar" Ralp Waldo Emmerson

