Alman Şansölyelerinden Prens Otto Von Bismarck''ın politikayı tarifi malum: "Politika, mümkün olanı yapabilmek san''atı-veya ilmidir!" Ben bu tarife, Türkiye için varit olan bir boyut daha ilave edeyim: "Politika bütün ihtimallere açık bir alandır!"... Türkiye Büyük Millet Meclisi''ndeki Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu yarın yapılıyor. Geçtiğimiz Perşembe günü, Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer''in, hemen ilk turda seçilmesine adeta kesin nazarı ile bakılıyordu. Öyle ya, 5 partinin de onun, adı üzerinde, geçmişte misli görülmemiş bir şekilde uzlaşmaları, en azından nazari olarak, başarısını, sağlayacak 367 oyun garantilenmesi demekti. Fakat Sadi Somuncuoğlu olayı, özellikle Yıldırım Akbulut''un, Dr. Nevzat Yalçıntaş''ın adaylıkta ısrarları, sadece kamuoyunda değil milletvekillerinde de, dışardan bir adaya karşı zaten var olan tepki ve tereddütleri kamçıladı, bazı dengeleri, dolaylı da olsa değiştirdi. İlk raundda 281 oy alabilen Sezer, son turda Akbulut''la veya Yalçıntaş''la karşı karşıya kalabilir. O zaman da Milletvekilleri kendilerini, partilerinin uzlaşmasından ve disiplininden azat olmuş sayabilirler. Hatta parti liderlerinin bile karşılıklı entrika şüphe ve vehimlerinden dolayı, ortada uzlaşma -konsensus- kalmayabilir. Bu ihtimalleri sıraladıktan sonra ben hâlâ en sonunda da olsa Sayın Sezer''in yeterli 276 oyu alıp seçileceğini tahmin ediyorum... Başlıca isteğim bu seçimin bir bunalıma dönüşmemesi, Türkiye''nin gündeminin artık karşı karşıya olduğumuz önemli sorunları çözmek gayretlerine endekslenmesi.
Daha önemli olan... Ancak, ülke çıkarları açısından daha önemli olan, mevcut sorunlara, bazı peşin ve katı hükümlerle yeni tartışmalar ekleyecek değil, gerçek politika koşullarında, sorunları sağduyu ile çözecek, sadece birtakım entellerin değil, "Bütün Türklerin Cumhurbaşkanı" olacak bir kişiyi, Onuncu Cumhurbaşkanını, yedi yıl gibi uzun bir süre için Çankaya''ya çıkarmak! Geçen yazılarımda, partilerin sayın Sezer üzerinde anlaşmalarını, belki de biraz aşırı bir iyimserlik ve acelecilikle, alkışlamıştım. Bu bana politikanın "mümkün olanı" yapabilmek sanatı oluşunun gereği gibi görünmüştü. Şimdi, her mümkün olan acaba doğru mudur, yoksa bir nevi siyasi oportünizm midir diye sorgulamaya başladım. Daha önce yazdığım gibi, sayın Sezer üzerinde anlaşılmasına, uzlaşılmasına, kuşku götürmeyen dürüstlüğü, tarafsızlığı ve hukuk bilgisi sebep olmuştu. Liderler, bu tartışmasız vasıfları sebebi ile ülkeyi bir bunalıma sürüklememek için, en mümkün olan şeyi yapmışlar. Sezer''in şu bağlamda Cumhurbaşkanlığına en uygun kişi olması üzerinde anlaşabilmişlerdir. Buraya kadar entrika ve politika ayak oyunu gibi iddialara yer yoktur.
Aceleye mi geldi? Ancak acaba fazla acele mi edildi? Bu hususta, "Partilerin yetkili kurullarına danışılmadı, "Sezer''in Anayasa hükmü gereğince Mahkeme Başkanlığından istifa etmesi gerekirdi" ve "Liderlerin uzlaşması demokratik değildir" nev''inden itiraz ve tartışmaları bir tarafa bırakıyorum. Ancak, yüksek bir memuru tayin etmek için, geçmişi ve düşünceleri ince elenip sık dokunurken, acaba, muhakkak iyi niyetle fakat biraz aceleyle, Sezer''in fikirleri, geçmişte söyledikleri, özellikle Sayın Devlet Bahçeli tarafından, enine boyuna incelendi mi? ... Bu fikirlerde ona ters gelebilecek hususlar yok mu? Aynı derecede önemlisi, bu işte açıkça "varız" diyen ve kıstaslarını herhalde önceden Başbakana belli eden Genelkurmay Başkanı ile daha sonra istişare edildi mi? "Demokrasilerde böyle bir istişareye gerek yoktur!" denecek ama, kim ne derse desin, TSK ile böyle bir gayri resmi istişare Türkiye''ye özgü şartlar içinde ve ilerideki sürtüşme ve bunalımlara karşı, yerinde bir tedbir olacaktı!
Endişe sebepleri Beni endişeye sevkeden, bir başka ters faktör de, entellerin ve siyasi tıynet ve eğilimleri malum bazı köşe yazarlarının, hatta spektrumun en sağındakilerin, hatta Öcalan yanlısı ÖZGÜR POLİTİKA gazetesinin, Sayın Sezer''i adeta "Sami Selçuk olmadı, bari Sezer olsun!" dercesine desteklemeleri ve sahiplenmeleridir. Ve bu desteğin sebeplerini Anayasa Mahkemesi Başkanının geçmiş ve yeni konuşmalarında bulmak mümkündür. Seçim uzayınca ve ilk coşku havası geçtikten sonra, Sezer''i ve fikirlerini, sadece benim değil, milletvekillerinin ve kamuoyunun da, Parti liderlerinin de, sadece Başbakan Ecevit''in araştırmaları ve kanaati ile yetinmeyip, büyüteç altına koymaları ve değerlendirmeleri, geç de olsa, mümkündür. Ben de naçizane, ilk coşkumdan sonra, sayın Sezer''in özellikle Anayasa ve Hukuk hakkındaki düşüncelerini tetkik etmek ihtiyacını duydum. Bundan evvelki yazımda. Cumhurbaşkanlığının yetkileri, Yüksek Askeri Şûra kararlarının sivil yargıya tabi tutturulması yolundaki düşüncelerinin ihtilaflara sebep olabileceğini tahmin ve ifade etmiştim. Özellikle geçen yıl Anayasa Mahkemesinin 37. yıldönümünde ve bu yıl da, gene Mahkemenin 38. yıldönümünde, hatta önerildiğinin hemen sabahında, fikirlerinin cesareti ile, adeta meydan okurcasına yaptığı konuşmayı dikkatle okudum. Hemen söyleyeyim, sayın Sezer''in Hukuk Devleti kavramını kuvvetli bir devletin antitezi addetmesine, düşünce özgürlüğü vs. nazik konulardaki düşüncelerine katılamıyorum... Bu düşünceler ve Milli Egemenliği, Cumhuriyeti, dolaylı da olsa "içeriği belirsiz" kavramlar addetmesi.. düşünce özgürlüğü bahsinde, herhalde Kürtçenin sınırlanmasına karşı olması, gene azınlıkların çoğunlukla eşit sayılması şeklindeki üniter devlet kavramına ters düşen görüşleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi teslimiyetini adeta kabul etmesi, eğer makamının terbiye edici etkileri ile değiştirilmez ise, hem kendisini hem de ülkeyi ileride sıkıntılara sokabilecektir. Sanıyorum, benim bu düşüncelerime ve endişelerime katılacak, birçok hukukçu, yazar ve politikacı çıkacaktır. Ne var ki, Sezer geçen yazımda da söylediğim gibi, bir hukuk adamı ve Anayasacı olarak hukukun üstünlüğünü, belki TC Devletinin bekasından da üstün görebilir. Bir idealist olarak, düşünce özgürlüğünü bazı düşüncelerin bomba ve silaha dönüşebileceği gerçeğinden, tefrik etmeyebilir. Ancak, Çankaya''ya çıktıktan sonra, gerçeklerin ışığı ve etkisi altında, bu konularda yazıp söylediklerini, hele yeni makamın yetkileri ve Yüksek Askeri Şûra, konusundaki düşüncelerini revize etmesi de, gene medeni ve fikri cesaretinin icabı olacaktır... Geçen yazımda, bazılarının, Sezer''in pürüzlerini arayıp belki de bulacaklarını, bir endişe olarak, dile getirmiştim. Şimdi kendim de bu "bazılarına" katılmış oluyorum. Ama gerekçem var: Mahalle muhtarı seçmiyoruz; Atatürk''ün Çankaya''daki yüce makamına, Türk devletine yedi yıl boyunca Başkanlık, TSK''ya Başkomutanlık yapacak kişiyi seçiyoruz. İlerde hüsrana uğramamak için, bu seçimi, siyasi kolaylık ve mümkün olanı yapmak uğruna, aceleye, olup bittiye getirmemeliyiz!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "- Dünyadaki her şey, her zaman bizim, buradaki (Amerika Yüksek Mahkemesindeki) fildişi kulemizden gördüğümüz gibi olmayabilir... Ara sıra faniler arasına, gerçek dünyaya inmemiz gerekir!"
OLİVER WENDELL HOLMES - (ABD Yüksek Mahkemesi eski üyesi)

