Kaydet
a- | +A

''Sözde Ermeni Soykırımı'' tasarısı, bu seferlik geri çevrildi ama, daha evvel de yazdığım gibi, bu her yıl bize musallat olan "hortlaktan", korkmaktan vazgeçmez isek, ilelebet kurtulamayacağız! Çünkü, yılların peşin hükümleri ile şartlandırılmış kolektif Batı hafızasını gerçeklerle temizlemek artık mümkün değil!

Sönmez kin Amerika''da, hem de Türkiye''de yedek subaylık yaptıktan sonra yerleşip aşırı Ermeni örgütlerinde görevli bir Ermeni: "85 yıl bekledik daha da bekleriz, hakikat bizden yana" diye kin kusuyor.

Bu tasarı ile mücadelede en aktif rolü oynayan TURKISH FORUM, turkistan net vb. sitelere gelen mesajları okuyorum, bu mesajlarda, yurtdışındaki vatansever soydaşlarımız Ermeni iddialarına ve "hortlağa" karşı neler yapılması gerektiği hususunda önerilerini belirtiyorlar. Ben, geçen yazımda da belirttiğim gibi, konunun tarihçilere bırakılmasından yana da değilim. Önerim net: Artık bu iddiaları görmezlikten gelmeliyiz. "Hortlağın" verebileceği pratik zararlara gelince, bunlardan da kurtulmanın çaresi, vaktinde ve cesur mukabil tedbirler almak, hasımlarımızı can alacak yerlerinden vurmak.

Clinton''a övgü Bir okuyucum, haklı olarak, tasarının geri alınmasından dolayı Clinton''ı övmeme takılmış. Ben aslında sadece "Clinton sağduyu gösterdi, doğruyu yaptı" dedim. Ancak okuyucum sayın Tuğrul Keskingören de, Emin Çölaşan da haklılar; mektubu dikkatle okunursa görülüyor ki Clinton, tasarının Temsilciler Meclisinde geri çekilmesini, sözde saykırımını reddettiği ve bu büyük yalana inanmadığı için değil, hele şu bağlamda Amerika''nın yüksek çıkarlarına ters düşeceği için istemiş ve dediğini yaptırmıştır. Ve bu sebeple de, devlet ve hükumet erkanımızın teşekkürlerinin üslubu ve dozu da belki biraz fazla kaçmıştır. Şurası muhakkak ki, "hortlak" geri gelecek ve bu bir konuda edilgenlikten, mazoşist olmaktan kurtulmazsak, Amerika''nın jesti ilerde başımıza da kakılacak ve hatta bir nevi baskı unsuru olarak kullanılabilecektir.

Bizim iç meselemiz Şu sırada bizim asıl meselemiz -daha doğrusu "meselelerimiz", Çölaşan kardeşimin "mütareke basını" dediği içimizdeki "sözde" Türk yazarlar ve sözde tarihçilerdir. Bu konuya da geçen yazımda temas etmiştim. Şimdi bunu Çölaşan söylediği ve bunların ve çoğunun, her nedense kümelenmiş olduğu RADİKAL gazetesinden söz ettiği için, bu gazetenin değerli yeni Genel Yayın Müdürü, başarılı gazeteci İsmet Berkan''ın tarizine uğramış. Berkan kardeşimi tenzih ederim ama, Çölaşan''ın söyledikleri ve verdiği örnekler yanlış mı? Bugün RADİKAL''de, Mehmet Ali Kışlalı, Gündüz Aktan, Avni Özgürel vb. gibi bazı "nazar boncukları" hariç, mütareke basınını hatırlatan aykırılar, çoğu zaman yazdıkları ülkenin çıkarlarına aykırı kaçan "radikaller", niçin hep RADİKAL''de ve ekinde kümelenmişlerdir? Berkan kardeşim, belki de bunu "özgürlükçü ve sorumlu" bir yayın çizgisi ve yazarlara müdahale etmemenin gereği olarak savunmak zorunda. Ama aynı savunmayı, zamanında milli mücadeleye karşı yayın yapan gazetelerin genel yayın müdürleri de herhalde aynen yaparlardı.

Ben, hele Ermeni soykırımı gibi hassas bir konuda, düşmanlara destek vermenin, objektiflikle, özgürlükçülükle ve sorumlulukla izah edilemeyeceğine ve savunulamayacağına inanıyorum. Düşmanlarla "işbirliğinin" ve düşmanların eline kozlar vermenin adı ve anlamı, her dönemde ve her dilde "işbirliği"dir ve ihanettir!

Geçen yazımda İletişim Uzmanı Haluk Şahin''e sorduğum soru aynen bakidir: Türk gazetecileri de, ülkenin hayati çıkarları söz konusu olduğunda "objektif ve tarafsız" olmak özgürlüğüne ve lüksüne sahip midirler?

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "İhanet hangi ad altında olursa olsun gene ihanettir!" Rebeca West

"İhanet olmasa idi, kahramanların kıymeti olmazdı!"

George Washington