Kaydet
a- | +A

Türkiye Cumhuriyeti''nin 10. Cumhurbaşkanı''nı seçmek için Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde yapılacak seçimlerde, kimlerin aday olduğu bugün belli olacak. İsimler ortaya çıktıktan sonra, onlar hakkındaki düşünce ve değerlendirmelerimi, hiç çekinmeden yapmak hakkımı mahfuz tutuyorum. Ancak, bugün Atatürk''ün kurduğu ve ebediyen payidar olmasını bize ve gelecek nesillere emanet ettiği bu Cumhuriyetin, iç ve dış tehlike ve umutlarla yoğun olacağı önümüzdeki yedi yıl boyunca Başkanlığını yapacak kişinin, nasıl bir niteliğe sahip olması -daha doğrusu nasıl bir kişi olmaması- hususundaki genel düşüncelerimi belirtmek istiyorum.

Cumhurbaşkanlığı sadece protokol değil Herşeyden önce, Cumhurbaşkanlığı''nın sadece sembolik ve protokoler bir mevki olmadığını, Anayasanın ruhuna ve metnine göre, devletin icraat ve bekasında "kilit taşı" mevkiinde olduğunu belirtmek gerekir. "Kilit taşı" bir yapıyı ayakta tutan taştır! Bu yüce mevkiye, gerçek hakkını, seçilecek kişi verecektir... Kısacası bir Cumhurbaşkanı, isterse bitaraflık adına, etliye sütlüye karışmaz, sadece Çankaya''da resepsiyonlar verir, ziyaretçileri kabul eder, yurt dışına ve içine -o da gönlü isterse- seyahatler yapar ve böylelikle kanunî süresini doldurabilir. Anayasa''daki metne göre, görevini tam yapmadı sayılmaz. Büyük bir suç işlemedikçe ve vatana ihanet etmedikçe azledilmez, görevden alınmaz. Ancak mevkiine belirli bir "ruh" veremediği, damgasını basamadığı için de tarihte esamesi okunmaz, hatta unutulur! Ellerimizi vicdanlarımıza koyarak düşünelim; son Cumhurbaşkanı Demirel, hataları ve daha fazla sevaplarıyla bu kategoriden midir? Ben, tarihin, günlük dedikoduların, kişisel hınç ve hükümlerin üzerine çıkarak, Süleyman Demirel''i, çok daha objektif ve iyi değerlendireceğine inanıyorum.

Yüksek değerler Cumhurbaşkanlığı kriterleri konusunda çok şeyler söylendi ve yazıldı. Bunlardan bazıları -şaibeli olmamak, dürüst olmak, tüm Atatürk ve Cumhuriyet rejimi ilkelerini özümsemiş olmak- "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak" gibi varolduğu tartışmasız kabul edilmesi gereken ve olmazlarsa da o adayın ve adayların hemen elenmesini gerektiren hususlar! Ama bazı temel değerler var ki, adayın veya adayların bunları, gerçekten, tamamıyle, bütün hal ve hareketleriyle benimsemiş olup olmadıkları önemli. Mesela bir aday, Atatürk''ün baş umdesi olan milliyetçiliğe söz rüşveti verse yani kabul etmiş görünse bile, muhtelif zamanlarda söyledikleri ve yazdıkları ile, "milliyetçiliği" imaen de olsa, zararlı ve demode telakki etmişse ve daha da önemlisi bu milliyetçiliği ifade eden gene Atatürk''ün "Ne mutlu Türküm diyene" sözlerini de ırkçılık ve artık anayasal vatandaşlık gibi kıytırık terimlere feda etmeye hazırsa, onu bir kalem geçiniz! Böyle bir Cumhurbaşkanının Atatürk''ün Cumhuriyetinin baş muhafızı olması mümkün değildir.

Milli egemenlik unutuldu mu? İki gün önce 23 Nisan Milli Egemenlik Bayramı idi.. Hem de çocuk bayramı oluşu, belki farkında değiliz ama gene Atatürk''ün bu değerli vasfı, gelecek nesillere, çocuklara emanet ettiğinin, bir nişanesi idi. Hiç kuşkusuz, "Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletine ait olması" ve öyle kalması, hem hiç tartışmasız milli varoluşumuzun gereği hem de istiklalimizin başlıca şartıdır. Bunun için de geçen yıllarda 23 Nisan''ın bu asıl bayram, gazetelerde, radyolarda büyük coşku ile kutlanırdı. Ama artık, 23 Nisan''ın yıldönümlerinde, "milli egemenlik" konusu üzerinde pek durulmaması manidardır. Acaba birileri bu kavramı unutturmak mı isterler? Öyle ya, Avrupa Birliği''ne aday adayı olabilmek için milli egemenliğimizden çok şey feda edebilecek, içişlerimize Avrupalı "müfettişlerin" artan bir tempo ile müdahalelerine boyun eğecek, hatta TBMM''deki "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" ibaresinin altına parantez içinde "Avrupa Birliği ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi müsaade ettiği kadar" yazılırsa, artık aldırış etmeyecek duruma geldik. Benim için onuncu Cumhurbaşkanının bu konudaki tutumu çok önemli olacaktır. Bu duyarlı konuda duyarsız kalacak bir adayı da geçiniz!

Bölücülük Nihayet, yeni Cumhurbaşkanının, Türkiye''nin bölünmesi çabalarına karşı, mücadelesi ve duyarlılığı çok önemli bir faktör olmak gerekir. Çünkü Güneydoğu sorunu veya "Kürt sorunu" Türkiye Cumhuriyetinin varoluşu için en büyük, en yakın ve açık-seçik tehlikedir. "Kürt realitesini" ülkemizin diğer etnik realiteleri arasında ve "Ne mutlu Türküm diyene" süzgecinden geçirerek tanımak başka şeydir. Kürtler''e ve diğer etnik gruplara radyo TV eğitim hakları tanıyarak bölünmenin, hatta bu ülkenin Türklükten arındırılmasının tohumlarını serpmek başka şeydir. Yeni Cumhurbaşkanımız, Avrupalılar''ın, Amerikalılar''ın baskılarına, içimizdeki kıytırıkların telkinlerine dayanacak ve bu konuda, Türkiye Cumhuriyeti''ni bildiğimiz anlamda Atatürk''ün Cumhuriyeti olarak, muhafaza etmek hususunda tarihî görevini yapacak mıdır? Kısacası, temeldeki maksat birinci ve tek Türkiye Cumhuriyetini ilelebet payidar kılmak mıdır, yoksa bu topraklar üzerinde kurulması istenen herhangi bir cumhuriyetin veya numaralı cumhuriyetlere kapıları açmak, seyirci kalmak mıdır? TBMM, onuncu Cumhurbaşkanını seçerken onaltıncı özgür Türk devletinin varoluşuna mühür basacaktır!

GÜNÜN FİKİR KIRINTISI * "Millet egemenliğini almıştır ve isyan ederek almıştır. Alınmış olan egemenlik hiçbir sebep ve suretle terk ve iade edilemez, tevdi edilemez. Bu egemenliği geri almak için, alınması için kullanılan vasıtaları kullanmak gerekir!"

* "İstiklal ve ülke toprağı tecezzi (bölünme) kabul etmez!" Gazi Mustafa Kemal - Mayıs 1931