Nazım Hikmet konusunda, galiba, bu temcit pilavının dibine erdik: Moskova''da şairin mezarı başında mersiye okuyan TC Kültür Bakanı İstemihan Talay, Hikmet''in, TC vatandaşlığından, haklı gerekçelerle, çıkarılması hususundaki 1951 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali ve vatandaşlık hakkının iadesi için bir kararname hazırlamış ve ilk imzayı da Başbakan atmış. Sayın Bahçeli ve MHP''li Bakanların kararnameyi imzalayıp, imzalamayacaklarını çok merak ediyorum. Şiir gücünü Türkiye''yi Komünist yapmak için kullandığı muhakkak olan fakat, bazılarının elli yıl evvel haksızlığa uğradığına, mağdur edildiğine inandıkları Nazım Hikmet''in, şimdi TC vatandaşlığına iadesi de itibarının "iadesi" de semboliktir; bu bakımdan MHP''lilerin, bu konudaki tavırlarının anlamı da sembolik olacaktır. Belki de mesele çıkmasın düşüncesiyle, kararnameyi imzalarlar. Rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil "Meseleleri mesele yapmamak gerek" derdi... Ama diplomaside geçerli olabilen bu kaide hayati meselelerde aksi netice verebiliyor. Hele, ölülerin bile mesele yapıldığı bir dönemde. Doğan Heper kardeşim, bu kararname ile rahmetli Profesör Esat Coşan''ın Süleymaniye Camii''ne gömülmesi kararnamesinin aynı zamana getirilmesini Hükümetin bir "dengeleme" teşebbüsüne atfetti. Herhalde, son gelişmeler bazılarının çifte ölçülerini teyid etti.
Nazım''a anıt-mezar Cumhurbaşkanı, rahmetli Coşan hakkındaki kararnameyi hukuki gerekçelerle veto etti ve o mesele de böylelikle kapanmış oldu. Şimdi Nazım Hikmet''in naaşının Moskova''dan getirilmesi de, hemen gündeme getirilecektir. Bunda da başarılı olurlar da, Nazım Hikmet için, bir mezarlığın haricinde bir yere, anıt-mezar yapmak kampanyası açılır ve bir kararname çıkarılır ise, Cumhurbaşkanı Sezer''in bu kararnameyi de, entel-liboşları kırmak pahasına, aynı gerekçelerle, veto etmesi, herhalde gerekecektir!
Artık ne olacaksa olsun da yeter ki, toplumumuzda diş ağrısı gibi süren Nazım Hikmet konusu ortadan kalksın! Ama soldan dönme entellerimiz için, ölüleri mesele yapmak, eski yaraları kaşımak için konu mu yok? Bundan sonra Mustafa Suphi ve Deniz Gezmiş için de kampanyalar açarlarsa şaşmayın!
Hukuk? Nazım Hikmet konusunda artık fazla nefes ve mürekkep tüketmek istemiyorum. Ancak bir nokta var:
Kararnamedeki hukuki gerekçeler yeterli mi? Suçun işlendiği zamanda geçerli olan TCK maddeleri sonra kaldırılmış olsalar bile, döneminde açık ve yakın Komünizm tehlikesine karşı gerekli olan bu kanuni tedbirler, bugün, Sovyet Kötülükler İmparatorluğunun çökmesi ile artık gereksiz olsa bile, vatana ihanet suçu geriye işletilerek kadük edilebilir mazur görülebilir mi? O zaman aklanacak, iade-i itibar ettirilecek, Damat Ferid''e kadar birçok hain var! Bunu hukukçular takdir ederler herhalde!
Hangi vatan? Hangi Mustafa Kemal? Nazım Hikmet''in de, belki öteki bazıları gibi, bu vatanı kendi ölçülerine ve maksatlarına göre sevmiş olması muhtemeldir.. Kurtuluş Savaşı Destanı da, içindeki Mustafa Kemal bölümü de muhteşemdir. Ama bazı tereddütlerim var: Nazım Hikmet, Türkiye''den kaçtıktan sonra Sovyet Diktatörü Brejnev''e "Rusya benim asıl vatanım" demişti.. acaba önceliği hangi "vatanında" idi? Bir şey de muhakkak, bütün Komünist, eski tüfekler ve sonra da, Gezmiş gibi "yeni" tüfekler için sembol "kalpaklı Mustafa Kemal" idi. Atatürk''ü hiç sevmemişlerdir! Çetin Altan da bunun için hep "Gazi" der "Atatürk" demez!
Türkiye''yi peyk yapıp, Boğazları da egemenlikleri altına almak emeli, Lenin ve Stalin''den beri, Sovyetler Birliği''nin, Çarlık Rusyası''ndan devraldığı bir amaçtı. Bunun için de, Kurtuluş Savaşımızda yardımlar yaparak, Yeşilordu''yu kullanarak, Mustafa Suphi''yi göndererek Türkiye''de Komünist Rejimi kurmaya çalıştılar. Mustafa Kemal büyük bir öngörüşle bütün bu çabaları def etti. Sonra da Moskova, Komintern, Kominform ve KGB yerli Komünistleri kullanarak, aynı yolda devam ettiler. Nazım da "destanından" da kurtulacak olan Türkiye'' yi, Komünist ve kaçınılmaz olarak da Sovyetler Birliği''ne peyk yapmak istiyordu. Rusya''ya kaçtıktan sonra da, BİZİM RADYO adı ile Doğu Almanya''dan yayın yapan radyodaki konuşmaları ile bu amaca hizmet etti. Bunlarla ve bunların yeraltı faaliyetleri ile mücadele bir zorunluluktu. Türkiye bu mücadele sayesindedir ki Komünizm ve Sovyetlere peyk olmaktan kurtuldu. Ne Nazım ne diğer "eski tüfekler" gadre, haksız uğramış mağdurlar değildiler!
Ne olacaktı? Şimdi aklıma şöyle bir "geleceğe dönüş senaryosu" geliyor: Eğer Moskova ve içimizdeki adamları, farzı muhal, başarsalardı da, eskaza Ankara''da Komünist bir rejim işbaşına gelse idi, önce Atatürk''ün Anıtkabiri Komünist "Kahramanlar Panteonu" haline getirilecek ve tabii ülkenin dört bir tarafına Stalin ve Lenin heykellerinin yanıbaşına Nazım''ın heykelleri dikilecek ve bu arada, mezarı da Türkiye''ye getirilecek bir muhteşem anıt-mezara konacaktı. Ne var ki Sovyet Kötülükler İmparatorluğu çökünce Türkiye de "kurtulacak", kâbus sona erecek ve dağlarda direnişte bulunan milliyetçiler işbaşına geleceklerdi. İlk işleri de, Stalin, Lenin vb heykellerini ve tabii Nazım Hikmet heykellerini de altlarına TNT koyup yıkmak olacaktı... Bilmem o zaman Nazım Hikmet''in "anıt mezarını" ne yaparlardı? Mesela dedim!..
........ "Dostum, meslektaşım değerli Ahmet Kabaklı''ya Yüce Allah''tan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum."
A. K.

