Nazlı Ilıcak''ın her nasılsa (ama muhakkak kanun dışı bir yöntemle) ele geçirdiği, Genelkurmay''ın eski 2. Başkanı Orgeneral Çevik Bir ve eski Genel Sekreter Erol Özkasnak tarafından hazırlanmış bir "Andıç" belgesini, Yeni Şafak''ta ve sonra da bir basın toplantısında açıklaması, gündeme meşhur deyimiyle "bomba gibi düştü" ve bütün asker düşmanlarına, Çevik Bir''in ve Özkasnak''ın hasımlarına gün doğdu. İki aşırı uç burada biraraya geldiler! ''70li yıllarda terör eylemlerine karıştığı için tutuklanan ve Albay babasının Selimiye kışlasında nerede ise yüreğine indiren şimdiki Liberal Gülay Göktürk hanım Faziletçi Nazlı Hanıma "Andıç"ı açıkladı diye neredeyse şeref madalyası verecek! Biribirlerine yakışırlar...
Andıç ne ki? Herşeyden önce bazı önemli tespitlerde bulunmak gerekiyor. Önce "Andıç" nedir, ne değildir? Askeriye sözlüğündeki Andıç, frenkçe "Memorandum"un veya kısaltılmışı "Memo"nun karşılığıdır. Yani bir "hatırlatma" veya sevmediğim arı Türkçesi ile "anımsatma" gayri resmi yazışma aracı. Eskiden buna "muhtıra" denirdi ama "muhtıra" tabiri yanlış tedailere sebep olacağı ve akılları karıştırabileceği için yerine "Andıç" kelimesi kullanılıyor. Bu bir emir veya uygulama belgesi değil, operatif mahiyeti olmayan, adı üstünde yüksek sesle düşünme ve hatırlatma notudur! Hizmet içi memorandumlarda türlü ihtimaller konusunda öneriler yapılabilir... Herhalde bunların çerçeveleri dışına çıkarılıp sızdırılmaları hem yanlıştır hem de ister Andıç olsun ister Gizli tasnifine tabi bir belge olsun suçtur. Bu olayda Nazlı Ilıcak ve ona belgeyi verenler hakkında gereken işlem yapılmalıdır. Kendisinin milletvekili olması da ona dokunulmazlık sağlamaz. Yoksa askeri cihetin de, sivil kuruluşların şimdi olduğu gibi kevgire çevrilmesi önlenemez..
ABD''de de aynı problem Su sırada, tesadüfen Amerikan Kongresi''nde gizli belgelerin dısarıya, medyaya sızdırılmasını önlemek için bir tasarı kabul edildi. Eğer ayağı çukurdaki yani Beyaz Saray''da iktidarının son günlerini yaşayan Bill Clinton bu kanuna şiddetle karşı çıkan özgürlükçü Liberallere bir cemile yapmak için veto etmez ise tasarı kanunlaşacak. Ben bir gazeteci olarak haber alma ve haber verme özgürlüğüne inansam da, ülkemin yüksek çıkarları söz konusu olunca, basın özgürlüğü var diye ülkenin sırlarının pervasızca açıklanmasına karşıyımdır. "Ben evvela gazeteciyim!" safsatasına da inanmam. Bir gazeteci, Genelkurmay''ın gizli bir belgesini yayınlamak dokunulmazlığını haiz midir? Bu sonuncusu Nazlı Hanım''ın son fiiline uyuyor. Hanım diyor ki: "Bu belgeyi yayınlamakla bir hatayı meydana çıkardım...hem gazetecilik hem de teşrii görevimi yaptım şeffaflığa hizmet ettim!" Konu o kadar basit değil. "Bu belge gizli belge sızdırmanın da basın özgürlüğü ve seffaflıkla ilgisi yoktur!
Ancak Nazlı Hanım''ın asıl maksadı şeffaflığa ve ülkeye hizmet etmek değil... Asker karşıtlığını bu vesile ile bir defa daha ortaya koymak ve Sayın Bir''den ve Özkasnak''tan aklınca intikam almak...Ben bu hanımı yakından tanırım: Askerlere ve orduya karşı büyük ve dinmez bir hıncı vardır. Bunun sebebi de, çok muhterem rahmetli babası Muammer Çavuşoğlu Beyefedinin 27 Mayıs darbesinden sonra tutuklanması Yassıada''da ve Kayseri''de hapis yatmasıdır. Bu olay Nazlı Ilıcak''ta çocukluğundan beri tedavisi güç travmatik bir iz bırakmıştır.
Darbe 27 Mayıs Darbesi, Türk Silahlı Kuvvetleri''nin emir-komuta zinciri dışında, CHP''lilerin ve solcuların etkileri altında yapılmış bir junta hareketi idi. Herhalde yanlış bir hareketti ve Türkiye''ye faydadan fazla zarar vermiştir. Hatta 68''li ve sonraki yılların cadı kazanına mümbit zemini hazırlamıştır. TSK, gerek yapılış tarzı ve gerekse topluma ve siyasete yaptığı büyük zararlar yüzünden ve özellikle, Ordunun kendi içindeki denge ve kuralların, üsteğmen, yüzbaşı vb. rütbesindeki darbecilerin generalleri karşılarında hazırol vaziyetinde tutmalarına yol açacak derecede bozulmasına sebep olduğu için, bu hareketi hiç tasvip etmemiştir.
Ben de hasbel kader; bu darbeden nasibimi aldım, Yassıada''da aylarca Nazlı Hanım''ın babası ile aynı koğuşta yattım. Kore savaşında şerefle taşıdığım aynı üniformayı taşıyan şartlandırılmış bazı kişilerden sille tokat dipçik ve küfür yiyerek kahroldum. Ama kendi orduma düşman olamadım...olamazdım! Ama Nazlı Hanım belki de tab''i icabı bu travmadan kurtulamadı: Ordu karşıtlığı onda paranoya ve isteri boyutlarına vardı! Fazilet üyeliği ile de yenı bir mahrec buldu!
Maksat ne? Yarın ABD seçimleri konusunda yazmak zorunda olduğum için bu konuya, bir sonraki yazımda döneceğim. Gerçi Genelkurmay''ın bu konudaki açıklaması olaya açıklık getirmiştir ama benim de Andıç konusunda ve bu vesile ile belgede adı geçenlerin ve bilumun ordu düşmanlarının mal bulmuş mağribiler gibi Sayın E. Orgeneral Bir''e ve E. Tümgeneral Özkasnak''a karşı saldırıya geçmeleri konusunda söyleyeceklerim var. Bugün şu kadarını söyliyeyim: "Hafizları nisyanla" malul olanlar PKK ve bölücülük konusunda Andıçta adları geçenlerin istedikleri olsaydı ve TSK bu mücadeleyi silahla kazanmasaydı, bugün durumun ne olacağını herhalde düşünemiyorlar. Bu mücadelenin bir boyutu da o zaman ille de "siyasi çözüm" diye tutturan, Öcalan ile devletin başı arasında bu maksatla postacılık yapan, onun ayağına kadar gidip ona uluslararası forum sağlayan bu kişilere karşı yapılan ve yapılması gereken mücadele idi...Bu yaptıkları karşılığında kimden ne aldılar bilemiyorum ama herhalde ülke çıkarlarına ihanet ettiler. Şimdi Nazlı Hanım''ın belgesi ile kahraman ve mağdur sayılamazlar. Gene baştaki savıma dönüyorum: "Gazetecilik vatansızlık demek değildir ve ülke çıkarlarını gözardı etmeyin" "mütareke basını" gibi hareket etmeyi gerektirmez!
GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Sırlar, özellikle devlet sırları kesici aletler gibidir, çocuklardan, aptallardan ve hainlerden uzak bulundurulmalıdırlar"
* John Dryden-İngiliz Şairi (1631-1700)

